Reklamı Kapat

“Ben ne derim/tamburam ne çalar”

Caddelerde plakçı dükkanlarının olduğu 60’lı yıllarda müşteri çekmek için mizahi  konuşmaların yapıldığı plaklar çalarlardı ara sıra. Plak mizahçılığında işlenen konular insanımızın genel kültürüne uygun ve onları gülümsetmeye yönelik olurdu. Yani siyaset dahi işlense, isimsizdi. Mesela oy isteyen politikacı aday, yaptıracaklarını şöyle sayardı: Hastahane, pastahane, tımarhane yaptıracağım!

Bahsedeceğimiz mizahi plakta o günlerde magazin haberlerindeki “hafif meşrep” tanımına uygun sesli bir kadın ve vasat altı zeka seviyesini sesine yansıtan bir erkek konuşuyordu:

- Cahit! Sen hangi mektepte okudun?

- Beş sene berber kalleşte okudum.

- Ayol ona öyle demezler. Robert Kolej diyeceksin! Başka nerde okudun?

- Dört sene enver ustada okudum.

- Üniversite diyeceksin hayatım, üniversite!..

Enver usta-Üniversite çağrışımı yıllarca dolaştı dillerde. Robert Kolej çok bilinmediğinden yahut “berber kelleş” esprisinin soğukluğu o kısmı yok saydırmıştı.

Televizyon yok, radyolar resmi. Yazılı basından bir kaç fıkra ve ucuz esprili karikatürler, eğer onlar da varsa. Mizahi plaklar da satıldı; ihtiyaç duyulunca.

C.B. İletişim Başkanlığı’nın açıklamasındaki o cümleyi herkes başa yazdığında, benim aklıma mizahi plaktaki o konuşma düştü. Hoş görülsün...

“Görevden af talebi kabul edildi.”

Herkesi şaşırtan bu cümle idi. 27 saatin sonunda ancak üretildiği de göz ardı edilmemeli.

Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın sosyal medyada paylaşılan istifasını, resmiyet böyle duyurmaya karar vermişti. İnsanlar döndüler, bir kez daha okudular adı geçen ve “Damat” olarak da ünlenen o bakanın istifa açıklamasını. Orada ne af vardı, ne de sayın Cumhurbaşkanlığı’mız makamından istenen bir talep.

Doğrudan topa giriyor ve daha ilk paragrafta “Anneme, babama, aileme bakacağım” diyor.

“Yok hayır, senin af talebin vardı, işte o kabul edildi”yi duymak, 60’ları yaşayan bizlere Enver usta-Üniversite eşleştirmesini hatırlattı.

Bir cümlesini de konuşmak durumundayız müstafi bakanın; yazılım yanlışlarına takılmasak da...

“At izinin it izine karıştığı, Hak ve batılı ayırd etmenin zorlaştığı böyle çetin bir zamanda...”

Biraz eskiye gidelim; yani AKP ile yaşadığımız bu yüzyılın 2016 senesine. 13 Ağustos 2016 tarihli ve “Gündem hep onların” başlıklı yazımıza “At izi, it izi; FETÖ’cüler dizi dizi” satırıyla başlamışız. Bir ay sonra 7 Eylül 2016’da sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmasından bir cümle yayıldı medyadan gözlere ve kulaklara.

“At izi, it izine karıştı!”

Aynı atların ve aynı itlerin iziyse hâlâ birbirine karışan, sayın müstafi bakanımız Eylül 2016-Kasım 2020 arasında ne yapmış, hangi mücadelesiyle netice alamamış da bugün zamanın “çetin”liğinden dem vuruyor?

Bir sosyal medya hesabı üzerinden duyurulan “istifa”nın, “Af talebi” olarak bir gün sonra resmileştirilmesini, AKP’nin iletişim başarısızlığı olarak görenlere bizim katılmamız mümkün değil. Zira yazılı ve tv’li medyanın yüzde doksanı AKP’li olsa da, sosyal medya kimlerde, sorusunun cevabı tam değil. İzlerin ayrılamama durumu gibi...

AKP’li yazılı ve tv’li medyanın “istifa” haberinde sessiz kalması da yanlış yorumlamalara kurban gitti. Halbuki oralarda görevli sayılanlar, sayın Cumhurbaşkanı’nın birkaç hafta önce “Medyamız modern alt yapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor” demesini henüz unutmadıklarından, İletişim Başkanlığı’nın sessizliğine paralel bir sessizlik vermişlerdir. Tıpkı amigo Temel’in, “sessizlik” demesine “sessizlik, sessizlik” diye karşılık veren tribün uşakları misali.

