Reklamı Kapat

Yönetenlerin meşruiyeti rızayı zorla kazanmak

Geçtiğimiz hafta iktidarların meşruiyet krizine girme halinden bahsetmiş, otoritelerini sürekli kılmaya çalışan iktidarların bunu yalnızca zor kullanarak yapamayacağını belirtmiştik. Zira gücün ve otoritenin sürekli hale gelmesi yönetilenlerin rızasını almaktan geçmektedir.

Ne var ki, zor kullanmayı alışkanlık haline getiren zihniyetler açısından “rızanın kazanılması” durumu kolaylıkla manipüle edilebilecek türdendir. Şayet konu kişinin onayını, rızasını almak ise mesele bunun nasıl alınacağında düğümlenmektedir. Takip etme bakımından iki ayrı seçenekten bahsedilebilir. Amaca giden her yolu mübah gören bir mantalite ile de hareket edilebilir, hak ve adalet çizgisine riayet edilerek bir çerçeve de belirlenebilir.

Bunun hangisinin tercih edileceği kişi ya da kurumların inançlarından, dünya görüşlerinden bağımsız düşünülemez elbette. “Kem alet ile kemalat olmaz!” der büyüklerimiz. Meşru bir neticeye gayrimeşru yöntemlerle ulaşılması mümkün değildir. Hasımlar karşısında mücadele, ancak mücadele ahlakının nişanesi hamleler ile kazanılır.

Seçmenlerin ya da yönetilenlerin rızasının kazanılması durumu da bu minvaldedir. İçinde “zor”u barındıran bir rıza kazanma durumu olabilir mi? Elbette olabilir. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek bunun en güzel ifadesi olsa gerek.

Seçimlerde mevcut iktidar partisinin “…istikrar sürsün…” ifadesini sıklıkla tekrar etmesi, medya aracılığıyla devamlı olarak izleyicilere olası bir politik krizin ekonomik faturasını hatırlatması esasında kendi içinde büyük ölçüde zor’u barındırmaktadır.

Seçmenlere, her ne kadar üstü kapalı gibi dursa da, açıkça “…biz gidersek kriz çıkar, döviz borcunuz, banka kredileriniz ödenemez noktaya gelir. En iyisi mi, risk almayın! Bizi desteklemeye devam edin.” mesajı verilmektedir.

Elbette bu örnekten yola çıkarak, rızanın zora dayandırılması meselesi yalnızca seçim süreciyle ya da ulusal siyasetle sınırlı tutulmamalıdır.

Seçim, yalnızca siyaset aracılığıyla yapılan bir eylem değildir. Ne giyildiği, ne yenildiği, ne konuşulduğu, ne düşünüldüğü de bir seçimdir insanlar için. Rızası kazanılarak kontrol altına alınmaya çalışılan kitlenin siyasal düşüncesini etkilemenin yolu, düşünce, kültür-sanat, tarih, coğrafya tahayyüllerini etkilemekten de geçiyor. Determinist bir bakışa düşülmemesi uyarısıyla birlikte, Feurbach’ın “insan ne yerse odur” sözüne atıf yapılması yerinde olacaktır. Kişinin nasıl bir ruh haline bürüneceği hususunu yedikleri üzerinden şekillendirmek mümkün müdür sorusuna günümüz gelişmeleri yeteri ölçüde fikir veriyor kanaatimce.
A.Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında dile getirdiği gibi, uyuşturucu ilaçlarla ve yeni propaganda teknikleri ile adına uluslararası sistem dedikleri ırkçı emperyalist küresel imparatorluğun otoritesine kitlelerin razı edilmesi de bunun bir örneğidir.

Dolayısıyla kitlelerin rızasını kazanmak, zor kullanmayı alışkanlık haline getirenler açısından aldatma, çarpıtma ve istismar aracılığıyla kolaylıkla elde edilebilecek türden bir durumdur. Elbette hak ve adalet merkezli yönetimi öngörenler açısından bu durum kabul edilebilir görülmeyecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?