Ekranlar ve insan

Christine Leunens, “Yalan söylemenin en büyük tehlikesi sahte olması ve bu yüzden gerçekliği yansıtmaması değil, diğer insanların zihninde gerçeklere dönüşmesidir” diyor. Yaşadığımız hayatın ne kadarını yalanlar ne kadarını gerçekler oluşturuyor bilmiyoruz. Belki de birçoğumuz yalanlar üzerine inşa edilmiş bir hayatı yaşıyoruz. Yalanların insan zihninde gerçeklere dönüşmüş olması bu durumun ölçülebilmesinin zorluğunu ortaya koyuyor. Bu bağlamda ekranların gücünü gözden kaçırmamak lazım. En açık gerçekleri tersine çeviren, aklın ve mantığın kabullenmesi mümkün olmayan şeyleri birer gerçeğe dönüştüren ekranların gücünü.

2000 yılından önceleri fitnenin, fesadın, yalanın ve dolanın kalın kitaplar arasındaki bazı cümlelerle topluma zerk edildiği söylenirdi. Malum teknolojilerin henüz insanın sahip olduğu değerleri kemirmeye başlamadığı dönemlerde. Sonra ekranlar çoğalmaya başladı ve bugün olduğu şekli ile her yere yayıldı. Kafanızı ne tarafa çevirseniz bir ekranla yüz yüzesiniz. Hatta bebeklik çağlarından itibaren ekran kardeşliği başlıyor. Bebekler büyüyüp akıllı ekranları ellerine alana kadar ebeveynlerinin paylaşım hastalığı doğrultusunda yüzlerine bir karış mesafede yaşıyorlar. Fotoğraflar, videolar, görüntülü konuşmalar derken artık ekranları vücuda eklemlenmiş bir ek uzuv olarak düşünmek çok da yanlış olmaz. İşte bu alışkanlıklar bağımlılığa dönüşürken ekranların sahipleri, meşhurları, güçlüleri fikirlerini yaygınlaştırma, akılları bulandırma, düşünceyi yok etme imkânı buluyorlar. Yani aslında her şeyi kendi ellerimizle yapıyoruz.

İnsanlar putlaştırılıyor, popüler kişiler idol haline getiriliyor ve ardından putlar ve idoller üzerinden yalanlar zihinlere gönderiliyor. Sonra bu yalanlar birer birer gerçeklere dönüşüyor. Ardından bu yalanlar toplum içerisinde yaygınlaşmaya başlıyor. Ağızdan ağza, kulaktan kulağa taşıyıcılar yalanı ister istemez yaygınlaştırıyor. Nihayetinde hakikati haykıranlara deli gözü ile bakılıyor. Bu durum aslında insanların kötü olmasından, kötülüğü istemelerinden ya da kötülüğü yaymaya çalışmalarından değil. Bu durum, kötülüğün sahiplerinin insanları aldatan mükemmel bir sistem kurmalarından kaynaklanıyor. Onun için asıl olan sistemdir, insanlar değil. İnsan gelip geçicidir, sistemler ise kalıcı.

İnsanların nedenini bilmediği şeyleri yapmaları, modanın peşine takılmaları, birilerinin ardından gitmeleri, doğruyu değil yanlışı tercih etmeleri, adaleti değil zulmü, haklıyı değil haksızı savunmaları hep kurulan batıl sistemin etkisinden kaynaklanıyor. “Bu insanlar bizi anlamıyor” demek çare değil çare, bu insanları aldatanlardan daha fazla çalışmakta. Çare, edebiyat ve felsefede değil edebiyat ve felsefeyi hayata aktarmada. Çare, sahabe hayatları anlatıp, menkıbelerle ağlamakta değil sahabe efendilerimiz gibi yaşamakta. Çare, kendi Müslüman kardeşimizle didişmekte değil kardeşimizi bağrımıza basmakta, bir yanlış varsa sağda solda aramakta değil önce kendimize dönüp bakmakta. Çare, insanlarla uğraşmakta değil sistemleri konuşmakta. Çare, miskinliği bırakıp alın teri dökmekte. Çare, aramaktan vazgeçmemekte, yoldan ayrılmamakta, ümitsizliğe kapılmamakta, aşkı diri tutmakta, heyecanı yitirmemekte.

Zor zamanlardan geçiyoruz, etrafımızda çok fazla negatif uyaran var, imanımızı muhafaza etmek ateş topunu avuç içinde tutmak gibi ama imtihan devam ediyor. Eğer bu dünyaya geldiysek, inanıyorsak mutlaka bir çıkış yolu vardır. Yeter ki ümitsizliğe kapılmayalım. Yeter ki okuyalım, araştıralım, nefsimizi terbiye edelim, kendimizden geçelim, imtihanda olduğumuzu bilelim, inancımızın temel esaslarını unutmayalım. Yeter ki, yeniden düşünelim, zamana göre yenilikleri takip edelim, inovatif çalışalım, geçmişe takılıp kalmayalım, yeni nesli tanıyalım, muhatap kitlemizi bilelim, iletişimimizi güçlendirelim, yerine göre susmayı, zamana göre hareket etmeyi, mekâna göre davranmayı yani işi hikmete uygun yapmayı öğrenelim. Bütün bunlardan önce, bilmediğimizi, acziyetimizi, aslında yokluğun eşiğinde olduğumuzu, dünyanın geçici olduğunu, malın, mülkün, varlığın yalan olduğunu bilelim. İnsan, etrafını değerlendirmeden önce kendini tanımalı. İşe kendimizden başlamalı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?