İstifçiler

Son yıllarda kompülsif biriktirme hastası olarak tanımlanan istifçilerin hızla arttığını görmekteyiz. Çöp evlerde hayat bulmaya çalışan istifçiler, işe yarasın-yaramasın bütün atık eşyaları biriktirerek kendilerine bir yaşam alanı açmaya çalışıyorlar. İnsanların kendilerini nasıl değerlendirdiklerinin, sıra dışı yaşamlarına nasıl bir anlam atfettiklerinin önemi yok onlar için… Sanki koskoca dünya boşaltılmış da meydanda sadece onlar kalmış ne acı!   Kendilerini sevgisizliğe itenlerden intikam alırcasına olaylardan ve şahıslardan uzaklaşıp,  eşyaların dünyasına taşınıyor ve sevgiyi, güven ve sükûneti burada arıyorlar istifçiler. Eskimiş, kullanılırlığını kaybetmiş eşyaları, atık ambalajları, miadını doldurmuş araçları bir araya toplayarak, bu araçlarla duygusal bir bağ kurmaya çalışıyorlar. Seslerden, hareketlerden ve canlıya ait olan her şeyden uzaklaşıp, eşyalara kaçmak, bu kişilerin iç dünyalarında yaşadıkları ruhsal çatışmaları daha da artırıyor ve tedaviyi gerekli kılıyor.

Uzmanlar istifleme davranışını fertlerin çocukluk çağında maruz kaldıkları travmatik durumlarla ilişkilendiriyor ve ruhsal destek sağlanarak, dağılan bu parçaların bütünlenmesi gerektiğini vurguluyorlar. Zira bir çocuğun yaşamının en kritik döneminde, şiddet ya da cezaya maruz kalması ya da ihtiyacı olan sevgi ve desteğe ulaşamaması benliğin bütünlüğünü bozarak büyük hasarlara neden olabiliyor. Yaşanan her şey bilinçaltında bir şemaya dönüşüyor ve kişi sonraki yaşamında kendince bulduğu yöntemlerle ihtiyacına ulaşmaya çalışsa da şemalar buna engel oluyor. Ve insanın sevgi arayışı hep devam ediyor.

İstifçilik kişinin açılan yaralarını sarmak için giriştiği bir yol, bir arayıştır aslında… O yüzden çöp evlerde hayat bulmaya çalışan kimselerle karşılaştığınızda onları bakışlarınızla ezmeyin, tavırlarınızla küçümsemeyin, usulca yaklaşıp selam verin, ellerinden tutun ve ihtiyaçları olan desteği almaları için teşvik edin. Unutmayın o kir tutmuş eşyalar bu kişiler için sizin gördüklerinizin ötesinde anlamlar ihtiva ediyor… Çöp evde gözünüze ilişen her zerrede mahrum bırakılmış bir çocuğun hüznü var. İstifçi çocukluk döneminde ulaşamadığı sevgi ve güven ilişkisini biriktirdiği eşyalarla kurduğu bir bağ üzerinden telafi etmeye çalışıyor. Fakat bu durum onu kendisinden ve hayatın gerçeklerinden uzaklaştırarak donuk, kirli, dağınık bir alana hapsediyor ve yalnızlaştırıyor. Ve… O çocuk sesini kimseye duyuramıyor…

İstifçilik cimrileşme ya da vazgeçememe durumu değildir aksine kişinin geçmiş yaşantısında maruz kaldığı örseleyici tavırları ve bu tavırların açtığı yaraları kendince iyileştirme çabası, vaktinde kuramadığı güven bağını eşyalarla kurmaya çalışmasıdır. Bir “imdat” sesidir bu. Bu sese kulak verip kişiyi ihtiyacı olan desteğe yönlendirmek gerekir. Peki, yıllanmış olayları, asırlık kavgaları, küllenmiş ifadeleri, yapılan tartışmaları, sergilenen davranışları çelikten bir kutuda saklayıp sürekli gündeme getirenlerin istifçiliğini nasıl açıklayacağız? Öyle kişilerle karşılaşıyoruz ki, 50-60 yıllık tatsız olayları bütün ayrıntıları ile birlikte saklamış, hiçbir şeyi unutmamış, hiçbir zerreyi af etmemiş, öfkesini, kinini ve nefretini olduğu gibi muhafaza etmiş ve biriktirdiği bu negatif enerjiyi insanlara bulaştırmaya devam ediyor. Bana göre asıl istifçiler bu kişilerdir. Ve şiddeti yaymaya devam eden bu kişiler de tıpkı eşyalarda sevgi arayan istifçiler gibi yardım ve desteğe ihtiyaçlıdırlar. Zira bu kişilerin biriktirdiği kin, nefret ve öfke hepimiz için tehlike barındırmaktadır.

Aşina olduğumuz bir durumdur; bir bayram sabahı akrabalar bir araya gelip sohbete dalarlar. Aralarından biri mutlaka istifçidir ve lafı evirip çevirir atmış yıl öncesine götürür. Uzun zamandır birbirlerini görmeyen akrabalar hoşça vakit geçirmeyi hayal ederken istifçi olayları bir bir dökmeye ve ortamın tadını kaçırmaya başlar. Söz uzadıkça uzar ve kişi  o zamanlar sen bana şunu söylemiştin, şu kişi bana yıllar evvel şöyle demişti gibi ifadelerle ortamın huzurunu kaçırmaya devam eder… İnsanlar hevesle başladıkları sohbeti durdurur ve birikmiş kin ve nefretinin altında ezilen kişiyi teskin etmeye çalışırlar. Ama bu sanıldığı kadar kolay değildir. Zira istifçi sanki her şeyi o an yaşıyormuşçasına öfke kusmaya, tehditler yağdırmaya, hakaretler yapmaya başlamıştır. Herkes susar o konuşmaya devam eder.

İstifçinin çelik sandukasında neler yoktur ki, sarf edilmiş tatsız sözler, küfürler, hakaretler, kaş göz hareketleri, fısıldaşmalar, arkadan konuşmalar… İstifçi hiçbir şeyi atmamış, hiç kimseyi af etmemiş, sarf edilen hiçbir sözü unutmamıştır. Ve olayları istifledikçe kin ve nefreti artmış ve kronik bir öfkeye dönüşmüştür. Fakat kişi sevgiyi değil şiddeti tercih etmekte ısrarlıdır… O yüzden bu kişilere sesinizi bir türlü duyuramazsınız…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?