Reklamı Kapat

Millî Gazete Türkiye’nin Millî Gazete’sidir

“Milli ve manevi değerlerine bağlı olarak yayın hayatına /Hak Geldi Batıl Zail Oldu/ şiarıyla başlayan ve aynı çizgisinde 49 yıldır duran başka bir gazete göremezsiniz.”

 Doç. Dr. Necmettin Çalışkan yerinde, doğru ve iddialı bu tespitle başlamış Perşembe günkü “Millî Gazete 49 yaşında” yazısına.

Başka yok diyor!

Olmadığının ilk tanıkları onu 49 yıldır okuyanlardır. Araştırmacılar, arşivciler, mukayeseciler ve bilim adına hareket eden kim varsa, bu tespitleri doğrulayanlar olurlar.

Okuyucusundan belli olur bir gazete; gazetesinden belli olur bir okuyucu...

Belli olmak, anlaşılmaksa, Yunusça sorulacak “Bu nice okumaktır?” sualinin doğru cevabı “İyi ki Millî Gazete var” cümlesi olur.

Biraz latif söylersek, piyangosuna ve gelen–geçenden üç–beş yiyen futbol takımına sıfat yapılarak hafifleştirilen “Millî” kelimesini partisinin adında ve inancının ifadesinde önceleyerek “canlı” tutan rahmetli Erbakan Hocamız neşrini günler önceden müjdelerken, itiraz fısıltıları da dolaşıma sürülmüştü.

“Adı, neden Millî Gazete’dir.”

Necmettin Çalışkan’ın yazısının son paragrafında bu soruyu da cevaplıyor rahmetli Erbakan Hocamız.

“Menfi gazete”lerin karşısındaki gazetenin adı “Millî Gazete”dir.

12 Ocak’tan önceki Ekim ayında “Üniversiteli”, Kasım ayında da “Baba” olmuştum. Aralık ayı ise Millî Gazete’nin çıkıyor ilanlarını İstanbul duvarlarında okumalarımızla geçmişti.

Bu sevinç halkalarının içinde yaşıyorken, 11 Ocak akşamı Vefa’daki yurdun girişinde Millî Gazete getirecek bir arkadaşı bekledim akşamdan sonraki saatlerde.

İstanbul’u bana özellikli kılan işlerden biri de “Yarınki gazete” olayıydı. Bir gece önceden okuyordun gazeteni. Dahası, sabahların çoğunda değişmiş oluyordu okuduğun gazete. O değişimler ise seni farklı kılıyordu; sabah saklananları akşamdan bildiğin için.

Yurda giren arkadaş sayısı azalmaya başlayınca, kalktım düştüm yola bir başıma. Ellerim cepte, ceketimin yakası kalkık; kar yağıyordu, hava biraz soğuk.

13 ya da 14 Ocak nüshalarının birinde esprisi yazılmıştı bu kar yağışının. “12 Ocak günü İstanbul’un yüzü ağarmıştı; çünkü o gün Millî Gazete çıkmıştı.”

Şehzadebaşı, Beyazıt, Çarşıkapı, Çemberlitaş üstünden vardım Cağaloğlu’ndaki Üretmen Han’a. Dediler ki daha matbaada. Matbaa, Sultanahmet durağına yakın İncili Çavuş Sokak’ta. Merdivenleri indim, rotatifler dönüyor harıl harıl. Ustabaşının kontrol için aradan çektiği gazeteyi istedim, uzattı. Katladım, koynuma soktum; artık dönebilirdim.

Yurda ulaştığımda girişte ilan ettim ve herkese gösterdim Millî Gazete’mizi. “Millî Gazete çıktı!”

49 yıl olmuş, iyi ki Millî Gazete var dediğimiz günlerin toplamı. 12 Ocak 1973 heyecanı hep canlı tutulmuş “Millî” bir duruşla.

23 Aralık 2020 tarihli ve “FETÖ tarzı haber yapmak” başlıklı yazısında Sadettin İnan anlatıyor: “...İhaleden 3 gün önce arkadaşının 100 bin lira sermaye ile kurduğu, ancak 25 bin lira ödenmiş sermayesi bulunan ve hiçbir turizm tecrübesi olmayan bir şirkete milyonluk bir tesisi hiçbir teminat olmadan 5 yıllığına kiralamanın...”

Böyle bir haberi bugün ancak Millî Gazete yazar. Sorumlu olanlar da suç duyurusunda bulunur; üstelik “korunma” diledikleri yargı makamlarına akıllarından vererek: “Bu ve benzeri haberlerin hukuk düzeni tarafından korunmaması gerekmektedir.”

İnsanım  diyenin içini yakan olaylar, olaylar, olaylar...

“Türkiye’de İslamcı/muhafazakar/sağcı kültür, sanat, edebiyatta neler yaşandığını gözler önüne sermek istiyorum. İbret-i âlem için!” Diyor 26 Aralık 202 tarihli ve “Popüler yazar olmak” başlıklı yazısında Cafer Keklikçi.

