Dedim, dedi yok

Politikayla uğraşanlar, hele lider durumunda olanlar, il ve ilçelerdeki yetkilisinin adını bilirler.
Arkasında kaç oy olduğunu, başkanın kendi gücüyle mi yoksa arkasındaki oy potansiyeliyle mi ayakta kaldığını bilir ve ona göre davranır.
Teşkilatlanmadan sorumlu yardımcısıyla görüşürken bazı il ve ilçelerin başkan ve yardımcılarının adlarını ve hizmetlerini gözden geçirirler.
Devamlı tekrar edildiğinden binlerce adamın adını bilirler.
Marketçi de, marketindeki binlerce çeşit malın adını, yerini, tükenip tükenmediğini bilir.
Satışlar kasada kayda geçtiğinden tükenenleri ve kalanların sayısını bilgisayardan devamlı kontrol ederler ve eksikleri tamamlarlar.

“Ben ne yaparım” diye kendime sordum, laklakıdan başka bir şey yapmadığımı gördüm.
Erzurumlu Emrah’ın ve bazı diğer şairlerin de denediği, “Dedim, dedi” başlıklı şiirlerinde olduğu gibi dedikodu yapıyoruz.
Şairlerimiz yine kendisi tek başına iki taraf için de konuşuyor ve inciler diziyor.
Evde, cami önünde, kahvehanede, bir dernek veya vakıfta, parkta, sokakta karşılaştığımız bir arkadaşımızla konuşmalarımıza dikkat ediyorum, “O şöyle dedi, bu böyle dedi” türünden dedikoduları çoğaltıyoruz.
Politikacı, oy peşinde ve kişilerin oyunu kazanmak için karşı tarafı yıpratmaya çalışıyor.
Marketçi, parasının peşinde ve binlerce malın adını aklında tutuyor.
Ya biz ne yapıyoruz, Köroğlu’nun karşılaştığı koca karı gibi, “Gözün kör olsun Köroğlu” demeye devam ediyoruz.
Camide omuz omuza aynı yöne dönüp namaz kıldıktan sonra cami önünde senin adam benim adam tartışmasıyla birbirlerinin kalbini kırıp ayrılmalar oluyor.
Yıllarca beraber çalışan mücahitlerimiz bile dil kılıcını partisi adına kardeşine çekebiliyor.
Yarın ne konuşacağını akşamdan gece yarısına kadar tartışmacıları dinleyerek kendi adamını savunacak şeyler öğrenip gündüz karşılaştığı kardeşini Allah rızası için diliyle yaralıyor.
Geç yatıp bir günün sabah namazını geçirmeye değmez.
Bunların hepsinden hesaba çekileceğiz.

Sevgili Peygamberimize karşı direnen, akla hayale gelmedik taktikleri, işkenceleri, ambargoları, aşağılamaları yapan hatta daha ileri gidip, “Muhammed’i ben öldürürüm” deyip yürüyen Hattab oğlu Ömer, Uhud Savaşı’nda Müslümanların kaybetmesini sağlayan putperest komutan Halit bin Velid gibi putperestlerin hiçbirini yıpratıcı söz söylememiş Sevgili Peygamberimiz.
Çünkü o, sağlam insan istiyor. Putperest iken sağlam olan, Müslüman olunca daha sağlam olacak, onun için yıpratılmaması gerekiyordu.
Rabbimiz:
“İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla defet. Bir de bakmışsın ki, seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost oluvermiş.
Buna (kötülüğü iyilikle defetmeye) ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (Kur’ân’dan) büyük bir haz alanlar kavuşturulur” (Fussılet süresi ayet 41/34).

“Umulur ki Allah sizinle, onlardan düşman olduklarınız arasında bir sevgi kılar. Allah her şeye gücü yetendir, Allah afvedendir, merhamet edendir” (Mümtehıne süresi ayet 60/7).
Kötülüklere iyi ve güzel karşılık verirsek bakıvermişsin ki o bizim sıcacık dostumuz oluvermiş.
Hâlbuki o dinime düşman olanın anasına avradına sülalesine, gelmişine, geçmişine dil uzatırsak, İslam’ı yaşamaya başlasa bile bizim onun yüzüne bakacak yüzümüz kalmaz.
Herkes, yaşına göre, on yıldır, yirmi yıldır, elli yıldır bu türden dedikodularla bir ömür tüketir de oy vermenin dışında hiçbir katkısı olmaz.

Dedim, dedi’leri yapmadan, her gün insanların havasına ağaçların, çiçeklerin, suların temiz hava ve güzel koku kattığı gibi, biz de bu herkesten ve her şeyden tedirgin olan, canından, malından, namusundan güvende olmadığını hisseden, kazancının bir kısmını kapıların en sağlamını, güvenlik kameralarının en bozulmayanını taktırmanın peşinde olan bu imanın emniyetiyle ilgili bilgi ve davranış şekillerini anlatsak ve uygulamalı öğretsek.

Buluşmalarımızda dedikodu nakliyeciliği yerine Esma’ül-Husna’sından biri de el-Mü’min olan Allah celle celalhün koyduğu kurallara göre yaşandığından can ve mal güvenliğinin temin edildiğini, halen bu günlerde bile güvenli köy, belde ve küçük şehirler araştırıldığında İslami ahlakın kalıntılarının kırıntılarının etkisi olduğunu gösteren konuşmalar yapsak.

Sevgili Peygamberimizin, Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’yi (Allah onlardan razı olsun) toplayarak Lat, Menat, Uzza gibi ölmüş kişilerin kurallarına göre hareket ederek, putperest olan adamların dediklerine demeç verme hazırlığı yapıldığını bilen, duyan, okuyan varsa bana da haber versin. Onlar, her gün ayetlerin nasıl anlaşılacağını ve nasıl uygulanacağını söylüyorlar ve gösteriyorlardı.
Dedim, dedi tartışmalarına, yaralamalarına, karalamalarına karışmıyorlar, yapılmasını emreden Rabbimizin kelamını duyuruyorlar ve kendileri de uyguluyorlardı.
Haydin, bu gün başlayıverelim.

Bulunduğumuz mahalleyi sağlık taramasından geçirelim. En az muhtar kadar mahalle sakinlerini bilelim, belki daha fazla tanıyalım.
İstifade edeceğimiz insanlar olduğu gibi faydalı olacağımız insanlar da olacak.
Zalimin bileğinden tutup yumuşatalım, mazlumun elinden tutup zalimle kardeş ediverelim.
Düşeni kaldıralım, burnu havada olanları secdeyle mütevazi hale getirelim.
İhmal edilecek bir tek insan olmadığını bilelim ve bu gün “Abese” süresini tefsiriyle bir okuyalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?