Reklamı Kapat

Joe Biden ve yapay zekâ

3  Kasım günü yapılan ABD başkanlık seçimleri, Demokrat aday Joe Biden’ın galibiyetiyle sonuçlandı. Biden’ın başkanlığı, Trump’ın itirazlarının sonuçlanmasından sonra kesinlik kazanacak. Ancak yapılan değerlendirmeler, Trump’ın itirazlarının sonuçsuz kalacağı ve Biden’ın 46. ABD başkanı olarak atanacağı yönünde. Dolayısıyla Biden’ın başkan seçilmesinin dünyayı nasıl etkileyeceğine ilişkin tartışmalar da şimdiden başlamış durumda. Biden’ın başkanlığına en çok sevinenler arasında Silikon Vadisi’nin de bulunması, Biden döneminde nasıl bir dünya ile karşılaşacağımız hakkında bir fikir veriyor.

Fortune dergisinden Jonathan Vanian’ın kaleme aldığı bir makale, yapay zekâ araştırmacılarının ve şirketlerin Biden’ın seçilmesiyle birlikte keyiflerinin yerine geldiğine işaret ediyor. Trump yönetimi, savunma dışı yapay zekâ çalışmalarına yapılacak yatırımı 2022’ye kadar 2 milyar dolara çıkaracağını açıkladığında, bu rakam yapay zekâ endüstrisi tarafından yetersiz görülmüştü. Joe Biden ise federal Ar-Ge araştırmalarına 4 yıl içinde 300 milyar dolar ayrılacağını belirtti. Tabii ki bu rakamın ne kadarının yapay zekâ çalışmalarına ayrılacağı henüz belirsiz. Ama Silikon Vadisi Biden’a verdiği desteğin karşılığını alacağını düşünüyor. Çünkü yapılan anketler, kampanya sürecinde Silikon Vadisi’ndeki şirketlerin % 95’inin Biden’ı desteklediğini gösteriyor. Wired dergisinin yaptığı araştırmaya göre Silikon Vadisi’nin altı büyük şirketi Alphabet, Amazon, Apple, Facebook, Microsoft ve Oracle çalışanlarının Biden’a yaptığı yardım tutarı 5 milyon dolar iken, Trump’a verilen destek 239 bin dolarda kalmış. 

Wall Street Journal’ın 9 Kasım tarihinde Sara Castellanos imzasıyla yayınladığı makale de aynı konuya vurgu yapıyor ve Biden yönetiminin yapay zekâ, kuantum hesaplama, 5G teknolojisi gibi alanlara 2 kat daha fazla yatırım yapacağını belirtiyor.

Soğuk Savaş döneminde nükleer silahlanmaya yapılan yatırımları her iki ülke de bir diğerini gerekçe göstererek meşrulaştırıyordu. Buna benzer bir şekilde şimdi de ABD de gözetleme ve izleme teknolojilerine yapılan/yapılacak yatırımının gerekçesi olarak Çin gösteriliyor.

Önümüzdeki yıllarda sağlıktan ekonomiye, askeriyeden eğitime kadar hemen her alanda dijitalleşmenin artacağını söyleyebiliriz. Bir taraftan silahlanma yarışı devam ederken, diğer taraftan dijital verinin hangi şirketlerin elinde toplanacağına ilişkin de kıyasıya bir yarışa şahit olacağız. Hatta verinin silahtan ya da petrolden daha önemli olduğu yorumları da yapılıyor. Veri ile silah/petrol arasındaki temel fark şu: Veri, hem birey hem de toplum düzeyindeki davranışların öngörülmesini sağlıyor. Şüphesiz, buna bağlı olarak kişi ve toplum davranışlarının yönlendirilmesine de imkân veriyor. Mevzu sadece bir siteye girdiğimizde karşımıza spor ayakkabı ya da parfüm reklamları çıkmasıyla sınırlı değil. En yakınlarımızın bile bilmediği bazı sırlarımız büyük şirketler tarafından kolaylıkla tespit edilebiliyor. Bu ise şirketlerin/devletlerin rakibine karşı bir adım önde olması için çok önemli. Bilmek, “Ne yapmalıyım?” sorusuna doğru cevap vermenin gerek şartı.

