Yan gelip yatmak yok

Bu koronavirüs salgını günlerinde yeni yeni eğitim yolları keşfeden ve uygulayanlardan benim haberdar olduklarımı size de ulaştırmaya çalışırken, bunu haberiniz olsun diye yapmıyorum.

Bu türden bir hizmeti telefonla sözlü olarak, ZOOM’la görüntülü ve sözlü olarak, karşılıklı soru cevap şeklinde, WhatsApp aracılığıyla yazılı ve ara ara sorular sorup kopya çekerek cevaplandırma yoluyla eğitimini devam ettiren tanıdık ve tanımadık insanların hayırlı haberleri beni en sevindiren haberlerdir.

Cemaatine, dini kitap dağıtan ve kitabın sayfasına göre zaman belirleyip o zaman sonunda her birine namazdan sonra soru kâğıtlarını dağıtıp evde kopya çekerek, aileden de yardım alarak cevaplamalarını sağlamalarını isteyen ve bunlar arasında birinci, ikinci, üçüncü ve… onuncu belirlendikten ve kitap okumaya katılan herkese ödülleri verildikten sonra soru kâğıtlarını cevaplayan herkese küçücük bile olsa hediye verilen bir eğitim yolu keşfedenler de var.

Üniversitede okuyan ve bu günlerde okula da gidemeyen öğrenciler, çevrelerinde ilk, orta ve lise öğrencilerine ders vermeyi seçsinler.

Hangi derste daha iyi iseler, o dersi vermek ve öğrenciye yardım etmek istediğinizi bildirin ve hiç para konusunu gündeme getirmeyin.

Para verirlerse, sizin de ihtiyacınız varsa, alın ama pazarlık yapmayın.

Ders yaparken mesafe ve maskeye dikkat ediniz.

“Temizliğe dikkat ediniz” demiyorum çünkü günde beş vakit anmaz kılan ve beş defa abdest alan birine temizlik tavsiyesi yapmak yakışık olmaz.

Ders verirken öğrettiğiniz konunun ana malzemesini, kanununu, hayatını vereni de tanıtmaya gayret gösterin ki topluma yararlı olsun.

Hesap/matematik öğretirken bile Allah celle celalühü tanıtınız ve:

“Güneş ve Ay hesapladır.” (Rahman Süresi, ayet 55/5) ayetini, Rahman Süresi’ni, Güneş’le Ay arasındaki mesafeyi, yıldızlar arası mesafe ve dengeyi öğrettikten sonra üç kelimelik ayeti, manasını ve sürenin adını ezberlettikten sonra bu mesafelerdeki rakamları en ince teferruatına kadar öğretiverin.

Bu mesafeleri gördükten ve aralarındaki dengeyi de keşfettikten sonra insanlık matematiğin temellerini öğrendi ve yine o metot üzerinden dengeli yaratılan maddenin atomlar arası uzaklığından yıldızlar arası uzaklığa kadar metre ve metrenin alt birimlerinin en küçüğü yoktometreye kadar, üst birimi olan yottometreye kadar olan mesafe ayarını Rabbimiz yaratmış, insanlar da çağlara ve ihtiyaçlarına göre ölçüm birimleri olarak karış, kulaç, fersah, mil gibi aletlerle ölçmüş biçmiş.

Kimliğimizi yitirdikten sonra denizde İngiliz’in “mil”ini, havada yine İngiliz’in “foot” ayağını kullanıyoruz. “Bu ne ayak” deyiverin öğrencilere de izlemeyi bıraksınlar, izlenecek yolu söyleyin.

Buna “haram” denmez ama şu biliniyor ki; hiçbir zaman izleyen, izlenenin önüne geçemez.

Fizik dersinde elmanın daldan yere düşme hesaplarını öğreten “yer çekimi kanunu”nu bulan Newton’u tanıtan fizik kitapları, nedense kanunu koyan, o kanunu bulanı yaratan, okutan öğretmenin ağzındaki et parçası dile konuşma özelliği veren Allah celle celalühün adını yazmaktan ve  tanıtmaktan kaçınıyorlar.

Bunun akılla, mantıkla, iz’anla, insafla, insanlıkla, açıklanması mümkin değildir.

Yabancı dil öğretiyorsanız:

 “Ve (Allah) Âdem’e isimlerin hepsini öğretti” (Bakara Süresi, ayet 2/31) ayetini anlatınız ve aynı Âdem aleyhisselam ile Havva validemizden çoğalan insanların dillerinin ayrılmasının da Allah’ın var ve bir olduğunu ifadesi olan şu ayeti de hatırlatın:

 “Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması O’nun (varlığına, birliğine işaret eden) âyetlerindendir. Şüphesiz bunda âlimler için âyetler vardır.” (Rum Süresi, ayet 30/22)

Konuşan “dilimiz” dediğimiz et parçası, aynı zamanda milyonlarca tadı ayırabilen, midenize gitmeden önce uygun olup olmadığını ölçen, dişlerimizin çiğneme işini kolaylaştıran dilimiz, sevdiren veya nefret ettiren, barışı sağladığı gibi savaşı kışkırtan dilimiz, bir gün dil profesörünün ağzında bile olsa duruverdiğinde onu konuşturacak kim olabilir.

Ağzında dili olduğu halde zengin adamın tat olan dilini elli yıldır konuşturacak doktor bulamaması bize dilimize iyi bakmamızı ve bu dille bir gün içinde en fazla o dili yaratan Rabbimizi zikretmesi gerektiğini hatırlatmamız gerekir.

Zikir için oturmaya da ihtiyaç yok.

Beş vakit namazını kılan bir Müslüman, okuduğu her harfle zikir yapmaktadır.

Otururken, yürürken, çalışırken, etrafına bakarken gördüğü, duyduğu, tuttuğu, tattığı, kokladığı her şey bize onu hatırlatıyorsa işte o da zikirdir vesselam.

İbrahim Sayar Beyefendi ne güzel söylemiş:

“Dil ne bilir şekeri şerbeti

Aldığın lezzeti baldan mı sandın?

Ne arı, ne ağaç verir nimeti,

Elmayı, narı daldan mı sandın?

…………

…………………………………..”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Mesut ÖNER - Mahmut Hocam,

Yazılarınızı beğeniyle takip ediyorum. Allah razı olsun. Fakat SURE yazarken SÜRE diye yazmasanız.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 16 Kasım 12:46
01

Mesut ÖNER - Mahmut Hocam,

Yazılarınızı beğeniyle takip ediyorum. Allah razı olsun. Fakat SURE yazarken SÜRE diye yazmasanız.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 16 Kasım 12:45


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?