Biz farklıyız çünkü Müslüman’ız

Bu hafta, gazeteler ve TV’lerde Almanya’nın önde gelen hatta birinci sıraya yükselen süpermarketler zincir EDEKA’nın Noel nedeniyle yaptığı reklâm filminde, yapayalnız ve de huysuz bir ihtiyar Alman’ın, katılığını yumuşatan Türk komşusunu konu edinmiş.

Asık suratlı Schmidt adlı bir Alman’ın ırkçılık damarının yüz hatlarından bile okunabildiği sertliğini, koronaya yakalanınca yalnız yaşadığı eve hiçbir Alman’ın girmeye korktuğu bir  anda hiç sevmediği Türk aileden yemek geldiğini, yanında baklava olduğunu görünce adamın yüz hatlarındaki ırkçılık damarlarının yumuşadığını gösteren film, haber oldu.

İki yıla yakın Fransa’da işçi olarak kaldım. Kur’an kursundan arkadaşım rahmetli Mustafa Çakırlar, ev sahibi ihtiyar kadına öyle saygılı davranmış ki, o kadın bir ömür boyu evinin anahtarını hiçbir Fransız’a vermediği halde, Mustafa’ya evinin anahtarının yedeğini verip, “Olmadığım günlerde ihtiyacın olanları al” demiştir.

Türkiye’den Avrupa’ya giden sağcı, solcu, derviş, berduş kim olursa olsun bulundukları sitede komşularla en barışık olandırlar.

2007’de Almanya’ya gittiğimde konferanstan sonra biraz yaşlıca bir işçimiz yaklaştı ve “Ne olur otelde değil bizim evde kalalım. Yarın şehri ben gezdireyim” dedi.

Ben de konferansa davet edenden izin al dedim. Herkes tarafından sevilen bu maddi durumu da çok iyi olan işçimizin evine son model Mercedes’le gittik.

İkindi üzeri evine vardığımızda, zengin Almanların kaldığı siteye girerken, bizim arabayı gören bütün Alman çocukları bizim arabaya doğru koştular.

Hep gülümseyen bizim hacı, hemen arabanın bagajını açtı, büyük bir kutuyu çıkardı ve hepsine birer şeker verdi ve onlar gülümseyen gözlerle ayrıldılar.

Bizim hacının adı “Şeker hacı” imiş.

“Siteye ilk geldiğimde biraz ihtiyatlı davrandılar. Hatta dağıttığım şekerleri tahlile bile gönderdiler. Ama şimdi sitenin bütün sorunlarının halli bana kaldı” diye anlattı hacı.

*******

Brüksel’de Türklerin, Arapların ve mahalledeki Belçikalıların onu görünce, “Selam Şeref” dedikleri Şerafettin’le Brüksel’de yaya dolaşmak insana ayrı bir mutluluk veriyor.

Şerafettin Bey anlatıyor:

“Gece yarısını geçmiş, sabaha yakın bir zamanda evin zili acı acı çalmaya başladı.

Telaşla pencereye koştum. Pencereden aşağıya bakınca iki ev ilerde oturan bir ihtiyar kadın olduğunu gördüm.

Kadın: ‘Şeref, yetiş, su borusu patladı.’

Hemen gerekli malzemeleri aldım ve koştum. Uzun bir çalışmadan sonra işi bitirdim.

Kadın teşekkür ederken elini para cüzdanına attı ve elli Euro çıkardı. ‘Olmaz’ anlamında kafamı salladım. Kadın elli daha çıkardı. Yine kafamı salladığımı görünce cüzdanın içini gösterdi ve ‘Başka yok’ dedi.

 ‘Ben tesisatçı değilim. Komşuyum. Komşuya yapılan hizmetten para alınmaz. Sağında ve solunda diğer milletlerden ve kendi milletinizden insanlar olduğu halde bana geldiğin için teşekkür ederim. Neden bitişiğindeki Belçikalının veya İtalyan’ın kapısını çalmadın’ deyince, Kadın, ‘bilmem, ilk aklıma sen geldin’ dedi”

O güne kadar yirmi senedir sokakta selamlaşmanın dışında hiçbir teması olmadığı bu ihtiyar kadın, o kadar Hıristiyan komşu arasından bizim işçiyi seçmesi bizim özel ve güzel bir millet olduğumuzu gösterir.

Kendinizi test ediniz. Gecenin yarısında, sizin en derin uykuya daldığınız bir anda evinizin zili acı acı çalıyor ve siz, “Kim o” diyorsunuz.

Cevap, “Benim komşu, hanımı uyandıramadım, dışarıda kaldım, dış kapının ziline basar mısınız” dediğinde seviniyorsanız siz iyi insansınız.

O apartmanda kaç tane daire varsa, onlar içinden seni seçmişse iyisiniz.

*********

30.09.2007 tarihinde Norveç’in Oslo kentinde “Birliğin Adresi İslam” konulu konferanstan sonra bir evde sohbet ederken kendine ait inşaat firması olan bir işçimizin anlattığının özeti:

Oslo’de seksenlik bir Norveçli bayan hastaneye kaldırılır.

Kapı komşum kadın çok zengindir.

Bir kızı ve bir oğlu vardır ve başka mahallede otururlar.

İki kardeş, annelerini telefonla arayarak sağlık dilerler.

