Ne denebilir ki

Kültürden, sanattan, attan, edebiyattan konuşabiliriz. Bunların karın doyurmayan uğraşlar olduğu fısıldanır. O zaman karın doyuran alanlardan; ihaleden, fesattan, memleketin her yerinde göğe doğru boylu boyunca uzanan inşaattan söz edebiliriz. Üretim muhabbetine girip yerli yersiz mallardan; çaydan, fındıktan, büyük yahut küçükbaş hayvandan da dem vurabiliriz. Açlıktan, yokluktan, yoksunluktan, yoksulluktan dem vurmakta da bir beis yoktur. Kepenk kapatan esnaftan, çöp toplamaktan, asgari ücretin karın doyurmadığından, emekçiye yapılan haksızlıktan uzun uzun konuşabilir, haftalarca çay simitle ay çıkarma hesapları yapabiliriz. Yerli ve milli piyangodan, Müslüman’ın Noel kutlamayacağından, bilmem hangi sözleşmenin aileye verdiği zarardan, duyarsız insanların hayvan katliamından falan hep konuşabiliriz. Vergilerin halka yansımadığı, sokağa çıkma ya da çimlere basma yasağı, nefes kısıtlama yahut maske takma zorunluluğu, ulusal ve uluslararası hastalık bulaşma oranı vs. üstüne ardı arkası gelmeyen muhabbetlere girebiliriz. Bunlar hep makul şeylerdir, konuşmaktan kimseye zarar gelmez; hatta konuştukça şenleniriz.

Bir de konuşulmaması, düşünülmemesi, akla düşürülmemesi, dile gelmemesi gereken şeyler vardır ki yanına bile yaklaşılmaz. Toplumun bir kesiminin terörize edilip insanların hayatının karartılması, hapishanelere tıkıştırılması, seneler boyunca ardı arkası gelmez şekilde bıkmadan usanmadan tutuklanması, tutuklayanların daha sonra kendilerinin de tutuklanması, sonra onları tutuklayanların da tutuklanması konuşulmayacak unsurlardandır. Bu tür vakıalar, bilmem hangi niteliksizin sahte diplomasından, kedi köpek edebiyatından, bilmem hangi hoca efendinin akla hayale gelmedik ahlaksızlığından daha önemsizdir. Önemli olan, konuşulabilenlere binaen ve konuşulanlara rağmen kitlelerin kıytırık, yapay, tabir caizse çakma birlik beraberliğinin korunabilmesidir.

İntiharlar, işten çıkarılışlar, işkenceler, çıplak aramalar, ters kelepçeler, kayyum atamalar vakayı adiyedendir. Çünkü saçma sapan gündemlere maruz kalan insanlar, gittikçe mutlaklaşan otorite tarafından ‘acırsanız acınacak hale gelirsiniz’ şeklinde tehdit edilmiştir. Şeytanlaştırılanlar icabında ağaç kökü yesinlerdir. Onların malları, canları, hatta namusları egemenlere ve emek sarf edip parsadan pay edinen yardakçılarına helaldir cinsinden dinsel hükme bağlanmıştır ki yine bu tür hükümlerin hangi dine ait olduğu hiç sorgulanmamıştır.

Bugün sokaklarına dahi çıkamadığımız bu topraklarda yaşananlara ama yaşandığı hiç de belli edilmeyenlere benzer şeylerin anlatıldığı bir IrwinWinkler filmi vardır: GuiltyBySuspicion… 1991 tarihli film, Türkçeye Şüphe ve Ceza ismiyle çevrilmiştir. İkinci dünya savaşı sonrası, ‘Öküz öldü ortaklı bitti’ şiarıyla komünizme karşı büyük bir savaş açan Amerika’da House on Un-AmericanActivitiesCommittee’nin, Holywood film sektöründe çalışanlara uyguladığı devlet destekli faşizmi anlatan bir dönem filmidir. Martin Scorsese, Robert De Niro, Chris Cooper gibi ünlü isimlerin eşsiz oyunculuklarıyla aslında hiç oyun olmayan cadı avının nasıl şekillendiğini görmek mümkündür. Ve elbette David Merril’in(Robert De Niro) ölenlere suç yükleyen mahkemeye karşı arkadaşlarını fişlemeyen, bu uğurda işsiz kalmayı, yokluğa sürüklenmeyi, otorite tarafından hain ilan edilmeyi göze alan tavrını görmek de…

Aslında o zamanlar Amerika’da yaşananın özeti şöyledir: Hollywood Onlusu (The Hollywood Ten) olarak bilinen, komünist oldukları için kara listeye alınan bir grup Amerikalı yönetmen tek tek komite karşısına çıkarılır. İçlerinde sonradan BryanCranston’ın oynadığı Trumbo filmine konu olan DaltonTrumbo da vardır. Diğer isimler ise AlvahBessie, HerbertBiberman, LesterCole, Edward Dmytryk, Ring Lardner, Jr., John HowardLawson, Albert Maltz, SamuelOrnitz ve AdrianScott. Dmytryk’in arkadaşlarını sattığı, ifadesinde onların isimlerini verdiği bilinir. Berry ise Fransa’ya yerleşmiş, arkadaşlarına destek olmak için konuyla ilgili bir belgesel çekmiştir.

Dünyanın muhtelif memleketlerinden örnek verilebilecek bu türden döngü yine muhtelif zamanlarda tekrarlanır. George Orwell’ındistopik öyküsü Hayvan Çiftliği’nde önce Napolyon’un iktidarını mutlaklaştıran, sonra muhalefete girişip yolsuzluk açıklamaya kalkınca terörize edilen Snowball gibi... IrwinWinkler’ın Şüphe ve Ceza isimli gerçekten ilham alan filminde de, George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde de hiç de distopik olmayıp tamamen gerçek olan yaşadığımız günlerde de insana acı gelen, “Bütün hayvanlar eşittir, ancak bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir” algısı olsa gerektir. Haksızlık, h

ukuksuzluk, adaletsizlik toplum nezdinde bahsi diğerdir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder

# Fransa

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?