Mazeret aramak

Mazeret kelimesi yanında “bahane”, “özür” kelimeleri kullanılabilirse de, niyet, duygu-düşünce, eylem, davranış ve bunlarla bağlantılı olarak görev, sorumluluk, yükümlülük, neden, amaç ve sonuç gibi kavramlara atıflar veya göndermeler kaçınılmaz olarak devreye girerler. Kelime anlamına bakıldığında mazeret, “istenilmeyen bir halin oluşuna yol açan kaçınılmaz neden” şeklinde tanımlanabilir, daha doğrusu açıklanabilir.

Kelime anlamıyla kayıtlı veya bağlı kalındığında, mazeretin meydana gelebilmesi için, “olumsuzluğu” belirleyen bir “olumlunun” var olması şarttır. “İstenilmeyen” veya duyulmayan, düşünülmeyen, kararlaştırılmayanın meydana gelmesini belirleyen “olumlu”nun, yani istenilenin, duyulanın, düşünülenin veya kararlaştırılanın varlığı göz önünü alınmak durumundadır. Olumlu olan hem mazeret olarak ortaya çıkanı belirlemekte, hem de, en azından, zımnen onun değerlendirilmesini sağlayan ölçüyü ortaya koymaktadır. Aslında burada, daha İlkçağ felsefesinde bir sorun olarak sezilmeye başlanan  “Varlık”, “Yokluk” dikotomisi, ikilemi, ister istemez kendini hissettirmektedir. Varlığı mutlak anlamda kavrayan Elealılar, başta kurucusu olan Parmenides olmak üzere, Yokluğu düşünülemez olarak, yani aklın içeriğine yerleştiremedikleri için, sadece var olanın düşünmenin konusu olabileceği yargısıyla temellendirmek istemişlerdi. Böylece sorun tartışma alanında sürüp gidecektir.

Demek oluyor ki, “istenilmeyenin” ortaya çıkması için “istenilenin” varlığına bağlıdır, ama olumsuz bir nitelik de kazanmıştır. Aksi takdirde mazeretin ne olduğunu tanımlamanın imkânı söz konusu edilemez.

Oysa duygularımız, düşüncelerimiz ve kararlarımız, bu bağlamda istememiz veya istemememiz, salt iç dünyamızda olup bitmez, dış dünyaya yansıtılmaları da gerekmektedir. Sözgelimi sevincini veya mutluluğunu insan ya bir mimikle, davranışla, sözle, yazı veya çiziyle dışa yansıtarak ifade eder. Keza üzüntüsünü veya mutsuzluğunu vb. böyle.

Ayrıca duygunun, düşüncenin veya kararın bir harekete, bir duruma veya bir sonuca yol açması, yani dış dünyada bir değişiklik meydana getirmesi de gerekir. Sevinç duygusu bir çığlık veya bir tebessüm veya durduğu yerde sıçrama ya da daha başka şekillerde kendini gösterebilir. Sözgelimi bir kimse sevinçli bir haber aldığında veya kuraklık tehlikesi karşısında, bugünlerde olduğu gibi, Allah’ın rahmetine (yağmur, kar) mazhar olunduğunda, iki rekât şükür namazı kılarak bunu ifade edebilir. Aslında bütün ülke olarak etmeliyiz.

Son olarak, ortaya çıkan, meydana gelen veya oluşan durumun “kaçınılmaz bir neden” olması şarttır. İlk bakışta bu ibare hemen anlaşılır ve hemen açıklanabilir gibi gelmektedir. Genellikle de mazeret olarak öne sürülen durumun, aslında kaynaklandığı bu unsur üzerinde nerdeyse hiç durulmaz. Ancak, bir duygunun, düşüncenin, kararın ya da istemenin veya istememenin varlığı, gerçeklik haline gelebilmesi buna bağlı sayılmalıdır. Bilindiği ve özellikle eğitim-öğretimle ilgili olanların sıkça karşılaştığı durumlar, “mazeret” kalıbı kullanılarak dile getirilirler. Sözgelimi, öğrencilerin sıkça başvurduğu kalıp, “elektrikler kesildiği için derse çalışamadım” olabildiği gibi, “babam veya annem hastalanmıştı…” şeklinde kendini gösterir. Üniversite öğrencisinin dilinde daha usturuplu ifadeye bürünmektedir: “Kitabınızı baştan sona okudum!” Bu ifade karşısında, çoğunlukla hoca, bir an durma gereği hisseder. Çünkü ortada bir okuma eyleminden söz edilmektedir. Amaç edinilen bilgiye ulaşabilmek için öğrenciden beklenen en önemli davranış kitap okuma eyleminde bulunmasıdır ve beyanının da doğru olduğunu kabul etmek gerekir. O halde, dersin kaynağı olan kitabın okunması, kendiliğinden “kaçınılmaz neden”i ortadan kaldırabilir mi?

Şöyle bir örnek de verilebilir: İktidarda olan bir parti ve yetkilisi; “Döviz kurunun yükselmesi dış güçlerin bir oyunudur?” dediğinde bunu mazeret olarak kabul etmek mi gerekir? Neden?

“Mazeret”i biraz daha irdelemek, siz bunu “kurcalamak” olarak da düşünebilirsiniz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?