Reklamı Kapat

Bu gidişler…

Ürkütücü, düşündürücü, acı görüntülerdi. Bir gasilhanede yıkanma sırası bekleyen cenazeler.

Çekimi yapan ağıtlar yakıp, “vah vah” diyerek yürekten inlemekteydi.

Bir yanda örtüsüz tahta tabutlar.

Diğer yanda yıkanmış, yeşil puşidesine sarınmış, defne hazır hale gelmiş tabutlar.

Belediyenin cenaze arabalarının kifayetsiz kalıp da.

Otobüslerin bagajında son yolculuğuna çıkan tabuttakiler.

Bu acı sahneler yüreğimizi dağlarken, insanımızda umursamazlık.

Bu gidişlerin farkında olmama havaları.

Pazarda kafa kafaya meyve sebze seçen halkımız.

Sokakta karşılaşan komşuların neredeyse ağız ağza konuşmaları.

Akrabaların o, evlerde toplanma geleneği; uzaklardan gelen yeğenler görülmeye gidilmiş, hasta ziyaretleri yapılmış, çaylar içilmiş, yemekler yenmiştir.

Küçük mahallemizde her gün salalar verilmekte.

Pencereler açılmakta.

Cenazenin ismi dinlenilmekte.

Ne ki normal ölüm olmadığı çok açık.

Zira cenaze namazının vakti ile ilgili, ilanda bilgi yok.

Saat 11’de, falan mezarlıkta defin olacağı bilgisi bulunmakta, sadece.

Bu kadar büyük dehşeti yaşamaktayız, ölümlere alışıldı mı nedir, umursamıyoruz.

Bu durumu Kemal Sayar; “Psişik (ruhsal) uyuşma şu demek; ne kadar çok insan ölürse, mesele o kadar az umursanıyor. Sayı arttıkça duyarsızlaşıyor, daha az duygusal tepki veriyoruz. Şefkat yorulduğunda, ‘bir kişinin ölümü trajedi, binlercesinin ölümü istatistik’ oluveriyor” diye yorumlamakta.

Oysa arkadaşlarımızı yitirmekteyiz, komşularımızı kaybetmekteyiz.

Akrabam olan aileden büyük abi, eşi, kardeşi, eniştesi, vefat ettiler.

Akrabalarım yıkıldılar.

Öylesine büyük bir acı ki, hangisine yanacağınızı şaşırmaktasınız.

Tufan gibi salgın, sevdiklerimizi dalından koparıp götürmekte.

Meslektaşlarımızı yaşamdan almakta.

Yazar arkadaşımız Mürşide Uysal’ı kaybettik. Kaliteli bir akademisyen, temiz siyasetçi, Arif Ersoy’u yitirdik. Gazetemizin çok kıymetli yazarı Mevlüt Özcan’ı kaybettik. Yine gazetemize uzun yıllar emek vermiş Ferhat Koç ağabeyi kaybettik. Gazeteci yazar Ahmet Kekeç’i yitirdik.

Zaten rahatsızlıkları vardı bahanesi bulabilirsiniz fakat bu kadar çok kayıp; insanı, derinden sarsmakta.

Anadolu basınından, yerel edebiyatçılarımızdan yitiklerimiz olmakta.

Bazen kimilerini hiç duymuyoruz bile, sessizce gitmekteler.

En son şair ve yazar Mehmet Çetin’i kaybettik.

“Sessiz bir gidiş gazeli” ile hem kendisinin hem de bütün o değerli kardeşlerimizin gidişlerini, garipliklerini, mahzunluklarını ne kadar derinden anlatmakta:

 

“Her şey bana küstü kimseye küsmeden gittim

Kamuslar boyu sustu dostlar ben susmadan gittim

 

Ne kovdu kimse beni ne davet etti biri

Ne rüzgâr vardı, ne rüzgârım, esmeden gittim.

 

Bilenmiş kelimelerim körelmiş kılıçlarım vardı

Binlerce doğrandım belki, kimseyi kesmeden gittim.

 

Her şölende bana sunuldu günün ve gecenin zehri

Ömrüm ağzıma geldi, yutkundum kusmadan gittim.

 

Topladım kendimi bir yanlış tarihin içinden tek tek

Bir cılız ışık kaldı benden lambamı kısmadan gittim.

 

Duymadım dön diyeni kal diyeni gel diyeni

Ölü hatıraların üstüne basmadan gittim.

 Bilmiyorum neye, kime nereye gittiğimi

Dostuma düşmanıma kulak asmadan gittim.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?