Siyasetin öznesi insan

Siyasetin var olmasının temel koşulu, bizatihi insanın varlığıdır. Tekil insandan bahsetmiyoruz elbette. En azından iki insanın bir araya gelmesi gerekiyor siyaseti var kılmak için.

Daniel Defoe’nin romanına atıfla belirtirsek, adada yalnız yaşayan Robinson’un yanına birisi gelene kadar 25 yıllık sürede siyaset var olmazken, kendisi gibi bir kişi daha adada mahsur kaldığından itibaren siyaset devreye girmektedir.

Çünkü artık iki kişi arasında yöneten-yönetilen ayrımı, iktidar ilişkileri, rekabet, çatışma ve uzlaşma süreçleri yaşanmaya başlamaktadır.

Onun için “siyasetin öznesi insandır” diyoruz. İnsan olacak ki, siyasetin şartları oluşsun.

Zaten siyasetin, iktidarların ve siyasal akımların temel iddiası da insanca yaşamı sağlama ya da koruma güdüsüyle açıklanmıyor mu?

Öyle ki, bazı ideolojiler insanın iyiliğini insana rağmen inşa etmeyi dahi göze almıyor mu?

Siyaset ile insan arasındaki ilişki çok yönlü bir etkileşimi içeriyor aslında.

İnsan için olmazsa olmaz olan ve bu yüzden insani faaliyet olarak nitelendirilen siyaset, öbür yandan ise insanı çatışmaya, hasımlığa da taşıyabilmektedir.

Siyasal kurumların insanlığa hizmet ulaştırması noktasında insan, çok önemli bir misyon yüklenirken diğer yandan ise siyaseti kendi amaçları için kullanan bir muhterise de dönüşebilmektedir.

Yani kimi zaman insan siyaseti tüketmekte, kimi zaman da siyaset insanı öğütmektedir.

Toplumda genel kanı; siyasetin kötü olduğu ve toplumu kötüleştirdiği yönündedir. Halbuki, siyasetin de dili olsa ve konuşsa, acaba neler işitecek kulaklarımız?

Kim bilir neler söyleyecek failleri hakkında! Ne sırlar saçılacak orta yere.

Benzer şekilde, sağladığı faydalar yanında siyasetin öğütücü etkisini de insana sormak gerekmekte. Bir dönemin kudretli siyasetçilerinin gücü azaldığında selamsız bırakılması, yalnızlığa itilmesi, her an aralıksız çalan telefonların bir anda sessiz moduna geçmesi nasıl bir öğütmedir, düşünsenize!

İşte bu süreci yaşayan insanların, siyasetle uğraştığı dönemleri hayatından çıkarmak isteyen bir ruh haline bürünmesi de tam da bu yüzdendir.

Bu yüzden siyasette vefanın öne çıkartılmak istenmesi boşuna değildir. Ömrünün en verimli dönemlerini siyasete ayıran insanların öğütülmesine mani olunması fikri buradan kaynaklanmaktadır.

Elbette, men dakka dukka hesabı, siyaseti öğütme için kullananların bizatihi kendisi de öğütülebilir olmaktadır. Ne var ki, vefa müessesesi zaten bu kısır döngüden çıkılması için yok mudur?

Bu hassasiyet, öğütücü siyaset karşısında yalnızca insanı korumayı değil, aynı zamanda siyaset kurumunu muhafaza etmeyi de öncelemeyi gerektirmektedir.

Hem siyasetin hem de insanın seviyesinin birlikte yükselmesidir asıl olan.

Aksi takdirde muhterislerin birbirlerine çelme takmaya çalıştığı, entrika ve hilelerin kurgulandığı bir siyaset anlayışı peydah olur ki, o vakit bu kötülük silsilesinden nasibini almayan insan ya da kurum kalmaz!

Zira, bozuk tezgâhtan bozuk ürün çıkması şaşılacak bir durum değildir!

Onun içindir ki, siyasetin ve insanın kötülükten alıkonulması kırmızı çizgileri belirginleşmiş ilkelerin kurumsallaştırılmasından geçmektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?