Beyinler düşüncelere “aralık” kalsın

Kim bülbül ama millet ahraz

“Lafa gelince Ömer’in adaleti ve yönetim anlayışı diyorsunuz, lakin icraata gelince Kisra gibi yaşıyorsunuz!”

Sosyal medyada çokça paylaşılan bu cümle, Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu’nun AKP hükümetine yol gösterdiği ve tavsiyelerde bulunduğu basın toplantılarının birinden alınmıştır. Sebebi, ilk iki kelimesi olsa gerek.

“Lafa gelince”

Yirmibir bin sayfa. Rakamla yazarsak 21.000 sayfa. Sayın Cumhurbaşkanı’na konuşma metni yazanları isimleriyle övmek maksatlı bir “makale” döşenen ve geçmişinde makam sahibi de yapılmış bir gazetecimizin köşesinde okumuştum bu rakamı.

Yirmibir bin sayfa tutmuş, bugüne kadar konuştukları yazıya döküldüğünde sayın Cumhurbaşkanı’nın. Az laf değil hani.

Ömer’in adaleti...

Hz. Ömer yamalı elbise giymektedir. Sasani ve Roma elçileriyle görüşmesi söz konusu olunca, çevresinden, yamalı elbise ile çıkmaması tavsiyesi yapılır, Hz. Ömer bu teklifi reddeder.

Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabını ise herkes duymuştur: “Mercedes meraklısı değilim; devleti temsilen biniyorum.”

AKP iktidarının, “İtibardan tasarruf olmaz” uygulamasının bu Türkçe izahı, bizi aldı, götürdü tarihimizdeki benzer bir yaşantıya.

Yıl 1944. İkinci Cihan Harbi sürmekte. Türkiye’de de “Milli Şef” hüküm sürmekte.

1947 yılında Başbakanlığa atanan ve başarısız başbakanlar sıralamasında birinciliği alacak olan Hasan Saka, Dışişleri Bakanı sıfatıyla 1944 yılında İngiltere ziyareti yapar.

O seyahatinde, AKP habercilerinin anlatımıyla söylersek, “mevkidaşı” ile görüşmesini şöyle anlatır, partisinin kalemşörü de olan dostu gazeteci Y.Z.Ortaç’a:

“İngiliz bakanın yakası ve yeni yamalı ceketini görünce, ben (giydiklerim dolayısıyla) utandım.”

Harp zamanı olsa da bir İngiliz bakan yamasız ve yeni esvap giyebilir miydi? Evet, giyebilirdi. Fakat milletinin fertleri giyemiyordu.

Hasan Saka’mızı utandıran elbise, Sümerbank fabrikalarımızda üretilmiş kumaşlardan olsa idi, mukayeseye durur mu idi? Cevabımız, ithal İngiliz kumaşından dikilmişti olacaktır.

Hz. Ömer’in giyim örneğine İngiliz bakanın yaşantısında tanık olan Hasan Saka, neden bu durumunu bakanlığının personeline bir eğitim konusu olarak anlatmadı? İtibarı, elbisesiyle de mi orantılıydı? Tıpkı günümüzde düşünüldüğü gibi...

Tarih kitaplarında anlatımı yapılmış bu “yamalı elbise”li devlet adamları örneklerimizden sonra, ilk ağızdan dinlediğim bir anekdot da burada kayda alınsın isterim; izninizle. Çünkü içinde Sümerbank ve İngiliz kumaşı kelimeleri var.

1980 öncesinde devlet memuru olarak çalıştığım kurumda Sümerbank’tan nakil bir İstanbullu bir arkadaşım vardı. O anlatmıştı: “Sümerbank olarak çok iddialı bir erkek elbiselik kumaşı ürettik. Piyasadaki İngiliz kumaşı hakimiyetini kırmaktı maksadımız.

Nasıl tanıtacağımız tartışmalarından, gazete ve dergi reklamlarının yanında tanınmış kişileri giydirmekte çıkmıştı.

Sanat, sinema ve futbol dünyasından tespit edilen insanlarımız üçer kişilik heyetlerle ziyaret edilecek ve birer takım elbise diktirmeleri için kumaş takdim edilecekti. Gerektiği yerde yani basına Sümerbank kumaşı giydiğini söylemesi de ricamızdı.

Bize, Zeki Müren düşmüştü. Kapısını çaldık. Açtı. Hazırlanan arkadaşımızın ağzından Sümerbank kelimesi çıkarken, bağırdı: Defolun! Benim Sümerbank kumaşından elbise giyeceğimi nasıl düşünebilirsiniz? Kapıyı yüzümüze çarptığını sanat güneşimizin, gülerek çok anlattık biz de arkadaşlarımıza.”

Lafa gelince Ömer’in adaleti ve yönetim anlayışı diyenlere Temel Karamollaoğlu başkanımızın verdiği öğüt ile bitirelim.

“Milletin yediği kadar yemeden, milletin giydiği kadar giymeden insanımızın derdini anlayamazsınız da, çözemezsiniz de...”

Rahip kafası miras değildir

İstanbul fethedilirken, Ayasoyfa’da meleklerin kanatlarının rengi, rakamı konusunda tartışan rahipler, papazlar vardı.”

Bu ve benzeri cümleleri çok okuduk bizim yazarlarımızın anlatımlarında dahi.

