Pazar kadrajı

57-Kalanlar

Her şey olup bittiğinde elimizde ne kalıyorsa o oluyor yaşadığımızdan yanımıza kalan. Her şeyin dengesi bozuldu artık hiçbir şey bildiğimiz gibi değil. Ve hiçbir şey de bildiğimiz gibi kalmamaya niyetli değil. Onun için iki de bir anlamsızlığın içerisinde bocalayıp duruyoruz. Hani bu da olmaz dediğimiz ne varsa olmakta o kadar mahir bir hale geldi ki hiçbir şeyi neredeyse sabitleyemiyoruz. Bu sabitleyememe halini en çok da insan ve onun davranışlarında gözlemliyoruz. Belki de bu yüzden en çok insandan ümidimizi kesiyoruz. Geriye sadece iyi hatırladığımız anların vermiş olduğu hüzünlü bir iyilik hissi kalıyor.

***

Okuyorum ama hiçbir şey hatırlamıyorum serzenişini sıklıkla duyarız. Okuyup geçtiğimiz satırlar bir yana altını kalın kalın çizdiğimiz satırları bile çoğu zaman anımsamayız.  Anımsamalı mıyız? Hayır. Zaten bir metinden bize kalan mefhumlar zihnimizden süzülerek, davranışlarımıza ve eyleme biçimlerimize, tercihlerimize yansıyorsa o metinler gerçekten vazifesini doğru olarak ifa etmişlerdir. Bir de okuduğu şeyi pazarlamak ya da daha doğru ifade ile kendini pazarlamak için mefhumdan çok sözün metafor gücüne abananlara ise tarifsiz bir boşluk kalıyor. Belki görüntüyü kurtarıyor ancak içini kurtaramıyor. Çünkü mefhumu kedileştiremiyor. Onun için sadece maddesel yükünü sırtlanmak sadece insana yük yükler. Ancak bir metnin içerisine girip oradan çıktığında yeni bir şeye başlamış bir insanın yanına kalan yolculuğun vermiş olduğu muhteşem neşe ve yeniden yola koyulma arzusudur.

***

Dostluktan, arkadaşlıktan insana kalan ise hukuktur. Aslında insandan insana kalan da hukuktur. İnsanın en önemli meziyeti bu hukukları kurma becerisidir. Sosyal yaşamda, toplum olabilme de bununla ilintilidir. En küçüğünden en büyüğüne insanları bir arada var kılan şey hukuktur. Ondan dolayı insanlara ait erdemlerin temellerinde de hukuk vardır. İnsanların ne olduklarını hem kendi hukukları hem de başkaları ile olan hukukları belirler. Bir insanın bir şeyi yapabilirliğini ölçmek için hukuk en önemli belirleyici özelliklerden biridir. Bugün her şeyin hızla tüketildiğini ifade ediyoruz. En çok insana ait olan şeyler tükeniyor. Bunda hukukun sağlam olmamasının etkisi vardır. Bir insan önce kendi hukuku için (izzet ve onur) yaşar sonra kendisini var eden değerler hukuku için yaşar. İşte tam bu noktada insanı var eden değerler içerisinde, arasında ‘hak’ gibi önemli bir hukukun bulunduğu insanlarla münasebetleri ile nasıl yaşadığı belirlenir. İnsanın hayatında kendine kalan insandan insana koruyabildiği hukukudur. Belki insanları kıymetlendiren en büyük özellik onun hem insan hukukunu hem de daha da özelinde dostunun-arkadaşının hukukunu koruyabilmesidir.

***

57- MÜSLÜMANLAR FRANSA’YA FRANSIZ KALIYOR

Fransa, Batı Avrupa’nın en büyük Müslüman nüfusuna sahip bir ülke olarak Müslümanlarla ilişkilileri bakımından dikkat çekiyor. Avrupa’da giderek İslam’a karşı onu belli bir şablona oturtma çabası yoğunlaşıyor. Yaşanan her olayın ardından Müslümanların hayatlarına müdahale eden toptancı bir anlayış ile Batı’da yaşayan Müslümanların yaşam alanları daraltılıyor. Bu daraltılmanın en son örneğini hatta birkaç adım öteye taşıyarak geçen haftalarda Fransa gösterdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkedeki Müslüman liderlere ‘cumhuriyetçi değerler’ ültimatomu yayınladı. Böylelikle ülkesinde yasayan Müslüman liderlerden, radikal İslam’a yönelik geniş bir engellemenin bir parçası olarak “cumhuriyetçi değerler şartını” kabul etmelerini istedi.