*

2012’de Charles Duhigg’in New York Times’ta kaleme aldığı bir makale niye kıyasıya bir “dijital gözetim ve takip” yarışına şahit olacağımızı hayli çarpıcı bir şekilde özetliyor. Makaleye göre, Amerika’nın meşhur marketler zinciri olan Target firması, liseye giden bir genç kızın hamile kaldığını, kızın ailesinden önce öğrenmişti, üstelik kızın yüzünü bile görmeden!

Target’ın o yıllarda 1.147 adet mağazası vardı. Gıda ürünlerinden tutun da, elektroniğe, bahçe mobilyalarına kadar hemen her şeyi satıyordu. Firma yetkilileri, hamile bir kadının Target’tan alışveriş yapmasını sağlamanın milyonlarca dolar anlamına geldiğini biliyordu. Gerçi bunu sadece Target değil, bütün firmalar biliyordu. Ama şirketler bunu genellikle hastanedeki doğum aşamasında öğrenebiliyordu. O yüzden doğum sonrası, yeni annelere şirketler tarafından “mama”, “biberon” gibi bebeklerin ihtiyaçlarına yönelik reklam broşürleri gönderiliyordu. Ama Target, tam da ismine yaraşır biçimde, bir kadının hamile kaldığını çocuk doğmadan önce öğrenmek istiyordu. Diğer bir ifadeyle, hamile kadın, rakiplerin radarına girmeden önce tespit edilebilmeliydi. Bu, firmanın rakiplerinden önce kadına ulaşması anlamına gelecekti.

Target, bir strateji olarak her müşterisine “Konuk Kimlik Numarası” olarak bilinen bir numara veriyordu. Bu kod, müşterilerin alışveriş eğilimlerini takip etmeye imkân veriyordu. Firma bunun dışında anketler, mailler, müşteri yardım hattı aramaları, “hediye kuponu” karşılığında doldurulan formlar vb. her yolla müşterilerinden veri topluyordu. Firma ayrıca her müşteriyle ilgili veri toplayan şirketlerden “veri satın alımı” da yapıyordu. Müşterilerinin etnik kökeni, iş geçmişi, okuduğu dergiler, iflas edip etmediği, ev satın alıp almadığı, hangi üniversiteyi bitirdiği, hangi kahveyi sevdiği, hangi marka tuvalet kâğıdını kullandığı gibi bilgileri satın aldığı verilerden öğreniyordu. Her “kodun” altında devasa veri yığılıyordu.

Target, bir gün “veri uzmanı” olarak işe aldığı Andrew Pole’u çağırıp, “Hangi müşterilerin hamile olduğunu, onlar bizim bilmemizi istemeseler de, bilgisayarınla saptayabilir misin?” diye sordu. Çünkü hamile bir kadının Target’tan alışveriş yapması, sadece yeni doğacak bebeği için iç çamaşırı alması ya da vitamin hapı alması anlamına gelmiyordu. Kadınlar hamileliğin verdiği yorgunlukla başka ihtiyaçlarını da o marketten karşılıyordu. Eğer bir kadının hamile olduğu anlaşılabilirse “hedefe uygun” reklam broşürleri gönderilip kadının Target’ın kapısından girmesi sağlanabilirdi. Üstelik yapılan araştırmalar insanların hayatlarında önemli bir olay meydana geldiğinde “satın alma alışkanlıklarını” değiştirebildiğini gösteriyordu. Örneğin bir kişi evlendiğinde sabah kahvaltısında yeni bir tür peynir çeşidi almaya başlayabiliyordu. Aynı şekilde boşandığı zaman da seyrettiği film türleri değişebiliyor, bira içmek gibi yeni davranış kalıpları geliştirebiliyordu. “Çocuk bezlerini bizden almalarını sağladığımız an, başka her şeylerini de bizden almaya başlayacaklardır.” demişti Andrew Pole.

