Milli Görüş emanetimiz -1-

“Emanet” çok önemli, anlamlı bir kavramımız. Esma-i Hüsna’dan “mümin” kapsamında hem iman, hem de emniyet/güven var. Allah-u Teala’ya nispetle “inanılan, güvenilen” kullara nispetle de mümin inanan ve güvenen/güvenilen anlamlarında. İnanç ve güven iç içe... Dünyada Rabbülalemin’in biz insanlara lütfundan verdiği tüm sayısız maddi, manevi nimetler, geçici yararlanmamız için birer emanettir. Sınav içindir; deneniyoruz (Mülk/2, İnsan/2). Kulluk, imar ve ıslah/adalet görevlerimiz var (Zariyat/56, Hud/61, Hadid/25). Nimetlerden sorgulanacağız (Tekasür/8). Kur’an-ı Kerim de, sünnet de biz Müslümanlara birer emanettir. Onları korumak, riayet etmek, tabi olmak görevimiz var.

Nimetleri, emanetleri Rabbimizin tavsiyesi, rızası istikametinde kullandığımızda sınavı kazanacak, hıyanetimizdeyse kaybedenlerden olacağız.

Tüm nimetler emanettir: Din, can, akıl, nesil, mal, ahlak, adalet, vatan tüm değerler emanettir, korunmalıdır. Din korunmadan öteki değerler de korunamaz. Hastalar hekimlerde, öğrenciler öğretmenlerde, askerler komutanda, ülke/devlet/halk da cumhurbaşkanına emanettir. Kudüs de bize miras ve emanettir.

Hilafet emanetti. Sahip çıkamadık. Kutsal emanetler bizde. Kur’an ve sünnet emanetleri de yeniden hayatımıza girerek bize şifa, hayat ve izzet vermeyi bekliyor... Emanetler/nimetler oranında sorumluluklarımız var (Mehcur). Kur’an (Furkan/30) bizi tekrar/yeniden kendisine çağırıyor: “Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir/26).

Rabbimizin teklifleri, emir ve yasakları (kulluk, hilafet) de yine biz insanlara “emanet”tir (Bakara/30, Ahzab/72). “Mümin; elinden, dilinden insanların emin olduğu kişidir.” Rehberimiz, önderimiz, örneğimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Veda Hutbesi’nde bize kitabı ve sünnetini emanet olarak bıraktı. Onlara uyduğumuzda hem dünya hem de ahiret hayatımızda mutlu olabileceğimizi bildirdi. “Allah’a ve Resulüne hıyanet etmememiz” uyarısı yapıldı.  Rabbimizle ruhlar âleminde/”bezm-i elest”te yaptığımız sözleşme ile taahhütlerimiz de emanettir (Araf/172). Allah’a ve Resulüne olan (biat) ahdimizi yerine getirdiğimizde mükâfatını göreceğiz, vefasızlığımızdaysa karşılığını (ceza) göreceğiz. Yararı da zararı da bize olacak (Fetih/10, 18; Mümtehine/12).

Gerek Rabbimize gerekse herkese verdiğimiz sözleri (ahit, sözleşme) ifa etmek, yerine getirmek/vefalı olmak kulluk görevlerimizdendir (Maide/1). “Allah’ın, Resulüne ve (bizden) ululemre itaat” görevimiz var (Nisa/59). İnsanlara hangi konumda olursa olsun “marufta itaat”; “isyanda”ysa itaat etmeme görevlerimiz var. “Masiyette kullara itaat yoktur” (S.A.V.).

Müminun/8. ayette “kurtulacak” müminlerin özellikleri sayılırken, onların “emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler” olduğu ve yine 10-11. ayette de, “Firdevs cennetine mirasçı/varis olacakları, orada ebedi kalacakları” müjdesi verilmektedir. “Kullara verilen sözlere vefasız olanın, Allah-u Teala’ya da vefasız olduğu”, kullarına teşekkür etmeyenin, Allah-u Teala’ya da şükredenlerden olmadığı, “vefanın imandan olduğu...” buyrulmaktadır (S.A.V.). Ayrıca münafıklığın tehlikesine vurgu yapılırken de: “Münafıklığın alameti üçtür; yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanette bulunmak...” buyrulmuştur (S.A.V.).

“Kur’an-ı Kerim de kullarından seçtiklerine mirasçı kılınmıştır” (Fatır/32). Mirası korumak sorumluluğu var. Halkın hizmetleri/kamu görevleri de birer emanettir. “Emanetlerin ehline verilmesi, adaletle hükmedilmesi...” emredilmektedir (Nisa/58). Emanetlerin ehline verilmemesi zulümdür. Bunun gibi ehil olmayanlara verilmesi de zulümdür. Emanetlerin ehline verilmesi adalettir. Emanetlere hıyanet de zulümdür. “Emanetler zayi olduğunda kıyameti bekleyin. İlk kaldırılan emanettir.” Eminler hain sayılacak. Hainler de emin. “İtaat, maruftadır. Masiyette (İslam’a aykırılıkta) kimseye itaat yoktur.”

İster siyasette, ister tarikatta, her alanda böyledir. Kim, hangi makamda ve ünvanda olursa olsun bu değişmez. Aksi takdirde itaat ettiğimizi ilah/rab edinerek, şirke düşme tehlikemiz var. Bu tehlikeye Efendimiz (S.A.V.) Tevbe/31. ayetin açıklamasıyla dikkatimizi çekmiş, rahiplerin, hahamların, ruhbanların vahye aykırı emirlerine uymanın, onları “rab” edinmek olduğunu vurgulamıştır. Günümüzde Vatikan’ın/Papa’nın “eşcinselliği” bir hak ve özgürlük olarak tanıması açıkça bir “rububiyet” taslanması değil midir? Bu yaygın sapkınlık sadece İslam dünyasının dışındadır, diyebilir miyiz? İslam dünyasındaki siyaset, hukuk, ilim, ahlak/tasavvuf alanlarında “haramları helal, helalleri haram sayanlar”, “dünyalık karşılığında ahiretlerini/dinlerini satanlar”, İslam’ı ve Müslümanları sömürenler, dinden habersiz olanların da dinden uzaklaşarak laikliğe, deizme yönelmelerine neden olan felaketlere sürükleyen önderler yok mudur?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?