Bütüne dair

58-Görünme Kaygısı

 “Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar...”

İsmet Özel (Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak)

Bilinmek ile tanınmak arasında kilit bir fark olduğu kanaatindeyim. Bugün her bir şeyin alenen yaşandığı bir zaman dilimindeyiz. Ne hiçbir şey gerçek hali ile anlaşılabiliyor ne de olduğu gibi kalabiliyor ve bununla birlikte insanların hakikati arama girişimleri de pek olmuyor. Haliyle yeni bir şeyler öğrenilebiliyor. Dolayısı ile insan, bütün dikkatlerin üzerine toplanması için her şeyi yapabilecek kıvama gelmiş oluyor. Bugün popülerlik her şekilde başını almış gidiyor. İnsanlar hem her şeyinin bilinmesini istiyor hem de bu durumdan şikâyet ediyor.

Güya herkes yalnızlığını yaşıyor. Nasıl bir yaşamaksa hiç kimse kendisine birtakım şeyleri kendi özelinde bırakmıyor. İster şehirde ister vahşi doğada yaşasın her şeyini göstermek istiyor. Garibanlıkları da şatafatı da herkes bir ötekinin gözüne sokacak derecede aleni bir hale getiriyor. Hayat insanın kontrol edemeyeceği bir yere doğru akıp gidiyor. Oysa insan bütün hayatını kontrol ettiğini ve her şeyi elinde tutuğunu iddia ediyor. Elindeki cihazlar ile her şeye dâhil olup her şeyden kendini soyutlaması ile bunu yaptığını zannediyor.

Ne bilim ne de ilim ne de bunların erbapları bundan kendilerini gayri tutmuyorlar. Hâl böyle olunca ne havas ne avam arasında bir fark kalmıyor. Her şey sıradanlaşıyor her şey göründükçe, görünür kılındıkça değersizleşmesi keskinleşiyor. İnsanlar her aklından geçeni, her vehmini, her sanrısını bir mikrop gibi (virüs gibi) ellerindeki aygıtlarla bir diğerine bulaştırıyor. Hep beraber kirlenip hep beraber yoksullaşıyoruz. İnsan kalitesini kaybettiğimiz gibi insana karşı olan umudunu da kaybediyor. Haliyle görünme kaygısı hayatın bütün renklerini solduruyor. Bu gidişat bütün insanlık tarihi boyunca yapılmak istenen insani değiştirme çabası başarıya ulaşmış gibi. Bugün insan en çok doğallığa ihtiyaç duyuyor. Onun için insana birazdan fazla mahremiyet (privacy) lazım yoksa insandan mahrum sanal bir hayat insanı yok ediyor.

***

59-FARK VAR!

SidneyHook 70’lerde katıldığı bir radyo programında hocası John Dewey den şöyle bir alıntıda bulunur: “İyi bir insanın doğası, arandığında her zaman olduğu yerde pek bulunmaz ama hangi yönde bir idealden uzaklaştığı ya da o ideale doğru ilerlediği ile anlaşılır.” Ve buradan hareketle Hook da, “Bir toplumun doğası bu şekilde değerlendirilmelidir” der. İşte burada aslında insanın güvenli alan olarak gördüğü yerde yani kendisi için korunaklı alanlarda kendisini tam olarak ifadeden uzak olduğunu değerlendirebiliriz. Bütün bu alanlarda insan kendisini ideal zannettiği belirli kalıplarla sınırladığı gibi başka bir yönüyle de idealden çok uzakta duran keyfiliğe neden olan bir başıboşluğu da yaşar.

Şayet bir toplumun içerisinde kendini steril bir hayat yaşadığına inandırmışsa o toplumun içerisinde kalmak, onun davranışlarında bir sabite -durağanlık ve verimsizlik- oluşturabilir ve hatta idealden git gide uzaklaşmasına sebebiyet verebilir. O topluluğun algıladığı biçimin nihai doğru, anlamlı ve bütünlüklü bir sonuç olduğu kanısı insana büyük bir sorumsuzluk alanı açar. Fıtratının neye tekabül ettiğini, olayları nasıl ele aldığını ve nelere tepki verip veremediğini göremeyiz. Çünkü ideal zannettiği noktadan çok uzakta bulunmaktadır. Bununla birlikte nasıl bir ideale sahip olduğunu kaybettiği bir zehirlenmeyi yaşarken nereye gideceği bilincini de kaybeder ya da gittiği yönün ideal olduğu saplantısı peşini bırakmaz. Bu kayıp ile ortaya çıkan sorumsuzluk aslında toplumların da yozlaşmasının ve de çürümesinin ana omurgasını oluşturur. Yozlaşma yaşayan toplumların genel karakterine baktığımızda öncelikle artık yaşadıklarını sorgulama kabiliyetlerini yitirdiklerini sonra da idealden hızla uzaklaştıklarını görürüz. Bu da bir toplum için olabilecek en büyük yıkımdır.

Bugün insanın önüne düşen gündeme verdiği tepkileri, sergilediği tutumları okuduğumuzda insanın kalkış ve varış noktası arasındaki uçurumları çok net bir şekilde görmek bizi şaşırtmıyor, hatta artık birçok şey etkilemiyor. Anlamlı bir bütünü yaşamak yerine kısa yollara sapmak ve saptığı yolun bütünü temsil ettiğini düşünmek, buna inanmak hatta inanmayanları sapkınlıkla, ihanetle suçlamak uçurumun derinleştiği bir noktayı işaret eder. İnsanın burada bir karar vermesi gerekir. Ya uçurumla yüzleşecek ya da uçuruma doğru hızla yürüyecek. İkincisi için bir çıkış yolu yok ancak yüzleştiğinde, FriedensreichHundertwasser’in dediği gibi: “İnsan uçurumla yüzleştiğinde, geriye doğru attığı adım, aslında ileriye doğru attığı adımdır.” Sonuca odaklanmak süreci kaybettirdiği gibi insanın anlam bütünlüğünü de yok etmektedir. Bundan dolayı varmaktan çok yolda olmaya kıymet biçilmiştir. Varılan yeri nihai nokta olarak görmek bir insanın, bir toplumun zeval noktasıdır. Onun için ne mutlu idealleri ile var-olma gayretinde olanlara ve uçurumla yüzleşip geri adim atabilenlere! Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?