Pole, işe koyuldu. Devasa veri yığınları özel geliştirilmiş yazılımlarda analiz edilince, bir kadının hamile olduğunu işaret eden 25 civarında farklı ürün tespit edildi. Üstelik bu verilerden kadının hamileliğinin ilk üç ayda olup olmadığı da kestirilebiliyordu. Örneğin, “Atlanta’dan 23 yaşındaki Jenny Ward, kakaoyağı losyonu, bebek bezi çantası, çinko, magnezyum ve gök mavisi bir halı mı aldı? Yüzde 87 olasılıkla hamiledir ve Ağustos’un sonlarına doğru doğum yapacaktır. Brooklyn’den Liz Alter, beş paket el bezi, bir şişe ‘hassas ciltler’ için çamaşır deterjanı, bol pantolonlar, DHA içeren vitaminler ve çok sayıda nemlendirici mi aldı? % 96 olasılıkla hamiledir ve muhtemelen Mayıs başında doğum yapacaktır.” denilebiliyordu. Pole, Target’ın veri tabanındaki verileri analiz ettiğinde hamile olması muhtemel yüz binlerce kadın olduğunu gördü. Bunların küçük bir yüzdesinin bile Target’tan alışveriş yapmaya başlaması, verilen emeğe değerdi.

Fakat mesele bir kadının hamile olduğunu anlamakla bitmiyordu. Kadını “rahatsız etmeden” ona ulaşmak da önemliydi. Çünkü hamileliğin dördüncü ayındaki bir kadın bir gün kapısında Target’tan gönderilmiş “bebek ve hamile kadın ihtiyaçlarını” içeren bir reklam gördüğünde bundan rahatsız olup şüphelenebilirdi. Target, onları gözetliyormuş hissi vermeden kadınlara ulaşabilmeliydi. Şöyle bir yöntem takip edildi: Hamile kadına, bahçe mobilyaları, araba silgeci vb. ürünlerin de olduğu bir reklam broşürü gönderildi. Tabii ki aralarda indirime girmiş bir bebek arabası, “bir çocuk bezi alana bir losyon da bedava” gibi reklamlar da bulunuyordu. Kadının, araba silgecine değil, bebek arabasına dikkat edeceği biliniyordu. Diğer ürünler, firmanın bildiklerini kadından gizlemek içindi: “Hamile bir kadına niye silgeç reklamı göndersinler ki?”

Bunlar daha başlangıçtı. Bir defasında Charles Duhigg, Andrew Pole’a karısının ikinci çocuğuna yedi aylık hamile olduğunu söyleyince Pole şöyle demiş:  “Bebek bir doğsun da, sen o zaman gör. İstediğini senin bile bilmediğin şeyler için kuponlar yolluyor olacağız sana.”

*

Tabii ki, bunlar 8 sene öncesinin bilgileri. Daha önceki bir makalemizde de belirttiğimiz gibi, yapay zekânın biyolojiyle kesiştiği biyoteknoloji şirketleri “sağlık” gerekçesiyle hemen her türlü bilgimizi depoluyor. 2016 yılı itibarıyla 77 bin biyoteknoloji şirketi faaliyet gösteriyor. ABD şirket sayısında liderliğini koruyor. Pandemi sürecinin buna ayrıca bir meşruiyet kazandırdığını söyleyebiliriz. İleride hangi hastalıklara tutulacağınız, eşinizin kısır olup olmadığı, şu sıralar depresyona girip girmediğiniz gibi yüzlerce bilgi şirketlerin veritabanlarında analiz edilmeyi bekliyor.

Burada dikkatimizi yöneltmemiz gereken soru şudur: Eğer bir insanın gönderilen reklamlar aracılığıyla Target’ın kapısından içeri girmesi sağlanabiliyorsa başka hangi kapılardan girmesi sağlanabilir? Azınlık Raporu filmini hatırlarsınız. Tom Cruise ve ekibi, kimin ne zaman suç işleyeceğini tespit edecekleri bir teknolojiyle suçları işlenmeden önlemeye çalışıyorlardı.

Peki suça eğilimi olmayan birinin yapay zekâ ve veri uzmanları aracılığıyla suça yönlendirilmesi; normal bir insanın sapkın davranışlara ya da yıkıcı ideolojilere yönlendirilmesi sağlanamaz mı?

Biden 300 milyar doları insanlığın hayrına kullanmayacak herhalde.

Pole’un “çocuk doğsun, sen o zaman gör” ifadesi çok doğru. Şirketlerin ve egemenlerin arzularını “kendi tercihleri” zannedecek bir kitle üretiminin hız kazanacağı haberini veriyor Biden’ın vaatleri.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mücahit Gültekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Asyalıgezgin - Benim gibi uyuyanları uyandıracak değerli bir yazı, Teşekkürler.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Aralık 11:01
01

Birisi - Son tesbitler en güzelleriydi.Emeğiniz için sağolun.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Kasım 10:00


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?