“İslamcı/muhafazakar/sağcı yandaş iki yazarın kitapları bir bakanlık tarafından satın alınmış. Bakanlık toplu alım yapıyor. Okunup okunmaması önemli değil.”

Kültür, sanat ve edebiyatta böyle iktidar olunmasından haberli olmak ve ülkemizin haline yanmak, Millî Gazete okumakla olur ancak. Ama daha bitmedi devamı var.

“Zaman değişti, Boğaziçi rektörü, öğrencileri tarihin tanık olduğu en ipeksi selamla selamlamakta;

Ben de hard rock ve Metallica dinlerim.”

Bu satırlar da Mine Alpay Gün’ün 09 Ocak 2021 tarihli ve “Şahin ve güvercin rektörler” başlıklı yazısından.

“Sene 1998, Kemal Alemdaroğlu, İstanbul Üniversitesi rektörüydü.

Nur Serter rektör yardımcısı.

Kemal Gürüz, YÖK başkanıydı.

Nur Serter’in ikna odaları, tarihin acı dolu sandığıdır.”

Hatırlatmalarından sonra “E artık beni sevin diye yalvarıyor”luğunu da vurgulamış Boğaziçi’ne atanan yeni rektör halinin.

Kim sevecekti?

Ömürlerinin 20 yılı AKP iktidarında geçmiş 20–24 yaş gençliği...

Eskilerimizin deyimiyle söylersek “Hal-i pürmelalimizin örneklerini, kağıda dökülmüş şeklini üzülerek ve içi acıyarak da olsa yazan tek gazete Millî Gazete’dir.”

Bu gerçek dedirtiyor işte: İyi ki Millî Gazete var!

Nerede algı Orada Çalgı

ABD seçimlerini Trump’ın kaybetmesinden sonra bazı taraftarlarının yaptığı taşkınlıkları “Darbe yapmak”la eş tutan ve başarısızlıklarını tescil makamında olan AKP insanlarının aralarında paylaştıkları ve mizah yapıyoruz sandıkları sosyal medya yazılımı aynen şöyle:

“Gerizekalı TRAMP

Arkanda CHP yok,

Terör örgütleri yok,

Kainat imamı FETÖ yok,

Tankları alkışlayacak kitle yok,

Darbe yapmak senin neyine?”

Bunu yazan, paylaşan ve çoğaltanların zekalarından gel de sen şüphe etme.

Son satırı yok sayın ve bir daha okuyun. Arkasında o listelenenler yoksa TRAMP neden geri zekalı olsun? Onu seçmeyen Amerikalılara daha çok yakışmaz mı o sıfat?

Sayılan bu yok’lara rağmen TRAMP’ı kim kandırmıştır acaba? Kandırma tecrübesi olan Obama olmasın?

Maksatları başka bunların. Yani bunu yazan ve yayanların. Kimi de bilmeden alet olmakta.

CHP, terör, FETÖ, tank sayımları yapılırken gizlenerek kabul ettirilen bir şey var ortada. Adına algı yapmak deniyor bunun.

“Kainat imamı FETÖ yok!”

FETÖ kötüleyip, olumsuz anlattık sanılırken, yüceltmeye çalışmak, imam demekle kalmayıp ölçüsünü “kainat” koymak, geri zekalı olmak değilse, FETÖ’nün elemanı olmak demektir. Neden anlaşılmıyor bu?

15 Temmuz yıldönümünde Meclis tutanaklarına iki kere “Fetullah Gülen hocaefendi” yazdıran AKP görevlileri dil sürçmesinin arkasına sığınmışlardı. Bu paylaşımı yapanların ise zekaları öyle bir bahane bulmaya yetmeyecektir.

Zeka deyince, efendim keskin zekalı olduğu iddiasındaki birinin de paylaşımı dolaşıyor ABD’nin yıkılacağı üstüne; Rusya’nın yıkıldığını da bilmişler hem... Diyerek sözümüzü kesenler olursa, onlara da deriz ki: Yahudi gücünün abartılmasına ve övülmesine dikkat edilsin.

Rusya’nın yıkılacağını biliyordum diyenlerin, Necmettin Erbakan’ın yurdu fabrikalarla donatmasına, komünistlere kalacak korkusuyla muhalefet ettiklerini de o yıllarda biz duyduk, gördük ve okuduk.

Bir misalimiz daha var; bu konularla alakalı. Menderes’in idamından sonra haftalarca yayımlandı bir dergide; İsmet Paşa kalemşorü bir yazarın böyle tanıtılan kitabı.

“En büyük devlet adamımız İsmet İnönü’nün hayatı, vesikalara sanat güzelliği verilerek, bu kitapta bir roman tatlılığı içinde anlatılmaktadır.

Fiyatı 5 lira”

Ahval ve şerait işte böyledir ülkemizde dün ve bugün!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Komando - Bindirilmiş vede sadakaya mahkum edilmiş kıtalar ergeç buzdağının arkasini gorduklerinde kime zeka fakiri diyecekler acaba!?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 16 Ocak 09:58


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?