Siyaset ne kadar esneyebilir?

Türkiye gündemi, herhangi bir ülkeye nazaran hayli yüklü ve hararetli. Bir o kadar da değişken. Ölümüne tartışılan bir mesele, bir hafta sonra tamamen unutulabildiği gibi gerçekten de gündeme gelmesi gereken, tartışılması icap eden meseleler de es geçilebiliyor. Herhangi bir konuda taraflar tartışarak bir sonuca varılamayacağını biliyor ama yüksek tansiyonlu tartışmalardan da hiç kimse geri durmuyor.

İnancımızda ve kültürümüzde yer aldığı halde istişareye, bir başkasına danışmaya, fikrini almaya özellikle de güç sahipleri hiç mi hiç yanaşmıyor. Tam tersine, en ufak bir farklı görüşü, düşünceyi, en basit bir soru işaretini bile adeta kendi varlıklarına bir tehdit gibi algılayabiliyorlar. Hele ki bir de bir eleştiri, tenkit veya uyarıyla karşılaşırlarsa da en ağır şekilde mukabele etmekten de geri durmuyorlar.

Bu bakımdan, ülkemiz konuşarak hiçbir neticeye varılamayan bir noktada bulunuyor. Kimse birbirini dinlemiyor, karşısındakinin fikrine, düşüncesine, çekincesine en ufak bir kıymet bile vermediği gibi kendi doğrusunu değil “en doğru”, adeta “tek doğru” farz edip, buna göre hareket etmekten çekinmiyor.

Siyaset de bu tavırdan payını alıyor veya bu durum tam da siyasetin tavrından kaynaklanıyor belki de. Havada uçuşan hakaretler, ithamlar, yerine göre iftiralar, topluma kin, öfke, nefret, düşmanlık pompalamaktan başka hiçbir şeye yaramıyor. İnsanların, siyasete olan güvenlerini ve saygılarını alıp götüren, bir tür kayıtsızlığa neden olan bir hal bu.

Siyasetçiler, vakt-i zamanında çok vecizce(!) ifade edilen “dün dündür, bugün bugündür” pragmatizmini, daha doğrusu ilkesizliğini kendilerine genelgeçer bir yöntem olarak kabul ettikçe, ne söylenen sözlerin bir kıymeti kalıyor, ne de siyasette en temel erdemlere de yer kalıyor.

Siyasetçi, basit bir siyasi gaye uğruna, ki bu oy alma veya iktidar olma olabilir, ağzından çıkan sözlerin nereye varacağını hesap etmez oluyor, karşısındaki muhataplarının “insan” olduğunu unutuyor, “kutsal amaç için her yol mübah” faydacılığına sığınıyor ve ortaya çıkan manzara da toplumun hayrına olmuyor. Günümüz tabiriyle “siyasi rant” uğruna tam bir “züccaciye dükkanına girmiş fil” tavırları sergileniyor, her şey kırılıp dökülüyor.

Bu pragmatizm, daha doğrusu herhangi bir ahlaki veya insani ilkeyi temel almama ve sadece birtakım mikro menfaatleri maksimize etme düşüncesi, siyasetin de hiçbir ahlaki ölçütü içermemesine neden oluyor. Halbuki inşa ilişkilerinde ve inşa edilmiş olan ahlaki öğretilerde erdemli olmanın temel koşulları arasında söylenen sözün kıymetli olması veya muhataplarına saygı gösterilmesi gibi hasletler yer almaktadır. Bunları hariçte bırakarak izlenen bir yol siyasette fayda getirmeyeceği gibi, ticarette de, kültürel faaliyetlerde de, insanların birlikte yaşadıkları en basit bir toplulukta da hayırlı neticeler üretmez.

Toplumsal olarak ahlaki olandan bir kere sapınca bunu hayatın her safhasında karşımızda olumsuz bir durum olarak gözlemliyoruz. Ticaret hayatında sözünü yerine getirmeyen veya ticaretine hile katan, trafikte başkasına saygısı olmayan ve hakkına riayet etmeyen, toplumsal yaşantıda komşusunun hakkına giren vs vs..

Bunun siyasetteki yansıması da muhataplarına karşı saygı göstermeyen, onların hakkına riayet etmeyen, çeşitli ithamlarla onların hakkına giren, insanlara fayda sağlayacak konuşma ve tartışmalar yerine gereksiz polemiklerle toplumun enerjisini boşa harcayan bir tarzı göstermek mümkün.

Şunu kesinlikle kabul etmek ve hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor sanki. Netice itibariyle, bizim fikrimi ve düşüncemize sahip olmayan, başka düşünceleri olan ve farklı bir hayat süren insanlar var ve olacak. Kendinden olmayana hayat hakkı tanımamak hiç kimsenin harcı değildir ve kendimizden farklı gördüğümüz insanlarla da birlikte yaşamak durumundayız. Aynı ülkede yaşıyoruz ve aynı apartmanda yaşayan komşular misali yarın öbür gün komşumuzun külüne muhtaç duruma düşmeyeceğimizin de garantisi bulunmuyor. İnsanımızın yüzyıllardan süzülüp gelen “irfanının” yalın bir anlatımı olan “yüz yüze bakmak” ifadesi, siyasetçilerin baş köşeye asmaları gereken bir ibret levhasıdır aslında.

Yoksa esnemesinin sınırı olmayan bir siyaset müstehak olacaktır bize.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?