Reklamı Kapat

Başka bir dünya mümkün

Mutlu, huzurlu, sevgi dolu bir dünya mümkün... Buna katkı sağladığımız ölçüde insan kalacağımız; hayatın amacına uygun kullanımını bu şekilde ifa edebileceğimiz söylenebilir. Bir yandan dahlimiz olsun ya da olmasın, dünyanın yaşanabilir hale gelmesi, adil bir yer olması, insanların birbirine hakkaniyetli davranması, özetle huzura ve sükûna kavuşmak kaçınılmazdır. Bu ideal olmaksızın kişinin bir yaşamın izini sürmesi, kendisine bahşedilen hayatı idame ettirmesi söz konusu edilemez. Evet, hayat, bir amaç olmaksızın da yaşanır. Ama insanı diri tutan, olumsuzluklara, kötü şartlara katlanmasını sağlayan, geleceğin çok daha iyi olacağına dair inançtır.

Buna galiba önce bizim ikna olmamız gerekir. İkna olmak ve inanmak… Sonrasında, böyle gelen ama böyle gitmemesi gereken dünyayı şekillendirmek… Muhtemelen burada neden bulunduğunun farkına varanların; yaşamı, insanı, varoluşu anlamlandırabilenlerin ana gayesini oluşturur bu. Ki dünya ancak mevcut algıların karşıladığı anlamdan farklı yaşayış biçimleriyle şekillenir. Olması gerekeni ortaya koymak yetmez; yaşamak ve ayrı, aykırı bir yaşam biçimi olarak kabul görmesini sağlamak gerekir. Bunu başarabilen peygamberler olmuştur. Ve onlar dışında bir öğreti ortaya koysa dahi yeryüzünde alternatif düzen sağlayabilen de yoktur. Başka bir dünyanın imkânı dile getirildiğinde muhtemelen genel insan algısının öbür dünya diye nitelediği bir başka âlem, bir başka hayat standardı vurgulanıyor zannedilir. Zira hangi düşünce yapısına, hangi inanca sahip olursa olsun insan evladı, yaşamın öldükten sonraya denk düşen kısmının öyle ya da böyle buradakinden çok daha güzel olacağını umar. Dolayısıyla başka bir dünya; bir öbür dünya mümkündür ve o dünya yaşayanlar için bizzat kendilerince ve neredeyse her ölen için de geride kalanlar tarafından idealize edilir. Ahiret inancı olan dinlerde mensupların en doğal şekilde cennet yolcusu olduklarına dair; kalan inanış biçimlerinde ise yok oluşu kabullenmez biçimde başka bir hayata yönelik terkipler görülür. Öyle dahi anlaşılsa bir başka dünya kurmanın imkânı, içinde yaşanılan dünyadan, her bireyin zamanla sınırlanmış ve müddeti kendince malum olmayan hayatından geçer. Şu halde mümkün olduğuna inanılması icap eden ve güzelleştirmek için çaba sarf etmek gereken, yaşadığımız dünyadan başka bir yer olmasa gerektir. Nitekim muhtelif güzelliklerle karşılaşılacağına inanılan bir cenneti güzelleştirmek gayrı mümkündür. Cennet zaten güzeldir.

Hayatın dünyadan sonra da devam ettiğine inanıp başka bir yeryüzü cenneti tasavvur etmek de yersizdir. Haliyle yeryüzü hiçbir zaman cennet olmayacaktır. Ama insan evladı haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin olmadığı; her canlının mutlu, mesut, huzurlu yaşadığı bir dünyaya inanmaktan da kendini alamaz. Bu aynı zamanda her inanışın tanımlanmamış iman esası diye de söylenebilir. Zira başka türlü binbir çeşit olumsuzlukla karşılaşılabilen bu dünyada, insanı hayatta tutabilecek bir dayanak kalmayacaktır. Olumsuzluklar umutsuzluğu; umutsuzluk ise hayatın yaşanabilirliğini dumura uğratır. Dolayısıyla bir yeryüzü cenneti tahayyül edilmese dahi geleceğin hakkaniyetli, adaletli, güzel, yaşanabilir olduğuna dair inanç insanların yakasını bırakmaz. Yöntemler, esaslar, amaca yönelik eylemler farklı olsa da insanlığın geneli mükemmel bir dünyaya ve mütekâmil bir hayata inanır. Bizde mükemmele yönelik insan yaşamının belirgin örneği, miladi 622 ile 647 yılları arasında görülür. Hicretten itibaren yirmi, yirmibeş yıllık süreç, başkalaşan bir dünyanın imkânını doğrular. Sonra insan ve dünya, yeniden kendi ekseni etrafında dönmeye doğru yönelir. O kısacık zaman diliminde insanlar arasında sınıfsal farklılık; canlılar arasında yok edici bir haksızlık, adaletsizlik, yaratılmışlar arasında sömürücü egemenlik, dünyaya dair tahakküm gailesi ortadan kalkar. Halifenin ve hatta peygamberin insanlar arasında ayrıcalıklı bir yeri, varlığı ve variyeti yoktur. “Korkma rahat ol. Ben kral değilim. Ben ancak Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum” diye söyleyen, kendisi de kuru ekmekle iktifa eden bir insandır. Geçinmek için Yahudi bir kadının keçilerini sağan Halife Hz. Ebubekir’den, üstündeki elbisenin hesabını hutbede veren Halife Hazreti Ömer’e, mehir için zırhını rehin bırakan Hz. Ali’ye kadar her yönüyle insanlara eşit idareciler görmek mümkündür. Ancak bu kadar mükemmel işleyen iyilik hareketi, başka toplumlara doğru uzanmaya kalktığında kendisine ayrıcalıklı bir yer ediniverir. Zira Şam valisi sarayda, Kufe valisi köşkte yaşamalıdır. İtibardan tasarruf, istikbardan israf olmaz.

Bir kez örneğini gördüğümüz insanlığın izinde yürümek, böyle bir hakkaniyetin mümkün olduğuna inanmak yegâne tesellidir. Dünya öyle ya da böyle dönecektir, lakin insan ona uyarak kendi ekseni etrafında dönmeyi bırakmak ve iyiliğin ardına düşmek zorundadır. Bir başka dünya güç, kudret, mal, mülk gibi şeyleri elinde bulunduranlarla değil; inanan gönüllerin bereketli yaşamından filizlenecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?