Zamanın ruhu mu pragmatizmin egemenliği mi?

Her siyasi oluşum bir gayenin peşine takılır. Bunu bir grubun, bir sınıfın, bir kimliğin menfaatlerini gözetmek için yapanlar olduğu gibi toplumun bütün kesimlerinin iyiliği için de yapanlar vardır. Olması gereken aslında toplumun tümünü kuşatan bir gayeye sarılmaktır. Fakat nasıl bir yol izlenmeli ki, bir kesimi öncelemekten ziyade toplumun bütününü kuşatan bir amaca sahip olunabilsin?

Bunu anlamanın yolu zamanın ruhunu gündeme almakla mümkündür. Zamanın ruhu kavramını önce bir açıklığa kavuşturalım. Buradan kast ettiğimiz çağın bilinç düzeyine ulaşabilmek, çağın ihtiyaçlarının farkında olmak ve çağın diline vakıf olmaktır. Bunun için çağın dayatmalarına karşı teslim olmak gerekmediğini bilmemiz gerekiyor. Çünkü çağa maruz kalmakla çağın farkında olmak farklı şeylerdir diyebiliriz.

Her siyasi hareket bu gerçeğin farkında olarak faaliyetlerini yürütmek zorundadır. Yoksa konjonktürün yalpalamasına kapılır ve mazide bir hatıra olarak anılmakla yetinir. Bu yüzden başlığımızda zamanın ruhu ile pragmatizmi karşı karşıya konumlamaya çalıştık. Zamanın ruhu dediğimiz kavramın içinde, idealini çağın şartlarında yaşatma gayreti varken pragmatizmde ise çağın şartlarından istifade etme gayreti vardır.

Biraz daha somutlaştırarak mevzuyu açıklamaya çalışalım. Yazının başında siyasi bir partinin gayesinin, toplumun bütününe iyiliği hâkim kılmaya çalışmaktır demiştik. Fakat bu her zaman böyle olmadığı da bir gerçek. O yüzden bazı siyasi partiler konjonktürü olabildiğince sömürerek buradan kendisine alan açmayı hedefler. Çıkar ya da kimlik siyasetini mücadelesinin merkezine oturtan siyasi partiler çağın kendilerine sunduğu imkânı toplumsal bütünlüğün iyiliği için değil kendi öznel gayeleri için kullandıkları vakidir.

Bu şekildeki bir hareketin geleceğe dair bütüncül bir kaygısı yoktur. O yüzden bu tür siyasi oluşumları pragmatizmin egemenliğine kapılmış olarak değerlendirebiliriz. Geleceğe dair umutları olan siyasi oluşumlar içinse zamanın ruhu önemli bir atıftır. Zamanın farkında olan siyasi partiler muhataplarının hangi düşünce düzeyine sahip olduklarının ve gerçek ihtiyaçlarının da farkında olmalıdır. Artık geriye bu farkındalığı muhataplarına ifade edebilmesi kalıyor. İşte bunun yolu da çağın diline vakıf olmaktan geçer.

Bu amaçla siyasi partilerin tüm toplumsal kesimlere kendisini ifade edebilecek bir dil kurması gerekir. İnsanlar arası iletişimin derinliği zamana, mekâna, yaşa veya toplumsal sınıfa göre farklılıklar göstermesi muhtemeldir. Bunun için yapılması gereken tüm bu farklılıklara ulaşabilecek ortak bir dilin imkânını aramaktır. Nasıl ki, belli bir yaşın üstüyle sosyal medya dili üzerinden sağlıklı bir iletişim kuramazsak Z kuşağı olarak adlandırdığımız yeni kuşakla da soğuk savaş diliyle siyaset yapamayız.

Zamanın diline vakıf olmak dediğimiz zaman aslında tüm toplumsal tabanı kucaklayacak bir dilden bahsediyoruz demektir. Kuşaklar, kimlikler, ideolojiler ve farklı dünya görüşüne sahip kesimler arasındaki farklılığı ortak bir paydada buluşturacak bir dil bu. Mesele çok çetrefilli gözükebilir ama çıkış yolu ortak kaygıların varlığını hissedebilmeden geçer diye düşünüyorum.

Tüm farklılıklara rağmen insanların ortak kaygısı adil, mutlu, güvenli ve refah içerisinde yaşayabilmektir. Siyasi partilerin temel gayesi bunu sağlamaktır. Bunun nasıl olacağını toplumun tümüne izah etmesi gerekiyor. İşte bunun yolu da zamanın ruhuna uygun bir dili söylemlerine hâkim kılmaktan geçer.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Prof. Dr. KurtmanErsan - Kalemine, gönlüne ve ilmine sağlık ve bereket diliyorum. İster bireysel isterse kurum ve kuruluşlar açısından olsun; ulvi gayeden uzaklaşanın, bireysel menfaatinin peşinde koşan mahluktan ne farkı olabilir ki! Ne mutlu varoluş gayesine uygun olabilenlere. Saygılarımla

Prof. Dr. Kurtman Ersanlı

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 17 Ocak 14:14


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?