Ama hasta bayanla aynı zenginler mahallesinde oturan gencecik, namazlı, niyazlı, zengin bu Müslüman delikanlımız, her hafta komşusunu ziyarete gider ve her gidişinde elinde en güzel çiçeklerden bir demetle varır.

Annelerine sağlık telefonu çeken çocuklar her hafta hasta odasına çiçek geldiğini annelerinden öğrenirler.

Annelerini ziyarete gitmeyen bu iki kardeş hemen o Türk’ün işyerine gelirler.

Şimdi siz, burada durun yaşlı ve hasta bayanın çocukları o Müslüman’a neler söyleyebileceğini düşünün.

“Sizi tebrik ederiz. Biz gidemiyoruz, bari siz gidiyor ve gönlünü alıyorsunuz” mu dediler?

“Annemizi her hafta çiçeklerle ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederiz” mi dediler?

Daha neler neler düşünebilirsiniz.

Ama hiç biri değil.

Söyledikleri anlam itibariyle şu: Bir daha annemizi ziyarete gitmeyiniz. Biz istemiyoruz.

Sizin ziyarete gidişiniz bizim gitmeyişimizi ortaya çıkarıyor.

Annemiz, sizi bize telefonda anlatırken sizi bizden daha sevdiği kanaatine vardık. Bu da bizi rahatsız ediyor. Lütfen bir daha gitmeyiniz.

Bizim kültürümüze göre yetişen bu vatandaşımız, bir gün onlar da hastalanırlarsa komşusunun çocukları olmaları nedeniyle onları da ihmal etmeyeceğini ve bu yaşlı hastayı ziyarete devam edeceğini bildirir onlara.

İşçilerimizin çoğunluğu Rabbimizin:

“Allah’a ibadet ediniz, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız, ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, ellerinizin altında olanlara iyilik yapın. Muhakkak Allah, kibirleneni, böbürleneni sevmez” (Nisa süresi ayet 4/36) buyurduğunu bilmezler ama ana ve babasından ayetin nasıl yaşanacağını hayat mektebinde öğrenmişler.

Sevgili Peygamberimiz:

“Cebrail, bana komşuluk hakkında öyle tavsiyelerde bulundu ki ben komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim” buyurur. (Buhari, Sahih, K. Edeb, bab 28).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

05

Ahmet Yolkoru - Keske bu güzellikler bizim ülkemizede gelse bizde birbirimize selam versek tebessüm etsek hâl hatır sorsak ne guzel olurdu

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Aralık 22:53
04

Seyfeddin - Hah, hocam sizin anlattığımız O. Kibarlik O nezaket bizden olsaydı, çok Fransız komşumuz müslüman olurdu,biz müslümanlar, Fransızların olduğu mahalleden ev almaya çalışıyoruz, bir olay anlatayım musadenizle'

Apartumanda karşı komşumla 20 yıl komşumuz oldu,girip çıkarken Bir kez olsun kapı sesi duymadım, emekli olunca evi satmayı duş düğün alırsan sana öncelik veriyorum yirmi yıl beraber kaldık iyi Bir aile komşu oldunuz gördüm alırsan sana uygun fiyata sana satayım dedi,

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 18 Aralık 13:16
02

aylin - keske butun muslumanlar bu yazdiginiz anlattiginiz muslumanlar gibi olsun ama maalesef elin parmaklari gibi hepsi ayni degil iyilerin yaninda kotuleride var iyi merhametli olabilmek icin birtek musluman olmak yetmiyor zalimleride var dunyada muslumanlari corba sinek misali goruyor yani corba nekeder lezzetli olsada icine dusmus sinek o guzelim corbayi igrenc yapar birde teknolojiden geri kalmamiz bizi biraz daha hircinlartiyor daha cok ilme irfana deger vermemiz lazim 500 sene evvelki musluman dunya o zamanin teknolojisinde cok iyilerdi zamanla hep geriledik ve bu duruma dustuk simdide dunyada ne yazikki musluman demek terorist demek oluyor bu gorusu degistirmek lazim

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 18 Aralık 08:56
01

Mahmut Uçar - Yüce Allah sizden razı olsun değerli hocam. Hocamın şifa tefsirinden bir alıntı ile; imam Ebu Hanife(Ra) nin yahudi komşusu evini süpürür her sefer Ebu Hanifenin kapısının önüne çöpü döker. Ebu Hanife de her sabah süpürüp çöplüğe atar ses çıkarmazmış, talebelerine söylese yahudinin işini bitirirler ama söylemez. Yıllar böyle geçer sonunda yahudi havradaki hahamla Ebu Hanife arasında mukayese yapar ve müslüman olur. Şahsımıza yapılanlara sabredelim hakkımızı helâl edelim.Fakat İslama yapılan saldırılara sabır olmaz.Huneyn gazvesinde elde edilen ganimetlerin dağıtımı esnasında temim kabilesinden zulhuveysira adında biri Hz.Peygamberin karşısına çıkıp kaba bir şekilde adil ol ey Muhammed senin adil davranmadığını görüyorum deme küstahlığında bulundu.Bu tavrına karşı Ashab-ı kiramdan bir kısmı onu öldürmek için Hz.Peygamberden izin istedilerse de Resulullah efendimiz müsaade etmediler.Fakat beni kaynuka çarşısına giden bir müslüman kadının yahudiler tarafından tacize uğraması üzerine Hz.Peygamber savaş ilan etti. Bizler için büyük bir ders. Selam ve dua ile.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 18 Aralık 08:44


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?