Ne, nasıl oluyor ya da olmalıdır?

54-Eleğin sağlam mı?

Çoğu zaman işlerin gidişatını düşününce aklıma hep Canetti’nin şu satırları gelir; “Yapıyorlar, ama ne yaptıklarının bilincinde değiller, birtakım alışkanlıklar edinmişler, ama bunun, nedenini bilmiyorlar; ömürleri boyunca dolaşıp durdukları halde yollarını bulamıyorlar.” Sürekli aynı hataları yapıp çözümü de ayrı yerde arayarak ya da sorunları öteleyerek, görmezden gelerek halletmeye çalışırlar. Elbette bu da problemlerin kemikleşmesine hatta daha vahimi kronikleşmesine neden oluyor. Bu çelişki içerisinde yaşamayı başarmak büyük bir başarı olmalı. Burada temel mesele kişilerin ya da kurumların ‘kritik’ yapabilme kabiliyetinden yoksunluklarındadır.

Kadim bir dilde eleme işlemine “kritik” denirmiş. “Kriter” ise eleme yapmak için kullanılan aletin adıymış. “Kriz” ise “kriter”in, yani eleme aletinin bozulmasıyla “kritik” yapamama durumunu tarif etmek için kullanılırmış. Bugün yaşadığımız problemleri kritik edecek bir hissiyattan yoksun oluşumuz bir yana hadi kritik edelim dedik maalesef bir kritere sahip değiliz. Onun için ister bireysel ister sosyal, isterse de siyasal ve ekonomik alanda olsun krizimiz derinleşiyor. Krizimiz derinleştikçe ne yapacağımızı bilemeden aynı hataların yörüngesinde dolaşmayı alışkanlık haline getiriyoruz.

Oysa Japoncada ‘kriz’ ile ‘fırsat’ aynı kelime ile karşılanıyormuş. Yani krizlerin fırsat anları olduğu da bir gerçeklik olarak karsımızda dururken bırakın bunu fırsata çevirmeyi kendiliğinden doğan fırsatları dahi daha doğuş yolunda boğmayı bir marifet olarak görüyoruz. Onun için sahicilikten uzak bir dil ve iknadan uzak bir konumun varlığı şaşırtıcı olmamalıdır. Hep aynı noktada dönüp duran bir insanın oturup durumunu kritik etme ve durumun vahametine müdrik olması gerekir. Bu ona bazı soruları sorma imkânı verir. Nitekim soru sorabilmek zihinsel bir uyanıklığın varlığına delalet eder. Şuur sorgulama kabiliyeti ile doğru orantılıdır.

Krizden çıkışın en öncelikli yolu ‘kriter’ini doğru koyması veya tamir etmekten geçiyor. Eğer kriterini doğrultabilirse bir kişi/kurum krizden de çıkabilir ve mesafe alabilir. Var olan krizini yönetebilir ve bu krizi fırsata çevirip ivme kazanabilir. Bunun yolu ‘kriter’ ve ‘kritik’ten geçer. Dertlerinden kurtulmak mı istiyorsun, bir sonraki adıma mı geçmek istiyorsun o zaman eleğini tamir et. Tamir etki eleme isini yapabilesin. Körleşmek değil iyileşmek için harekete geçmek gerekiyor. Sen neredesin, kendinde misin? Hoşça bakın zatınıza…

55-Milli Servet

Ahlaklı mühendis, mimar, müteahhit vb. insanlar yetiştiremedik değil mi? Bugün mesleklerdeki niteliklere, meslek erbaplarının işlerine baktığımızda ahilik teşkilatı ne kadar kıymetli olduğunu anlıyoruz. Yüz yıllık, üç yüz yıllık ve hatta bin yıllık deprem bölgelerinde çeşitli afetler geçirmişler, seller ve depremlerden yıkılmadan ayakta kalmışlar. Şimdi mevcut iş erbabına baktığımızda insanın aklından neler geçmiyor ki! Deprem öldürmez ihmal öldürür.

Milli servet nedir? Bir mal veya mülkün en uzun ömürlü bir şekilde saklanabilmesidir. Mal, mülk yetişmiş insan üretilmiş her birim mili servettir. Bir çatal, bir kaşık, bir toplu iğnenin bile en kısa ömürle kullanılmaması da mili servetin azalmasıdır. Alınan Çin malı bir radyoya verilen parada milli servetin kaybolmasına eş değerdir. Batı bir malı arızasız bir şekilde on yıllarca kullanırken bizim bir ay kullanabilmemiz fakirliğimizin nedenlerindendir. Binaların yapımında kullanılan demirin, harcın vb’nin kalitesinden kullanılan teknikte olması gerekenden kaçmak da depremde yaşanan yıkımlarda, milli servette çalmaktan öte değildir.

İktisat anlatılırken bize kıt kaynakların sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayabilmek veya sınırlı kaynakların sınırsız ihtiyaçları karşılayabilmesi gibi çeşitli tanımlar yapabilirdi. Lakin bu kıt kaynaklar ne hikmetse bu teorisyenlerin memleketlerinde çok oluveriyordu çünkü sömürgecilik bunu gerektiriyordu.

Senin kaynağın kıt ihtiyaçların sınırsız. Afrika’da 5 keçisi olan zenginken Kırgızistan’da 500 keçisi olan fakir. Sınırsız kaynakların sınırlı insan ihtiyaçlarını karşılayabilmesi refahın ve servetin artması demektir. Misal yıkılmayan bir ev, bozulmayan alet edevat iktisadın ta kendisidir ve sınırları belirler. Ne yedek akçe ne de amortisman gerektirir. (Orhan Taşkır’dan)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder

# Deprem

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?