Herkes işini yapsın

1960’tan sonra teyp kasetleriyle vaazların yaygınlaşması, evlerde, kahvehanelerde topluca insanlara dinletilmesiyle İslami hassasiyetlerin sinir uçlarını harekete geçirmişti.
Çünkü harf devrimiyle yapılan baskıları yaşamadığımız için bizim anlamamız mümkin değil.
İnsanlarımızın singin halini ortadan kaldırmak birkaç seneyi aldı.
O dönemi yaşayanların vefatlarıyla, yeni doğanların atılgan halleriyle çok değerli hocaların her şeyi göze alarak konuşmalarıyla bir canlılık gelmişti.

1970-80 arasında teyplerin ucuzlaması, kasetlerin bol olmasıyla kasetler dönemi hız kazandı.
İstanbul vaizlerinin konuşmaları Torosların tepesinde çobanların teyplerinde idi.
12 Eylül 1980 darbesinde Beyazıt Meydanı’nda kaset satarken hapse atılan bir insanımızla tanıştım Bursa’da ve macerasını anlattı: “Beni aldılar, hâkim karşısına çıkardılar, üç ay sorgusuz sualsiz Selimiye’de yatırdılar ve üç ay sonra tahliye ettiler.
Bursa’ya yerleştim ve yine kaset satmaya devam ettim. Bir gün Ulucami’nin önünde satarken bir bey yanıma yaklaştı ve ‘Beni tanıdın mı?’ dedi.
‘Tanıyamadım’ deyince ‘Ben seni tahliye eden hâkimim’ dedi. Biz ondan sonra dost olduk. O benden alınan kasetlerin hepsini dinlemiş ve yanlış yaptıklarına karar vermiş ve de İslami çizgiye dönüş yapmış” dedi.

Teyp kasetleri dönemi bitti, görüntülü kasetler dönemi başladı.
O da bitti, CD’ler dönemi başladı.
O da bitti, flaş disk dönemi devam ediyor.
Aletlere takılmadığımızı görüyorum.
Hepimiz, teknolojinin en son sürdüğünü elde etmeye ve bu imkânları İslam’ın lehinde kullanmaya çalışıyoruz. Bir zamanlar, cihada çıkan mücahitlerimiz, atla çıkarlardı. Sonra sırasıyla gemiyle, trenle, arabayla, uçakla çıkmaya başladı.
İnterneti çok iyi kullandığınızı görüyorum. Allah gayretinizi artırsın.
Babanız, anneniz, hocanız, ağabeyiniz gibi size örneklik yapanların hizmet anlayışına da takılıp kalmayın. “Ben atla giderim, teyp ve kasetten ayrılmam” demediğimiz gibi, İslam’a hizmetin herkesin yapısına, kapasitesine, karakterine, makamına, mekânına, birikimine, muhatabına… Göre yapacağı hizmetler vardır.

Onun yaptığı, sana benzemiyor diye karşı durma.
“Mücahitken müteahhit oldu” diyerek karalama yerine, bizim bilemeyeceğimiz güzel hizmetler yapıyordur diyerek yönlendirmeye çalışmak daha faydalıdır.
Bizim parmak çizgilerimiz kadar davranış çizgilerimiz vardır ve bu da Allah’ın bize bir lütfudur.
Tebliğ edilecek olan Allah celle celalühün kitabını, Allah Rasülü’nün sünnetine uygun olarak hem görsel ve sözlü olarak ulaştırmaktır.
“Görsel”den kastım video değildir.
Söylediğimizin bizde görülmesidir.
Hani Hazreti Aişe anamız, Sevgili Peygamberimiz’i anlatırken;
“Onun ahlakı Kur’an’dı/yani O yaşanan Kur’an’dı” diyor. Ve delil olarak da:
“Hiç şüphesiz sen büyük bir ahlâk üzeresin.” ayetini delil getirdi. (Kalem Süresi, ayet 68/4) (Ahmet, Müsned, Aişe hadisi)

Biz de O’nun ümmetiyiz ve örneğimiz O’dur.
Rabbimiz, Musa Aleyhisselam ile Harun Aleyhisselamları birlikte peygamber olarak görevlendirmiş.
Musa Aleyhisselam’a yönetme ve bedeni güç vermiş, Harun Aleyhisselam’ın da diline fesahat gücü vermiş. Ve bir gün Firavun’a ve yanındakilere tebliğe giderken Musa Aleyhisselam:
“Kardeşim Harun dil yönüyle benden daha fasihtir. Beni tasdik etmek ve destelemek üzere, onu benimle gönder. Onların beni yalanlamasından korkarım.” diye Rabbinden izin istiyor. (Kasas Süresi, ayet 28/34)
Yani dün beraber olduğunuz, ama bugün ayrı yollarda olduğunuz arkadaşlarınızla alakayı kesmeyiniz.
Dairenin açısı 360’dır. Merkeze gitmek istiyorsak 360 noktadan hareket edenler aynı merkeze varırlar.
Biz, Kur’an ve Sünnet’ten milim ayrılmadan birimiz ticaret noktasından, diğerimiz, fesahat noktasından, öbürümüz sanat atölyesinden, bir diğerimiz, siyasetten… Yani 360 meslekten hareketle Rabbin rızasına ve O’nun lütfedeceği cennetine yolculuk yaparken birbirimize sataşmadan, gördüğü yanlışların doğrusunu göstermek suretiyle uyararak yola devam etmeli.
Bizim tenimiz, trilyonlarca hücrenin çalışmasıyla ayaktayız biz.
Yalnız beş duyumuzla değil.

Beş duyumuz da, bizim gibi davransa ve elimiz, gözümüze “Haydi sen de tut” dese olmaz. Göz de tutmaya kalkarsa, tutulacağı göremediklerinden ikisi birleşse de kaldıramazlar. Hepimiz, bize Rabbimiz tarafından verilen akıl, ruh, beden, ilim, servet, şöhret, makam… gibi güçlerimizi Yaradan’ımızın gösterdiği doğrultuda kullanmakla görevliyiz ve bunu yaparsak birimiz Japonya’da diğerimiz Laponya’da olsa birlikte hareket ediyoruz demektir.
Rabbimiz buyurur:
“Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kadarını teklif eder. Kişinin yaptığı iyilik kendinedir, isteyerek yaptığı kötülük de kendi aleyhinedir.” (Bakara Süresi, ayet 2/286)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Bursevi - Teşekkür ederiz hocam, bu şuura kavuşmak duasıyla

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Kasım 01:31
01

Milli - Allah razı olsun hocam. Bu bakış açısına çok ihtiyacımız var.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Kasım 15:25


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Çin'in bulduğu ve Türkiye'de de uygulanacak olan koronavirüs aşını yaptırır mısınız?