Sade yaşam nerede?

Sosyal medya uygulamalarından birisi olan WhatsApp’ın yeni sözleşme talebi gündeme hızlı bir şekilde giriş yaptı. Ve bu talep karşısında insanlar bir anda n’oluyoruz diye bir adım geri çekildiler. Ardından da hızla yeni bir uygulama arayışına giriştiler. Bu arada yerlilik, millilikten, güvenlik vb. birçok konu gündemi meşgul etti. Ancak bütün bu tartışmaların altında sanki bir sadelik arayışı da vardı. İster istemez bütün bu tartışmalara eşlik eden ama hiç öne çıkmayan bu arayış, ‘sade yasam nereden başlar?’ diye sorduruyor. Gerçi sadelik arayışında pek bir kimsenin olduğuna şahit de olmuş değiliz. Ancak sadelik söyleminin hiçbir zaman etkisini kaybettiğini işitmedik. Onun için bugün hepimizin hayatında önemli bir yer işgal eden ve bizi de bu işgalin nesnesi haline getiren bir anlayış içerisinde sadelikten bahsetmek çok da makul/matah bir şey olmasa gerek. Biraz da konuyu ben böyle okumak istiyorumdur.

Tartışmaların bilinen boyutlarını bu yazıda zikretmeyeceğiz. Açıkçası ortaya çıkan paranoyayı tartışmak daha doğru geliyor. Bugün hem komplo boyutunda akla hayale gelmeyen varsayımlar ortalıkta kol gezerken insan bu duruma iki şekilde de hayret ediyor. Birincisi bu kadar uyanık olan toplumun sergilediği durumu şuurluluk olarak ele alırsak bu duruma, ikincil olarak da bu kadar uyanık bir bilincin nasıl olur da bu kadar özensiz olabileceği ve oldukça lakayt davranabileceğine hayret ediyor. Kısacası aslında insanların bir şekilde farkındalıklarını üretilen birçok komplo teorileriyle anlamsızlaştırma ve itibarsızlaştırma çabaları sonucunda bir bilinç kaybı yaşandığını dolayısı ile bir lakaytlık ortaya çıktığını ifade edebiliriz.

Nitekim insanlar kullandıkları her uygulama ile kendilerine ait olan her şeyi bir şekilde bu uygulamalarla paylaşmış oluyorlar. Elbette bu teknolojik imkânların birçoğundan ister paralı isterse parasız (karşılıksız) faydalanıldığında, bir talep edildiği kadar bir de talep edilenin ötesine geçildiğinin bilgisi herkesin malumudur. Mahremin bu kadar alenileşmesi boyutunun rahatsız edici olduğunu ifade etmekte fayda var. Yoksa bugün sokakta yürürken, evinde otururken, konuşurken hatta alışveriş yaparken bütün yönelimlerini kolayca açık edebiliyor insan. Günümüz yaşam biçimi ile bütün bunların dışında kalabilmek gerçekten büyük bir başarıdır. Ancak şikâyet ede ede ve de her gün daha fazla bağlanarak yaşamanın tezadından kurtulamadan yaşanıyor.

Bu ortamda elbette güvenlik, mahremiyet ve güven üçlüsü insanın sürekli sıkıştığı bir üçgen olarak kafa karıştırıyor. Bu üç kavramın tanımı da her geçen gün biraz daha farklılaşırken insanların bu kavramlarla ilgili yaklaşımları da günlük politik gündemlere göre şekilleniyor. Aslında bu tür gündem sapmaları zaman zaman toplumun duyduğu kimi endişe ve korkunun da bir şekilde yönlendirilmesi ile ilgilidir. Bu yönlendirme neticesinde ortaya çıkan atmosfer; pazarlamanın başka bir boyutunu, başka bir strateji biçimini ortaya çıkarıyor. Böylesi durumlarda pazarlanan ürünlere (duygu, düşünce, tutum vb.) ve yaşanan değişimlere de dikkat etmek gerekiyor.

Bu tartışmalar ortaya çıktığında ünlü Baba filminin yönetmeni Francis Ford Capola’nın bir diğer önemli filmi olan The Conversation (1974) aklıma geldi. 1974 yılında çekilen bu filmde Gene Heckman’nın canlandırdığı Herry Caul adlı karakterin yaşadığı bunalımın, güvensizlik duygusunun giderek kendini esir alması anlatılıyor. Özel sektöre dinleme ve izleme hizmeti yapan Herry Caul’un aldığı bir dava ve onun sonucunda şahit olduğu cinayet ile karakterin dönüşümüne şahitlik ediyoruz. Karakterin zamanla hiçbir sosyalliği kalmadığı gibi saplantı haline gelen davranışları ve en sonunda bütün evini tarumar edip elinde kalan son eşya olan saksafonla bir köşede, çaresiz bir halde kalakalışını anlatıyor. 70’lerden günümüze birçok şey değişti ancak saplantılar değişmedi belki daha güçlendi ama o da gündelik rutinin bir parçası haline geldi. Bütün bu olup bitenler sanki insanların bir sadelik arayışı varmış gibi algılattırıyor. O zaman da insandan ‘sade yaşam nerede ve nasıl başlar?’ sorusunu sorması beklenir. Sade yaşamın bu şartlarda mümkünlüğü ve arayışların ne kadar başarılı olduğu da başka bir yazının konusu olabilir. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?