Diğer yandan Milli İmamlar konseyi kurulması da kararlaştırıldı. Bu karar çerçevesinde Fransa’nın çizdiği ölçüler içerisinde Müslümanların İslami yaşaması isteniyor. Aynı zamanda bu kararla birlikte resmi bir din algısı da oluşturulmak istendiği görülüyor. Cumhurbaşkanı Macron, Fransa’da “İslamcı ayrılıkçılık” olarak ifade ettiği ve buna karşı aldığı tedbirler ise şu şekilde: “Çocuklara, okula gitmelerini sağlamak için kullanılacak yasa uyarınca bir kimlik numarası vermek. Yasayı çiğneyen ebeveynler, altı aya kadar hapis ve yüksek para cezaları ile cezalandırılması. Evlerde dini eğitim verilmesine yönelik ağır cezalar getirilmesi” gibi. Bu ve benzeri birtakım kararları içeren ‘yasa tasarısı’ Fransa parlamentosunda 9 Aralık’ta görüşülecek. İç işleri Bakanı Gérald Darman, Figaro gazetesine verdiği demeçte, “Çocuklarımızı İslamcıların pençesinden kurtarmalıyız” diye açıklamada bulundu.

Uzun bir zamandır Avrupa’da cereyan eden Müslümanları bir azınlık olarak Avrupa kültürünün bir parçası haline getirme çabaları ve makul vatandaş standartlarına çekme eğilimi biraz daha hızlandırılmış ve artık ‘Euro İslam’ gibi projelerin zaman içerisinde netice vermesini beklemek yerine bir an önce netice alma aşamasına geçilmiştir. Avrupalılığı merkez alan bu tarz projeler öteden beri Avrupa’daki Müslümanlar üzerinde uygulanmaya çalışılıyor. Yeni olmayan bu durumu biraz daha farklı kılan ise sert ve yasalarla yürütülme biçimine dönüşmüş olmasıdır. Yasaklamaların, sınırlandırmaların eşiğinde fundamentalinin ne olduğu daha açık bir şekilde ortaya konulmamıştır. Dolayısıyla soyut ve on kabullerle yürütülen bu çalışmalar aslında radikallikten çekinme olarak değil zaten uzun zamandır devam eden öfkenin bir dışa vurumcudur.

Bu muğlâklıkta siyasi olarak kullanılabilecek her turlu yolu açmaktadır. Burada asil arzu edilen şey Müslümanları “terör” ile eşleyerek, Müslümanların üzerinde Demokles’in kılıcı gibi kullanılmak istenmesidir. Bu şekilde baskılanarak, Müslüman kimlikten bir vahşi çıkartılarak İslam’ın etken olma hali ortadan kaldırılarak edilgen ve küresel sistemle uyumlu hale getirilmiş hatta kültürel bir nosyon haline indirgenmiş bir din algısı yerleştirilmek isteniyor. Müslümanları dört bir yandan kuşatan projeler, korku kültürü (terörist damgası yeme), aşağılanma endişesi ve birçok başka yöntemle kendilerini inkâr etmeleri isteniyor. Bu istek karşısında Müslümanların duracakları nokta islerin seyrinde önemli rol oynayacaktır. Onun için Müslüman ülkelerin ve Müslüman düşünürlerin bir an önce kendilerini toparlamaları gerekmektedir. Bunun için ilk adım tanımlanan, çerçevelenen Müslüman kimliğini yeniden açıkça göstermek gerekiyor. Yoksa ortaya çıkacak neticeye Fransız kalınacağı aşikârdır. Hoşça bakin zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder

# Fransa

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?