Reklamı Kapat

Kasım’a dair her şey

Güfte “Gerek”li, Beste “Kalın”

Tv ekranlarının alt sınırlarında kayan yazılara gözüm takılır ve okumadan duramam. Merakın ne olduğunu ve merak ettirmenin şartlarını bilenlerin yazdıkları hele, çözmekte zorlandığım notları aldırmışlardır bana.

“Türkiye’de kimsenin kimseyi bu şekilde tehdit etmesi kabul edilebilir değil.” Son okuduğum ve üzerine illa birşeyler yazmadan duramayacağım bu cümle bir İbrahim Kalın cümlesiydi. Gazetelerin “Değerlendirmelerde bulundu”,  “Tepki gösterdi” duyurmalarına, “Kılıçdaroğlu’na destek verdi”yi de sıkıştırma cesaretleri takdir edilse de, ya gözden kaçırdıkları incelikler?..

Yazılar kayarken son kelime “değil”i, bir sebepten okuyamayan AKP’li insanlarımız ertesi güne, onay aldıklarını sandıklarından “Eyyy Kılıçdaroğlu!” diyerek başlasınlar hesabını, hangi söz yazarı yaptı?

Neden “Kabul edilemez!” kelimeleriyle bitsin istenmedi? Edebiyat parçalamak düşünülmez, siyasetçilerin parçalandığı/parçalanacağı kavgalarda.

“Bu şekilde tehdit etmesi...”

Öteki şekilde, beriki şekilde gibi tariflere uyan ve kabul edilebilir sayılacak tehdit etmeler de mi var literatürünüzde? Pulsuz mektuplar elden ulaştırılırdı hani.

“Kabul edilebilir değil” yüklemse sayın İbrahim Kalın cümlesinde, öznesi de önceki 7 kelime olur. Uzun özne kullanmak sanatı; yani yine edebiyat. İttifakçıları partinin lideri sayın Bahçeli’yi üzmemek ve alındırmamak için de Kılıçdaroğlu demiyor, Çakıcı bey demiyor İbrahim Kalın?

Çakıcı bey kimse ise, Kılıçdaroğlu kimse ise, vatandaşa hangi sıfatı verecekler?

Tartıştığımız cümlenin paragrafına da bir bakalım: “Savcılık soruşturma başlattı ve hukuki süreç işliyor. Türkiye’de kimsenin, kimseyi bu şekilde tehdit etmesi kabul edilebilir değil. O sürecin tamamlanmasını bekleyeceğiz. Umarım hukukun kuralları içinde ne gerekiyorsa mahkemeler gereğini yapacaktır.”

Soruşturma başlatmak, soruşturma başlatılmıştır kelimeleriyle adliye soğukluğunu vurgulayarak, düşünceleri “ceza”ya vardırmak diyeceğimiz AKP’nin klasik izah metodu burada da geçerli olmuş. Hayırlısı olsun.

(Dağ başlarındaki dipsiz göller mi talan edildi, tarumar edildi. Soruşturma başlatılmıştır. Kapalı çarşılardaki 300 yıllık, 500 yıllık yazılar mı kırıldı, tahrip edildi. Soruşturma başlatılmıştır.)

“Hukukun kuralları içerisinde ne gerekiyorsa...”

Yapılacak olan bu iken, tereddütü nereden kaynaklanıyor İbrahim Kalın’ın da “umarım” diyor?

“Ne gerekiyorsa mahkemeler gereğini yapacaktır.”

Konuşmalara söz yazarı kişinin “gerek” kelimesinden daha fazla üretim yapmaması güzel.  Ya “Ne gerekiyorsa gerektiğinde mahkemeler gereğini gerektiği şekilde yapacaktır” gibi bir cümle okutsaydı görevlimize?

Baba meraklısına Noel baba’lı adres

MHP’li Semih Yalçın: “Düzmece kral çırıl çıplaktır. MHP, sayın Kılıçdaroğlu’nun Noel Baba misali giydiği demokrasi havarisi kostümünü her defasında üzerinden çekip alacaktır.”

Noel Baba niçin misaldir bir MHP’liye? Kostümü, neden demokrasili bir şeyler çağrıştırıyor?

Havari, Türk Dil Kurumu’nda “Bağlı olduğunun düşünce ve inançlarını yayan” diye tanımlanmışsa, Kılıçdaroğlu, MHP’li demeç sahibince “Demokrasi düşüncesi ve inancını yayan” olarak tarif edilmiş olmaz mı?

Şikayet, icraata dökülüyor akabinde. MHP’nin yapacakları sıralanıyor.

“Çekip alacaktır!” Nerden?

“Üzerinden.” Ne zaman?

“Her defasında.” Nasıl?

“Çekerek...” Alacak da ne yapacak?

Kostüm koleksiyonları mı var?

Vestiyere teslim ettirseler ya da gardroblarına astırsalar nezaketle... Olmaz! Eşyanın tabiatı gereği yani. Çak, çak çakı gibi the Godfather dava arkadaşları mektupçuyken... Yalçın demeçleri olur böyle Semih Yalçın’larının. Değil mi efendim, af buyurun...

“Zaman çabuk geçiyor Roza”

Halkın birinci derdi koronavirüs, ikinci derdi ekonomik sıkıntı diye yapıyorlar, MHP ittifaklı AKP iktidarında yaşanan dertlerin sıralamasını. Hem de seçime daha iki buçuk yıl var sevinmelerinin eşliğinde.

Bir araştırma şirketinin sorumlusu görüntü veriyor kapısı açık bir tv kanalında. Ankara’nın Hacı Bayramı’nda İsmet Paşa yıllarında kurulan “Amele Pazarı”nın canlandığını/canlandırıldığını gördüm bir sabah namazından sonra diyor.

