Seviliyorsun ey koca şair!

20 Aralık’ta doğup yine 27 Aralık günü hayata gözlerini yuman büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy, millete ait değerler manzumesini şahsiyetinde toplamak gibi bir özelliğe sahiptir. Ahlâk ve erdem esaslarından kopmamış her anlayış onunla rahatlıkla bir müştereklik kurabilir. Birilerine yakın birilerine uzak olmak kolaycılığına kaçmadan bütün mensubiyet ve aidiyetlerini hakikat üzere tesis edip ilkeler merkezinde hareket etmiştir. Aksiyonları kadar reaksiyonları, etkileri kadar tepkileri de mesnetli olup fevriliğe kaçmaz.

İstiklal Marşı rastgele bir güfte değil, sahici bir şiirdir. Bir milli marş düşünün ki gidenle geleni, bitenle başlayanı ortak bir ruhla birleştiriyor. Sadece İstiklal Marşı’nda yer alan kelime ve kavramları masamızın üzerine koyup üzerinde düşünsek körelen hafızamız tazelenir ve bizi biz yapan değerlere yeniden kavuşmuş oluruz. Dinî olan ile millî olan arasındaki sütrenin kendiliğinden kalktığını hiç şaşkınlığa düşmeden görebiliriz.

Yoksul değildir, ama “fakr” mertebesi üzere yaşamıştır. Evet, o Ankara ayazının paltosuz şairidir. Gerçek dostları çok zorda kalınca paltosunu istemek zorunda kaldığı kişilerdir. Kimseye muhtaç olmak, zahmet vermek karakterinde yoktur. Birinden bir şey istemesi dostluğuna nişane olsun içindir. Bir arkadaşıyla, “Hangimiz önce ölürse hayatta kalanımız diğerinin çocuğuna bakacak” diye sözleşirler. Arkadaşının ölmesi üzerine zaten beş çocuğu ile zor geçinen Akif, arkadaşının üç çocuğunu da evine alır. Bu çocukları kendi çocuklarından ayırt etmez. 20 yıl önce verilmiş bir sözü dün gibi hafızasında barındıran güç vefa ve sadakat duygusundan başka bir şey olmasa gerek.

Nedense Akif’ten bahsederken çok afakî ve yaşanması güç uzak öykülere hiç ihtiyaç duymayız. Çok basit ve sıradan insani tutumları nefsinde en orijinal şekilde yaşamış olması onu örnek alınası bir kişilik kılmıştır. Sözünde durmak, kanaat, insan sevgisi, tevazu gibi nitelikler onun hayatında bambaşka anlamlar kazanır. Ne mevkii ne makamı ne şairliği ne de çalışkanlığı Akif’e paye ve itibar kazandırmak için öne sürdüğü şeyler değildir. Sadece insan olmanın gücüdür onu milletimizin gönlünde ölümsüz kılan.

Camideki şairdir Akif. Mekteple medreseyi, cami ile mektebi birleştirmiştir. İstiklal Savaşı’nda camii kürsülerinden milletin istiklal ve istikbaline sahip çıkmıştır. Milletin kalp ve nabız atışlarının eşlik ettiği yürüyüşünü safha safha kaleme alıp “Safahat” gibi muhteşem bir eseri gelecek nesillere miras bırakmıştır. Çanakkale Şehitlerine yazdığı destansı şiir tıpkı İstiklal Marşı gibi ancak Akif misali bir iman insanı ve samimiyet abidesinin harcı olabilirdi.

Mithat Cemal, Akif’in hastalanıp ölüm döşeğinde yatarken ziyarete gelenlerin çokluğundan şaşırarak şöyle dediğini nakleder:

“Hastalık uzadıkça hasta tabiileşiyor ve gelenler, sanki misafirliğe geliyorlardı. Onu sevenlerin ne kadar çok olduğu hastalığında belli oluyordu. Abdülhak Hâmit Sağlık Yurdu’nun kapısında hasta bakıcıyla onu konuşuyor; Aka Gündüz yüzlerce sigarasından bir tekini bile onun yanında içmiyordu. İşte en zıt insanlar, karşısında yan yana oturarak hastalığını merak ediyorlardı. Müteahhidin yanında mutasavvıf, romancının yanında bankacı, çok iyi giyinenin yanında takriben giyinen. Alaca bir insan kalabalığında loş odası artık dolup boşalıyor, söz şairi çıkıp ses şairi giriyor, müellifle kâtip karşılaşıyor. İbrahim Alâeddin nesriyle başlayan gün, Faruk Nafiz’in şiiriyle bitiyordu. Hastalanması bir edebiyat vakasıydı.” (Mithat Cemal-Mehmet Akif-İş Bankası Yayınları-s. 80) Mithat Cemal, merhum Akif’in sözün burasında odasındaki kalabalıktan memnuniyetini ifade sadedinde, “Meğer seviyorlarmış beni” dediğini söyler.

Akif’in bu ifadesinden de anlaşılacağı üzere yaşadığı dönemde başta devleti yönetenler olmak üzere edebiyat mahfillerinin ve kalabalıkların kendisini sahiden sevip sevmedikleri konusunda tereddütleri vardır. Vefat haberinden, cenazesinin kaldırılmasına kadar resmi yetkililerin kendisine duyarsız kaldığı bir zamanda şairin hastane odasındaki kalabalıktan şaşkınlıkla karışık memnuniyet duyması sanırım anlaşılır bir şeydir.

Büyük şairin ölümünden sonra da anlaşılma problemi uzun süre devam etmiştir. Son dönemlerde bu duyarsızlık ve umarsızlığın yerini kıymet bilirlik ve kadirşinaslığın aldığını görünce ümidimiz bir kat daha artıyor. 2021 yılının TBMM’de bütün partilerin ittifakıyla “İstiklal Marşı Yılı” ilan edilmesi de, “Seviliyorsun koca şair!” dedirtecek cinsten bir gelişme sayılsa yeridir.

Bilenlere, görebilenlere ve duyabilenlere selam olsun!        

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Kalemine sağlık kelamına sağlık kardeşim...selamlar olsun...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Aralık 13:46


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?