Saadet Partisi her zaman ‘öncü’

Bismillâhirrahmânirrahîm;
16 Nisan 2020 Referandumu sonrası oluşan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurumları ile birlikte dökülüşünü hep birlikte görüyoruz. Ekonomi, eğitim, dış politika, adalet, güvenlik gibi temel alanlarda ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
Bu sistem salim kafayla ve özgür ortamda tartışılmadı. Stres, gerilim, baskı ve kavga ortamında kimin ne dediği anlaşılmadı. Geniş kitleler, “Erdoğan mı; Kılıçdaroğlu mu?” oylaması yapıldığını sandı. Hâlbuki “başkanlık sistemi” gibi her iktidarı ilgilendirecek önemli bir konu oylanıyordu.
Referandum kampanyaları “gerilimli” bir ortamda yapıldı. Sağcı ve solcu siyasiler “başkanlık sistemi”ne esas olan konu ve maddeler üzerinde görüş ortaya koymak yerine, siyasi rakiplerine saldırıyordu. Bir taraf rakiplerine “hain”; “terörist”; “şerefsiz” yaftalamaları yapıyor; diğer taraf ise, üzerlerine sıçratılan çamurları temizlemeye çalışıyordu.
Referandum ve seçimler böyle mi yapılmalıydı? Ülkesinin geleceğini kurmaya oyuyla ortak olan halk, güle oynaya mitinge, sandığa gitmeli, değil miydi? Maalesef olgunlaşmamış zihniyet, bu aziz millete bu güzelliği çok gördü. O günün başbakanı, “Hayır cephesinde teröristler var” (18.02.2017) derken; bir genel başkan da, “Referandumda ‘hayır’ oyu vermek şerre rızadır” diyebiliyordu.
Siyaset kurumunun içinde bulunanlar ülkenin yarısını “düşman” görebilir miydi? Başkasına hayat hakkı tanımayan yönetim anlayışı huzur ve barış sağlayabilir, uzun ömürlü olabilir miydi? Birbirimizle müzakere ederek uzlaşma yöntemini benimsemek daha akıllıca değil miydi?

ADİL SİSTEM; ADİL SEÇİM

SAADET Partisi gerginliği artırmamak için mitingler düzenleyerek “referandum kampanyası” yapmadı. “Başkanlık sistemi” ile ilgili görüşlerini Adil Sistem; Adil Seçim başlıklı kitapçıkta topladı. Bu kitapçığı siyasi parti yetkililerine “elden” ulaştırdı. Basın mensuplarına, STK’lara, aydınlara, halka duyurdu. Bunu öylesine büyük bir titizlikle yaptı ki, yalnız halkın onayına sunulan metnin eksikliklerini anlatmakla yetindi. Kitapçıkta referandumda “hayır” denilecek ifadesini bile kullanmadı.
Saadet Partisi’nin, oylanan başkanlık sistemi ile ilgili metinde gördüğü eksiklikler 5 maddede toplanabilir:
1. Partili cumhurbaşkanı ülkeye zarar verir. Milletimizin bütünlüğünü zedeler. Bu yüzden cumhurbaşkanı partisiz olmalı ve bütün ülkeyi kucaklamalıdır.
2. Türkiye’de, kuvvetler ayrımına dikkat edilmeli; yasama, yargı, yürütme erkleri güçlendirilmeli. Üçü de, kendi alanındaki görevini yapmalı. Hiçbiri diğerine müdahale etmemeli. Kurumlar arası sürtüşmeye fırsat verilmemelidir.
3. Milletvekili, milletini temsil eden önemli insandır. Meclis güçlendirilmeli; millî iradeye müdahale edilmemelidir. İtibarlı bir meclis Türkiye’nin en büyük gücüdür.
4. Adalet mülkün temelidir. Adalet sistemi güçlendirilmeli; yargı iktidarların sopası haline getirilmemelidir. Adaletin bulunmadığı yerde kaos oluşur.
5. Seçim sistemi adil olmalı. Dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan yüzde 10’luk baraj sistemi kaldırılmalı. Seçim yardımı siyasi partilere adil bir şekilde dağıtılmalı. Anayasa’da ifadesini bulan “temsilde adalet” prensibine uyulmalı.
Saadet Partisi bu prensiplere uyulmazsa, yönetimin otoriterleşeceğini; “tek adam” sistemine dönüşeceğini savundu.

YANLIŞLIK GÖRÜLDÜ

ÜÇ senelik başkanlık sistemi uygulaması sonunda yanlışlıklar “saklanamaz” duruma geldi. Saadet Partisi’nin önerilerinin doğruluğu anlaşıldı. Başkanlık sistemini hançeresini yırtarcasına savunanlar bile yeni sistemi savunamaz duruma geldiler. Hükümet de yeni arayışlar içine girdi. AKP’den ayrılarak yeni parti kuran iki genel başkan cansiperane olarak “güçlendirilmiş parlamenter sistem”i savunmaya başladı. Sistemin neredeyse savunucusu kalmadı.

Bir sistem 3 senede eskir mi? Demek ki, yanlışlıklar üzerine kurulursa 3 sene de dayanmıyor. Referandum sürecinde milletimizi uyaran Saadet Partisi’ne atılan iftiraları hep birlikte gördük. Saadet Partisi’ne kendini savunma fırsatı verilmedi. TV’ler ambargo koydu. Üniversitelerden gelen konuşma talepleri iptal ettirildi. Güneşe gözlerini kapatanlar karanlıkta kalıyor. Doğru reçetelerden kaçanlar, millete “acı reçeteler” içirmeye çalışıyor. İhtiraslı zihniyet, Erbakan Hoca’nın ülkemizi “lider”; “öncü” haline getirecek hizmetlerini de önlediler. Hoca’ya bugünkü Saadet Partisi’ne yaptıklarının onlarca kat fazlasını yaptılar. Türkiye, dünyada lâyık olduğu yere gelemedi. Şimdi, aynı yöntemi Saadet Partisi’ne uyguluyorlar.
Siyasi Partiler Yasası’na göre kurulmuş partilere “düşman” olanlar; dışta Türkiye’yi yok etmeye çalışanlarla “dostluk” yarışına giriyorlar. Erbakan’ı düşman görenler, onu tanımadıkları için bunu yaptılar. Şimdi de Saadet Partisi’ni tanımayanlar aynı yanlışa düşüyorlar. Saadet Partisi’ni yetkililerinden dinlemeli!
Saadet Partisi her zaman “hayra motor; şerre fren” oldu. Hep haklı çıktı; “öncü” oldu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?