Adımlarımızı Erdoğan’a uydurduğumuzdandır bizim gazeteci sayılmamız itirafındaki yevmiyeci katiplerden hâlâ umutlu imiş ki bazı insanlar yahut bazı gazeteciler, “Doğru mu la” diye soracakları birini aramışlar, 27 saat kadar.

Halbuki yeni sistemin kendi geleneğini oluşturma çabası sayılmalıydı bu olan bitenler. Bir paylaşım sitesinden başlatılması hadisenin, hesabın başındaki bir bakanın hesapsız bir hareketi olmayacağına göre.

Hükümette önce vukuu bulan istifa ile kıyaslanmasını da yanlış buluruz bu “Damat bakan” istifasının. Omuzları birbirine değen bakanların peş peşe “istifa” haberlerine konu olmasını tarihin acı bir tesadüfü sayarız.

ASELSAN

12 Eylül’den sonra K. Evren’in Aselsan açılışını yapmasına ve fakat Erbakan adını hiç anmamasına o programa katılan herkes veya tv başlarında seyredenlerimiz gibi ben de hem sevinmiş, hem de hüzünlenmiştim.

Bir teklif yapmıştım, bulunduğum çevrelere. Aselsan açılışına katılalım. Elimizde de “Temel Erbakan’ın, fabrika vatanın” yazılı pankartlar ve bez afişler olsun! İhtilalciler de çok kullanmışlardı zira, solcu-liberal basının “Asılsız temel” yalanlarını, ihtilallerine gerekçe sayarlarken.

Biz varız ve buradayız; dahası farkındayız her şeyin, mesajıydı vermek istediğim. Böyle bir katılıma kim, ne tepki gösterirdi, kestirmek zordu. Hukuki olarak hangi durumda olurduk onu da bilmiyordum. İzahsız ve yalın teklifime alıcı bulamamam normaldi. Çünkü herkes Tercüman, Milliyet gazetelerinin atacakları kışkırtıcı başlıkları tahmin edebiliyordu:

“Milli Görüşçüler yine meydandalar. İhtilal hani ezmişti bunları?”

Haber sitemizde “ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın –bekar- esprisi gündem oldu” haberi vardı, gururumuz Aselsan üstüne.

Söz konusu edilen Cumhurbaşkanı esprisi “bekar” kelimesinin sadeliğine itirazdı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ortamdakileri gülümsetmek amaçlı bu “kelime” oyununu “salonu (gülmekten) kırdı, geçirdi” diye duyuran medyacılarını her gören, onun destek alamamasına ve etrafındakilerin en azından böyle konularda “hafif” kalmalarına üzülmüştür.  Ne demek istediğimiz Demirel üstünden izah etmeye çalışalım. Demirel, seçim otobüsünün üzerinden konuşurken bir ilçe halkına, sağ ya da soluna dönerek orda dikkatini çeken birine adıyla hitap ediyor: Hey filan köyün muhtarı filan bey. Nasılsın, benim köylüm nasıl? Bu yıl hasattan memnunlar mı?”

Miting meydanı halden memnun, muhtarlarının Demirel’ce tanınmasından. Muhtarın köyünden artık Demirel haricine oy çıkmayacağı da işin cabası.

Otobüsünün üzerinde mitingi takip eden o şehrin parti başkanı, küçük bir kağıda, muhtarın tanınmasını ve yerini bildiren bir not koymuştur Demirel’in önüne. Demirel’e kalan ise o pası değerlendirmektir.

Sayın Erdoğan’a program öncesi bazı bilgiler verilse idi, üreteceği esprileri daha sevimli olurdu. Mesela, arkadaşımızın “Bekar” soyadıyla dolaşmasına aldanmayın. O üç güzel kızın babasıdır, gibi...

Siyaset derinlikli esprilerle desteklenirse güzeldir deyip, bir misal de rahmetli Erbakan Hoca’mızdan yazalım. Onun, mizahını kendi üreten bir lider olmak farkı da var elbette.

Demirel cumhurbaşkanı iken bir İsrail seyahatinden kuşluk vakti döner, fakat öğleden sonra tekrar gider, gelir. Bu devletler arasında alışılmadık bir durumdur ve İsrail adını zihinlerde güçlendirmesi hazmedilir bir şey değildir. Kartel medyası bu olayı haber yapmasa da rahmetli Erbakan Hoca’mız  bir cümlesiyle izah eder milletimize olayın vehametini.

“Neyini unuttun da tekrar gittin!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?