Tartışmayı da bilmiyoruz

Birileri görüşlerini açıklıyor… Beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Hoşunuza gider alkışlarsınız, gitmez, eleştirirsiniz… Normali budur.

Herkes, görüşünü korkmadan, çekinmeden inandığını söylerse, doğruları buluruz. Yahut açıklık, alenilik hâsıl olur… Oradan da kimi hakikatlere varılır. Sen sus, öbürü sussun… Güneşi, ayı, ışığı kapat… Görünmesin hiçbir şey… Tek kaynaktan beslen... Oradan çıkan haberler gerçek bilinsin. Hatta birkaç kişinin hakemliği genel geçer kural olsun… Ya sonra?
Sonrası kaostur efendiler. Allah akıl ve fikri niye verdi? Dili niye verdi? Yerinde ve zamanında konuşmak, düşünmek için… Öyle mi?

Dedim ya, her konuşanı haklı bulacak değiliz. Lakin hain ilan edip, hemen dünyayı siyah-beyaz diye ikiye ayırmaya, hainler ve kahramanlar diye toplumu tasnife ihtiyaç var mı?
Kaldı ki, günübirlik hadiselere yapılan yorumlar… Geçiciliği olan konulardaki fikirlere bakarak, dil döndürenlerin sözlerini mutlak hakikat yahut mutlak batıl kabul etmek, kime ne fayda sağlar ki? Sonuçta günlük, genel geçer işlerle ilgili insanlar gördüklerini, inandıklarını söylemekteler… Söyleyince de ne kahraman olurlar ne hain.
İnsanlarımızı bu denli kutuplaştırmak… İki renge mahkûm etmek, aslında fukara zihinlerimizi daha bir kuraklığa mahkûm etmekten başka işe yaramamaktadır.
Bırakın, herkes, samimi düşüncelerini, fikirlerini, eğilimlerini ortaya koysun... Koysun ki, renkler, tenler, sözler, niyetler bilinsin…

Konuşmaya ket vurmak. Düşünmeyi kerih görmek, hayatı siyah ve beyaza mahkûm etmektir. İki renkten resim çıkmaz, hayal çıkmaz, umut hiç çıkmaz.
Katletmeyin diğer renkleri. Kapatmayın beyinleri.
Ülkemizin, tek sese değil, çok sese ihtiyacı var... Ülkemizin, farklı görüşlere, düşüncelere, yaklaşımlara ihtiyacı var. Velev ki bazı fikirler, sözler canımızı acıtsa da, hoşumuza gitmese de…
Gelin şu tartışmayı becerelim de, çokseslilikten, vatanın tekliğine, milletin birliğine gidelim. Renklerimizin, huylarımızın, beğenilerimizin farklı olması, beraber olmamızı engellemez… Bu vatanda aynı ülkü etrafında beraber yürümemize ket vurmaz.
Fıkıhta bir hüküm vardır, âlimlerin ihtilafı rahmettir diye… Belki, konuşanlar âlim falan değildir. Ancak, sonuçta, zamana ve şartlara göre değişkenlik gösteren hususlar söz konusu edildiğinden, mutlak doğrulardan bahsetmiyoruz.

Konuşulanlar dünyalık işlerdir… İnsanların yaşadığı zorluklar, kolaylıklardır. Bunlar arasında kimi hususları tabu görmek, tövbe hâşâ nasmışçasına kutsallık izafe etmek… Tek doğruya indirgemek hatadır. Bizi, birbirimize düşman kılar.
Onun içindir ki, öncelikle, konu ne olursa olsun, hoşgörülü olmalıyız. Birbirimizi dinlemeliyiz. Birbirimize saygı duymalıyız.

Benim gibi düşünmüyor diye, başkasını düşman ilan etmenin izahı olabilir mi?
Ucuzcu düşmanlaştırma, hainleştirme çabalarından vazgeçilmelidir… Bırakın, başkasına sövmeden, bu ülkenin birliğine, insanların hayatlarına kastetmeden insani ve vicdani düzlemde, sözü olan söylesin… Neden çekinmeliyiz ki? Tartışmayı öğrenmeliyiz… Saygıyı, sevgiyi… İnsani hasletleri yok yetmeden konuşabilmeliyiz.

Efendim, bölücüler, vatan hainleriyle de mi konuşacağız? Şiddeti, nefreti kendisine aracı kılan insan değil ki konuşasın… Öyle değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Remzi Çayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?