Gazetenin Millîsi

Millî Gazete 49 yaşında. Bir gazete için tam bir kemal yaşı. Bilgiden bilgeliğe doğru atılan adımın kendini hissettirecek bir hâl alması. İfrat ve tefrit yaşını geride bırakıp mutedil bir kişilik oluşturmanın en müessir dönemi. Nerdeyse yarım asır. Tekerlek tümseğe takılıp çakılmadan bugünlere gelebilmeyi başarmış. Yerli ve millî. Bir nevi mahalle mektebi.

Eli kalem tutan, ağzı kelam yapan köşe sahiplerinden Millî Gazete mürekkebini solumamış kaç kişi vardır? İsim isim sıralasak sütunlar yetmez. Fikrin özü, duyarlığın mahreci ve sorumluluğun membaı olmak gibi bir kimliği var Millî Gazete’nin. Dönemler biter, konjonktürlerin yerinde yeller eser, fırtına her şeyi alıp götürür, yerinden eder; fakat Millî Gazete hep temeli ile çatısı arasında bir mana üzere kendini şekillendirdiği yerde kalır. Buna yerli yerindelik denir.

Alıcısı değil okuyucusu vardır. Millî Gazete okuyucusu gazetesine okunduktan sonra buruşturulup atılan bir nesne muamelesi yapmaz, onu bir kitap gibi muhafaza eder. Muhafaza edilen her ne kadar günlük bir gazetenin sayfaları imiş gibi görünse de hakikatte yaşanmış günlerin, verilmiş sözlerin, çekilen sıkıntıların belleklerde korunup kollanmasıdır.

Millî Gazete’nin öncü okuyucu kadrosu elli yaş üzeridir. Gazetenin şimdiki geldiği yaşa muadil bir yaş bu. Bir geleneğe taşıyıcılık yapma yaşıdır 50’li yaşlar aynı zamanda. Genç kuşakların bu geleneği daha yakından takip etmeleri gerekir. Millî Gazete kendi sayfaları içerisinde gençlerle arasında bir kültür köprüsü kurmakta geç kalmamalıdır. Yirmi-otuz yıl öncesinin gençleri ile şimdiki gençler arasında çok belirgin farklar olduğunu dikkatten kaçırmadan her dinamik genç okuyucuyu geleceğin yazarı kılmak gibi bir hedef üzerinde çalışılmalıdır.

Bir gazeteye sahip çıkmak sadece onu bayiden almak, abone olmak ya da internetten tıklamak değildir elbet, aynı zamanda daha iyiye ve daha güzele gitmesi, içeriksel çeşitlilik için önerilerde bulunmak, fikir yürütmek lazımdır. Daha çok kültür, daha çok sanat, daha fazla sorumluluk mesela. Devinimsiz bir gazete bilgilendirmez ve haberdar etmez, habere konu olur.

Millî Gazete’mize nice bereketli yıllar, nice güzel sayfalar ve nice sahici ve iç açıcı gündemler diliyorum.

KIŞ HAFIZA MEVSİMİDİR

Mevsimlerin insanın psikoloji ve kimyasında sonradan ortaya çıkıp görülebilecek etkileri vardır. Mesela yaz mevsiminde yaşanılan şeyler sanki daha az hafızada kalıcılığa sahip. İlkbahar günlerinde uykudan yeni uyanmış bir insanın mahmurluk ve esrikliğini gözlemleriz daha çok. Sonbahar tatlı bir yorgunluktur. Hep belli bir mesafeden bakmaya alışırız bu mevsimde. Yaz günlerinin harareti bedenimizde yeni yeni soğumaya başlamıştır. Her şey arkasına bakmadan bir gidişe ve tükenişe doğru hareket etmektedir. Kış mevsimine gelince biraz durmak lazımdır. Kış tam bir hafıza mevsimidir. Sanki yaşanan an bir ömre yetecek kadar donmuş, gelecek günlere hatıra olsun diye anılar defterindeki yerini almıştır. Soğuk sıcağa göre daha bir hafızada kalıcıdır. Kış seremonisi hafızayı itina ile besler. Kar, yolu beklenendir. Aynı zamanda kendisi için özel hazırlıklar yapılandır kış mevsimi. Kışlık elbiseler dolaptan çıkarılır ve bedeni sımsıkı sarıp sarmalar. Kazaklar, atkılar, bereler, eldivenler bir merasime hazırlanır gibi art arda bedenimizdeki ayrılan yere yerleşiverir. Botlarınızı, çizmelerinizi ve paltolarınızı da unutmuyorsunuz tabi. Palto ve botlarınızla geçirdiğiniz soğuk kış günlerini kolay kolay geçiştiremezsiniz. Mutlaka onlara ait bir hatıranız vardır. Beden evinize kaçak kat çıkar gibi üst üste giyindiğiniz kıyafetlerle çekildiğiniz kış fotoğrafları ne çabuk eskiyip yıllar yıllar ertesinin zaman albümündeki yerini alır.

Ne kadar anlatacak şeyim, konuşacak ve de yazacak hatıram varsa hep kış mevsimine dairdir. Kışın karlar altında mezarlar sanki bambaşka bir içerik kazanır. Fabrika önündeki kardan adamla fabrika kapısında dikilen kârdan adam (patron) nasıl da aynı saatte aynı yerde buluşmuştur. Kışın sokakta sabahlayan evsizler, soğuktan birbirine sokulan sokak hayvanları, üzerine ince ince karlar yağan tabut, mütekait Muzaffer amcanın kırçıl bıyıklarıyla uyumlu kar taneleri, ödenememiş doğalgaz faturalarından mütevellit soğukta battaniye altında ısınmaya çalışan aileler, yaşadığınız kentin beton siluetini bir ayıbı saklayıp bir kusuru örter gibi baştanbaşa kapatan beyaz örtü hafıza duvarımızda yıllarca asılı kalacak tablolar gibidirler.

İsterseniz hafıza arşivinizin çekmecelerini bir yoklayın; kışın düğün, kışın cenaze, kışın tayin, kışın hastane, kışın geçit vermeyen yollar, kışlık hüzünler nasıl da zihninizde derin izler bırakmıştır göreceksiniz. Şayet hafıza çekmecenizin anahtarını bulamıyorsanız o zaman Cenap Şehabettin’in “Elhan-ı Şita”, Ahmet Muhip Dranas’ın “Kar”, Sezai Karakoç’un “Kar Şiiri” ve İsmet Özel’in “Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak” şiirlerini okuyabilirsiniz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Hayırlı olsun yarım asırlık gazetemizi gönülden tebrik ediyorum...selamlar olsun..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 19 Ocak 14:58


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?