“Kafe”de bir masa solumda oturan genç beyninde o an oluşturduğu iddianameyi okuyor: Belediye Başkanını yanlış kişiden seçerseniz, icraatı her semte bir amele pazarı kurmak olur.Araştırma şirketinin sorumlusu anlatmaya devamda: Belediye Başkanı oraya çorba arabası getirmiş, eli kazmalı, kürekli bekleyenlere sıcak çorba veriyor.

Bir masa solumda oturan o gence baktım. Yine hazırlıklıydı. Bunlar böyledir! Önce amele pazarını kuruyor, sonra çorba veriyor. Gelsin oylar! İki buçuk yıl daha görülecek bu manzara. Manzarası dert, ekonomik sıkıntıdan. Lakin zamanı dert değil.

Kemalettin Tuğcu romanlarının vazgeçilmez figüranlarındandı “Küfeciler”. Can buldular İstanbul pazarlarında bugünlerde. Küfelerini bezlerle sağlamlaştıra sağlamlaştıra geliyorlar pazarlara; iki buçuk yıl var derdinin farkında olduklarının fotoğrafını vere vere.

“Dalyan gibi” tanımına uygun insanları gördüğümde, aklıma Abdullah Ziya Kozanoğlu romanlarında okuduğum Barbaros’un denizcileri gelir. İşte onlardan biri, en taze “Küfeci” sıfatı almış olanı önümden geçti, iyi giyimli siyahi bir hanımefendinin yanında. Sorusunu duydum ister istemez ve gülümsedim. Anadolu insanı işte, hiç değişmiyor. Bir Afrika ülkesinden İstanbul’a göçmüş kadına, ben kaldırımda oturuyordum, önümden geçerken sordu: “Nereli siniz?”

O gülümsememden utandım sonra. Ya o dalyan gibi delikanlı Coğrafya Fakültesinden mezun atanamayan öğretmenlerdense... Ülkemdeki trol gençliğinin sayısı belli.

Demirel’in, Yahya için istiyorum, Cavit için istiyorum vezninde söylediği “Kendim için istiyorsam namerdim” cümlesine çok alkışlar yazmış bir üstad Rauf Tamer, Meclis’e, bir muhalif parti lideri için bir kez daha dokunulmazlığının kaldırılması tezkeresi gönderilmesi üzerine, hedefteki siyasinin “Kaldırmazsanız namertsiniz” haykırışını kınamış. Bu kadar sert olmaya ne gerek var diyerek ve sertlik isteyenlerin hazırlıklarını görmeyerek. Tek rakip, tek tip mücadele diye bir tez vardı büyük usta Rauf Tamer ağabey. İşte öyle!

Miadı dolmuşlar

“Bir kitap okumuş, fikiri değişmiş” kanaatini siyaset takipçilerine verdiğinde, ilişkilerden bihaber “suskun kurt” medyacılarımız, kafalarında oluşturdukları “Acaba Erdoğan mı teşvik etti” sorusunu paylaştılar haber bekleyen okuyucularıyla.

Medyacılarımızın bu düşünce sistemleri bütünüyle yanlış değildi aslında. Bülent Arınç’ın teşvike ihtiyaç duyduğunu, teşvikle hareket ettiğini az çok biliyorlardı. “Silahlı Terör Örgütünün Fetullahcı olduğunu o gece (15 Temmuz) öğrendim.” İtirafıyla teşvikçisini, Meclis Başkanı da olmuş birinin ancak tanıdığına şahitlikleri vardı mesela.

Kendisi gibi YİK üyesi olan partidaşı Cemil Çiçek’in “mücadeleci” arkadaşı Karar gazetesindeki Ahmet Taşgetiren’e “Reform kelimesi çok aşındı. Kimse bir şey beklemesin”, diyerek hükümetin reform planlarım var beyanlarını eleştirmesiydi, Bülent Arınç’ı dört saat konuşma yapmaya sevkeden.

Bülent Arınç’ı zayıf karnından yakalayan ve istediğini yahut düşündüğünü yaptıran Cemil Çiçek artık kendisini emniyete alabilirdi. Öyle de yaptı.

Onu, “yaklaşan fırtınayı görmüş olmalı ki” diye anlatacaktı gazetecileri; o fırtınanın teşvikçisi olduğunu dikkatlerden kaçırarak.

Yaklaşan fırtınayı sezen Cemil Çiçek’e ne gam; “rencide” kelimesinin ağızlarda dolaşması. Gazetecilerinin anlatımıyla söylersek, “Pozisyonunu ayırmakta gecikmeyecekti.”

Bülent Arınç’ın yorumlarına katılmadığına dair açıklamalar yaptı, bağlantısı hazırlanmış tv programlarında. YİK toplantılarında devlet sorunlarını konuşuyoruz diyerek kurulun bekasını da korumaya çalıştı hatta.

“Bugün siyasi ortamda kimse başkasını suçlamak için benim sözlerimi kullanmasın” yasağını da kendi bekası için ilan eden Cemil Çiçek’e, gazetecisi kişinin “Siz sözlerinizin ne zaman, kim tarafından ve nasıl kullanılacağının bir prospektüsü olduğunu mu söylemek istiyor sunuz” gibi bir soru yöneltmesini beklemeyiz ama...

“Benim laflarımdan o değirmene söz çıkmaz” diyerek açık çek imzalayan Cemil Çiçek’in rol modeli “Don Kişot” diyorsanız, “Panço”luğa tayin ettiğinin kimliğini de anladınız demektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?