Memurlar, hacıyı örnek alın

Hacı, 1931 doğumlu.
Kur’an’ı önce babasından okudu.
İstanbul’da Hasan Akkuş’tan üç sene talim dersi aldı.
İki oğlan iki kız dört çocuğuna Kur’an dersini kendisi verdi.
İki oğlu da imam hatibi bitirdi. Biri avukat, öbürü işletme fakültesi mezunu.
Ona sordum:

Ben, 1947 yılında Karaman’ın Göcer köyünde, krizden gözün gözü göremediği, sağ elin sol ele yardım edemediği bir dönemde doğmuşum.
Babamın anlattığına göre kendi ürettikleri buğdayı harmandan, meyveyi bahçeden geceleri yine kendileri çalarlarmış. Keçinin tanesi elli para iken vergisi seksen para imiş. Aldıkları mahsul, vergisini karşılayamadığından kendi mallarını devletten çalarlarmış.
27 Mayıs 1960 kriziyle büyüdük. Asker dönüşü 12 Mart 1971 kriziyle baş başa kaldık. Derken 12 Eylül 1980 krizi.

Demirel’li ve de Ecevit’li yıllar başlı başına, eşi benzeri hiçbir ülkede bulunmayacak krizlerdir.
Özetle bizler, kriz içinde doğduk, krizler içinde büyüdük, bir kritik günde de öleceğiz.
Onun için günün kritik veya kriz olması sizi İslâmî hizmetinizden alıkoymasın.
Ben bu kriz günlerini Hacı Bayram’a sordum o cevap verdi:
-Hocam ben 1931 yılında Çankırı’da doğdum. Babam Taşkaracalar köyünün, köyden ücretli imamı idi. On çocuğu vardı. Biz, öyle bir kriz yaşadık ki, gelecek bütün krizlere rahmet okuttuğundan ben hiçbir krize ve kritik günlere aldırmadan yoluma devam ederim.
Kur’an okuma ve okutmanın yasak olduğu günlerde biz, gizli kapaklı okuduk Kur’an’ımızı. Ben o günleri görmüş bir adamım. Ezanın Arapça okunmasına izin verildiğinde 1951 yılında Kağızman’da askerim.
Ramazan ayında teravih namazı için ezan okuyorum.
Yüksek bir yere çıktım “Allahü Ekber” diyorum, Küllüktepe’den yankısı geldikten sonra yeniden başlıyorum.
Yer, yerinden oynuyor. Namazı kıldık, nöbetçi subay beni çağırtmış. Endişe ile gittim. Nöbetçi subay: “Yarın sabah namazına merkez camiine gel. Beni orada bulacaksın. Önce salâ vereceksin, sonra ezan okuyacaksın” dedi.
Hocam bir ezan okudum, Kağızman halkını camiye doldurdum. Çoğu kere korktuğun kişi, sana yardımcı oluveriyor.

Asker dönüşü İstanbul’a geldim. Hasan Akkuş’tan talim dersleri aldım. 1955 yılında devlet memuru oldum. İslâm’a hizmet eden her dernek ve kuruluşa kurucu veya üye oldum. Kur’an kursları ve imam hatip okullarının her hareketinde elim olsun diye çalıştım. Devlet memuru iken 1968, 1969, 1973, 1976 yıllarında dört cami yaptım. İki tane Kur’an kursu yaptım. Birinde 280 öğrenci, öbüründe 530 öğrenci var.
İmam hatip ve tatbikat camiinin temel atma törenine Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler beyefendiyi getirdim (Allah ondan razı olsun, bize çok faydası dokundu). Dört çocuğumdan dördüne de Kur’an okumayı ben öğrettim. İlkokul üçüncü sınıfta başlarım, beşinci sınıf bittiğinde Kur’an’ı  camide cemaat önünde okuyabilecek hale getiririm. İki oğlum da imam hatip mezunu, biri avukat, öbürü işletmeci.
-Bu elli yıl içinde senin elinden milyonlarca para geldi geçti. Ahirete ve sevaba inanmayanlar, her şeyin para için yapıldığına inananlar, herkesi kendileri gibi zannedenler sana din tüccarı olarak bakıyorlar. Buna ne diyeceksin?

-41 yıl hakimlik yapmış Abdülkavi Beşer isimli değerli bir büyüğümüz: “Bu işlere giriyorsunuz. Hakkınızda, ‘Para yiyor’ diyecekler. Gönlünüz rahatsa kimseye cevap vermeyin, aldırmadan hizmete devam edin” demişti. Onun dediğini tutuyorum.
Bizi önce Allah denetliyor, sonra devlet uzaktan bizi takip ediyor. Benim memur maaşımdan başka hiçbir gelirim yok. Evim, arabam, yaşantım bu maaşın dışına çıkarsam, devletin eli beni yakalar. İyi niyetli el de yakalar, devletin kötü niyetli memuru da, “Beraber yiyelim” diye yakalar. Ama ayağını yorganına göre uzattığını görürse görevli memur, inancına ters bir adam olsa bile sana saygı duyar.
- Hiç engel çıkaran olmadı mı?

-12 Eylül 1980’den sonra gelen bir kaymakam, kafayı bana taktı. İmam hatip ve tatbikat camii için para toplamama izin vermedi. “Toplarsan en az üç ay olmak üzere hapis cezası alırsın” dedi. Herkesin bir yolu vardır diyerek araştırdım, bir adamını buldum, bir tavsiye mektubuyla yanına girdim. O günden itibaren şehrin zenginlerine kaymakamla beraber randevulu olarak gittik ve on senede toplayamayacağımız parayı altı ayda topladık ve kubbe yüksekliği 32 metre, namaz kılınacak yeri 732 metrekarelik camiyi ve imam hatip okulunu bitiriverdik.

72 (yıl 2003) yaşındaki bu ihtiyar delikanlının yanında yürürken birçok genç ihtiyar mücahidimiz yorulup yoldan kalmıştır. Ama o, yoluna devam ediyor. Kritik günlere ve krize bağışıklık kazandığından ona hiçbir şey engel olamıyor.

İsterseniz siz de öyle olabilirsiniz. Hemen yakınınızdaki bir dernek, vakıf, burs, kurs faaliyeti yürütenleri ziyaret edin ve hizmetin bir yerinden tutuverin.
İstanbul’da yaptığı eserler:
Hürriyet Camii 1968,
Meydan Camii 1969,
Selim Hoca Camii 1973,
Hacı Bayram Camii 1976,
İHL Tatbikat Camii 1983,
İmam Hatip Okulu,
Kız Kur’an Kursu,
Kız Kur’an Kursu.
Hacı, 15 Ağustos 2020 günü koronavirüs ( Covid-19) sebebiyle vefat etti. Allah rahmet eylesin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Coşkun - Maşallah, barekallah. Allahü Teâlâ hazretleri gani gani rahmet eylesin.. Âmin...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Kasım 21:22


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?