Mütevazı katkı

Herkesin herkesi karartmaya tabi tuttuğu günlerde yaşıyoruz. Konuşma dilinin ve yazma dilinin bu kadar “anlaşamama”ya hizmet ettiği görülmüş müdür acaba? Konuştukça birbirimizden uzaklaşıyor, yazdıkça rutin konuşmalara yaklaşıyoruz. Yazmak bile birbirimizle gönül birliği oluşturmaya yetmiyor. Bir cümle üzerinde konuşmaya oturan dört kişi sekiz parçaya ayrılarak kalkıyor masadan. Anladık kimsenin kimseye muhabbeti yok; iyi de izan, insaf ve feraset neden ortalıkta gözükmüyor? Selim bir akıldan bahsediyorum. Bu gidişle herkes birbirini tüketecek, kişi kendine bile yetmeyecek. Günlük dil derdinizi, masumluğunuzu, mağdurluğunuzu ve gerçek niyetinizi anlatmaya yetmiyor. Bu yüzden kelimeleri birbirimize karşı sopa, taş ve dipçik olarak kullanıyoruz. Kimse kimsenin hikâyesini ne merak ediyor ne de anlatmaya kalktığında dinliyor. Gerçi sözün ne kadar tesirli olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Bu karamsarlık gibi değerlendirilecek tablo belki de çoğumuzun kafasından geçiyordur. Fakat bunu dert edinip de konuşabileceğimiz birilerinin varlığından emin değiliz. Geriye ne kalıyor o halde? Bol bol şiir yazmak! Ne de olsa şiir ne konuşma diline benziyor ne de düzyazı denilen kalem kaydırmaca oyununa. Şiir okuyup yazan insanların birbirlerini -şayet ideolojik bağnazlıkları yoksa- daha iyi anlayabileceklerine inanıyorum. Bu bir kendini inandırma biçimi değil elbette. Hayatın bana uzun yıllar içerisinde öğrettiği bir şey. Çünkü verili olmayan bir hayatı onurluca sürdürebilmeye ihtiyacımız var. Kimsenin kimseyi anlamadığı, anlamaya yaklaşmadığı ve de yanlış anlamak için ısrar ettiği bir dünyaya mütevazı bir katkı olabilir.

PARA KAZANMAK

Bu kadar zor olmamalı bu. İnsanın yaşaması için hem ne kadar paraya ihtiyaç olabilir ki? Hazır kazanmak için yola çıkmışken işin sonuna kadar gidelim diyor insan. Olmayan bir sona doğru. Ne kadar çok para kazanırsan, içinde uyuyan ihtiyaçlar birer birer uyanır. Daha doğrusu hevesler, arzular, günahlar, konfor ihtiyaç halini alır. Bir ömrü para kazanmak için harcamak hiç sağlıklı bir fikir gelmiyor bana. Hem biz bu dünyaya ekmek parası kazanmak için mi geldik yoksa kimseye muhtaç olmadan güzel ve doğru bir hayatı yaşamak için mi? Geçen bir dostum başımı bile kaşıyacak vaktim yok inan diye kendi meşguliyetinden şikâyet ediyordu. “Madem şikâyetçisin ne diye soluk soluğa çalışıyorsun, çalışma o zaman!” dedim. Dostum hemen yan cebinden o klişe cevabı çıkarıverdi: “Abi çocuklar var, biliyorsun onlara hayat kurmak gerekiyor.” Çocuklarının hayatını sen kazanıyorsan, onların kendi hayatlarını kazanmak gibi bir dertleri olmayacak değil mi? diye soracaktım, sormadım. Öyle ya, anne-babalar çocuklarının hayatını kurmak için gece-gündüz durmadan çalışıyorlarsa çocuklar da kendi çocuklarının hayatını kurmak için geceli-gündüzlü çalışacak demektir. Bu nasıl bir hayat ki kurulmaya doymuyor? Para kazanmanın felsefesi günlük ihtiyaçları karşılamanın çok ötesinde bir şey olmalı. Öte yandan para kazanmanın günümüzde öyle emekle direkt alakalı pek fazla bir tarafı da kalmadı. Burada marifet parayı saklandığı yerden çıkarabilme yetenek ve hızına sahip olabilmektir. Para kazanmak parayı günlük hayatın içerisine sokmadan sessiz ve ihtirassız gerçekleştirilebilecek bir iştir. Hayatın ne kendisi ne öznesidir, sadece nesnesidir para. Paradan güç devşiren insanların yanılgısına üzülmek lazımdır. Parayı yüreğine değil cebine yerleştirebileni de gönülden alkışlamak icap eder. Yaşamak ücretsizdi onu paralı hale biz getirdik. Aramızı açan sadece kelimeler, cümleler ve ideolojik farklılıklar değil, aynı zamanda cebimizin parasal derinliğidir. Para sarf etmek içindir. Fazla para fazla kilo gibidir, fazla kilolar gibi fazla paraları da vermek gerekir. Huzur ne parasızlıkta ne paradadır, onu doğru kullanabilme şeklimizdedir. Aklı sağlıklı kullananlar parayı da aynı biçimde kullanırlar. Sahici kazancınız bol olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Ah ah..iki yaramıza da o kadar güzel parmak basmışsınız ki kardeşim...kaleminize sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Aralık 19:31


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?