Ben hiç inanmadım! Çünkü 52 gün süren o fetih günlerinde çetin bir direnişle karşılaşan Fatih’in ordusu çok şehit vermişti. Ayasofya’da keyif tartışmaları yaptıkları söylenen Bizans dininin görevlileri de savaşın içindeydiler.

Zor şehir İstanbul’un fethiyle kazanılan Türk zaferini küçültmek, küçümsetmek maksadıyla üretildiğine inanırım bu efsanenin. O tartışmalardan hiç yapılmamış mı Bizans’ta sorusuna ise cevabım, belki Fetih’ten 50 sene önce yapılmıştır, olabilir.

İlk fırsatta insandan insana, ağızdan ağıza anlatılıp gelen Fetih destanımızı, ki tarihin yazdıklarından biraz farklıdır, buradan nakledeceğimi vurgulayarak gelelim bu konuyu bugün neden hatırlatma ihtiyacı hissettiğime.

Tele 1 adlı tv kanalına konuk edilen Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun açıklamalarını ben de dinledim herkes gibi.

Sayın başkanımız yana yakıla ve yılların birikiminden kaynaklı ikna gücüyle Türkiye ekonomik yönden sıkıntı çekiyor, dış politikada sıkıntı çekiyor, adaletin yaygınlaşmasında sıkıntı çekiyor, anlatımındayken, adı geçen tv kanalının elemanı C.A. 28 Şubat’tan kalmış saygı eksikliğini suratına yansıtarak soruyor: Siz gelirseniz, bizim kız çocuklarına mayo giydirmek isteğimize müdahale edecek misiniz?

Tele 1 ekranında ise salgın günlerinde olmaması gereken korumasız çocukların yarışma adı altında eğlence edilmesi görüntüleri... Birincilik kazandık övünmeleri...

O tv kanalının görevlendirilmiş personelinin, işte bu hallerini seyrederken ben de Bizans’ın o rahiplerini hatırladım. Belki bir farkı vardı tv elemanı C.A.’nın o rahiplerden. “Belli bir anlayış” geleneğinin eğitiminden nasipli sunucu, son anda konuğunun izahatlarını sabote etmekle görevlendirildiğini adeta haykırıyordu.

Temel Karamollaoğlu başkanımız “Sizin bu tavrınız AKP’nin işine yarar” dediği hal, adı geçen elemanda resmileşmiş ve resimleşmişti.

Ekrana görüntüleri yansıyan kız çocuklarımızın (uydurulmuş) yarışmadaki birincilikleri, AKP iktidarı günlerinde kazanılmış olmasına rağmen, izleyenlere ve onların etkileyeceklerine şu kanaat düşündürülecekti: Bunlar gelirse (Tv kanalının savunduğu parti olan anamuhalefet partisi kastediliyor) kızlarımıza yazık olacak. AKP’yi tercih edelim bari.

Görevlendirilme dediğimizi de böyle açık ve net yazdıktan sonra, bize düşen, İstanbul fethimiz gibi zorluklar yaşayacağımızı bilmektir.

Sen “Yanmaz”san demem ama

“Fazilet Partisi milletvekili idik. Ancak partimiz kapatılmak üzereydi.

Bülent Arınç grup başkanvekilimizdi. Beni odasına davet etti.

– Niyazi bey, bizimle hareket etmenizi arzu ediyoruz, dedi.

Erbakan Hoca’mdan ayrılmayacağımı ifade edip, teklifini geri çevirdim.

Suratı ters oldu ve umursamaz bir tavır aldı. Baktım ilgisiz davranıyor, odadan çıktım. Ayrılma safhasında fanatik bir militan gibi gönül incitici davranıyordu.”

Bir Facebook paylaşımıdır bu. 21. Dönem Şanlıurfa Milletvekilimiz Niyazi yanmaz anlatıyor.

Okuduğumda yüreğime çöken hüznü çözebilmem bir gecemden birkaç saatimi aldı. Empati yapmak modası var ya, ben de ondan yaptım. Kendimi meslektaşım da olan Niyazi Yanmaz’ın yerine koydum. Sonra ne yapabilirimi hayal ettim.

Fazilet Partisi’nin masasında ve makam koltuğunda oturan o zata yaklaşır ve yakasından tutardım. Hem partimin sandalyesinde oturacaksın, hem partime ihaneti planlayacaksın diye haykırır ve yırtardım o yakayı.

Fazilet Partisi’nde olmak dolayısıyla üzerine giydiği elbisesini de çıkarttırır öyle gönderirdim.

Olayı duyanlar olacaktı ve benim safımda yer alacaktı. Buna da şiddetle inanırım. Çünkü insanlar, yediği kaba yanlış yapanları canlı iken tutmazlar.

Niyazi Yanmaz’ımızın da aklına gelmiştir böyle düşünceler belki. Ben onun kadar edepli olmadığım için uygulamak isterdim.

“Beni genel başkan yaparsanız gitmem” pazarlığına geçmişini, geleceğini ve kalıbını koyan Bülent Arınç’ın, gittiği yerde “Çaycınız olmaya geldim” deme kibirliliğini ne biz unuttuk, ne de iktidarlarını desteklemesi hususunda ikna ettiği Devlet Bahçeli bey unutmuştu. Kalktı, “Dur yolcu Bülent! Aslın nedir, nerden geliyorsun” deyiverdi.

Fazilet Partisi’nin odasında, Fazilet Partisi’nin sandalyesinde otururken başka parti planlamaları yapmak, Fazilet Partililerin haklarına bir “Kara” çalmadır, “Ak”lık bulma değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?