ABD Seçimleri ve Türkiye

Amerika Birleşik Devletleri’nde ( ABD) başkanlık seçimleri sonuçlandı ve Demokratların adayı Joe Biden ABD’nin 46. başkanı oldu. Malum olduğu üzere seçim süreci Türkiye’den de çok yakından takip edildi. Amerikan seçim sisteminin bütün detaylarından tutunuz, eyaletlerin demografik yapısı, delege sayısına kadar birçok teknik ayrıntı bu süreçte hafızalarda yer etti. Hangi aday kazanırsa, kim Türkiye’nin lehine, kim aleyhine olur gibi yorumlar tartışmaların merkezine oturdu. Türkiye’de kimi çevrelerin beklentisinin aksine ise Donald Trump kaybetti. Bu arada Trump her ne kadar henüz kaybettiğini kabullenememiş olsa da yapılan açıklamalar, resmî olmayan sonuçlar seçimlerin Biden lehine bittiğini gösteriyor.

Peki, ABD’deki seçimler kendi iç seçimlerimiz gibi Türkiye’de neden bu kadar gündem oldu?

Her şeyden önce Türkiye’de kimi odakların ABD seçimlerine yaklaşımı olabildiğince teslimiyetçi bakışlar içeriyordu. Türkiye dışında herhangi başka bir ülkede ABD seçimlerinin bu denli hayat-memat meselesine dönüştürülmesinin belki kendilerince makul bir açıklaması olabilir. Ancak tarihi müktesebatı ile bölgede ve dünyada çok farklı etkisi ve özellikleri olan bir ülkede ABD seçimlerinin bu denli tartışma konusu yapılmasının maalesef ağır bir trajedi olduğunu söyleyebiliriz. Buradan ABD seçimlerini hiç dikkate almayalım anlamında bir şey de kast etmiyorum. Tabi ki takip edeceğiz. Tabi ki sonuçları üzerine kafa yoracağız. Tabi ki taktik, strateji oluşturmada çıkan sonuçları masaya yatıracağız. Ancak bizler ülke olarak Trump mı, Biden mi sorusuna yanıt aramadan önce, “Acaba biz nerelerde hatalar yapıyoruz” sorusunun cevabını vermeliyiz. “ABD seçimleri neden bizi bu kadar etkileme potansiyeli taşıyor” sorusuna ikna edici yanıtlar ortaya koymalıyız. Bu sorulara anlamlı çözümler bulamadığımız takdirde, 4 yıl sonra yöneticilerimiz dâhil aynı şeyleri konuşmaya, ABD seçimlerinde uzmanlık pozları vermeye devam ederiz. Bu noktada şurası da kesinlikle unutulmamalıdır; ne zamanki ABD seçim sürecinde adaylar Türkiye karşıtlığı üzerine bir propaganda dönemi değil de Türkiye hakkında konuşurken kılı kırk yarma mücadelesi verirlerse, işte biz o zaman ülkemizin kendi ayakları üzerinde durmaya başladığını söyleyebiliriz.

Diğer taraftan Türkiye hem de böylesine etkili bir salgın sürecinden sonra “kendi kendine yeten ülke olma” hedefini hayata geçiremezse -kabul etmesek de- ABD veya başka bir emperyalist ülkede yapılacak seçimlere bakışımız sıradan bir müstemleke mantığına esir olmak anlamını taşır. Bu duruma düşmek de bu ülke için tam anlamıyla bir boşluktur. Böyle bir boşluğu bu millete yaşatmaya da kimsenin hakkı yoktur.

Sonuç olarak bugün başka bir ülkede işbaşına gelen kişi ile birlikte Türkiye’de beka sorunu konuşuluyorsa, bence bunu tartışan millet olarak bizler tekrar tekrar başlarımızı ellerimizin arasına alıp düşünmek zorundayız. Bu ülkeyi ne hallere düşürmüşüz diye tartışmak ve geldiğimiz durumdan dersler çıkarmakla yükümlüyüz. Eğer Türkiye gibi mazlumların umut bağladığı ve tarihin omuzlarına ağır sorumluluklar yüklediği bir ülke, ABD seçim sonuçlarına olması gerektiğinden daha fazla değer veriyorsa buna ancak “ört ki ölem” denir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?