Süzmek ve süzgeç

Birbirimizi süzüyoruz. Bey, hanımını süzüyor, hanım beyini süzüyor.
Gelin kaynanayı süzüyor, kaynana gelini süzüyor. Herkes herkesi süzüyor.
Devlet, kamuoyu araştırmalarıyla, istatistiklerle milleti süzüyor, millet de devleti, sözleri ve yaptıklarından süzüyor.
Süzme aletleri vardır.
En başta kalp, akıl, göz ve kulak gelir.
Maddi olanları süzmek için süzgeç, elek, kalbur gibi aletlerden sonra günümüzde dev tasfiye makineleri gelir ve hepsi süzer.
Ama hiçbirinin süzmesi, kalbin süzmesi gibi başarılı olmaz.
Yalnız kalbi yaratanın koyduğu ayarının bozulmaması gerekir.
Kalp, göz bakıp süzerken, yüzü gördüğü gibi, yüzün cildinin gerisinde sakladığını da görür.
Kulak güzel sesle güzel olmayanı ayırır. Dahasını da yapar.
Ancak kulağımızın ayarı, Kur’an eğitimine ayarlı olmalı.

Güllü kelimeleri gülen yüzle söyleyenin, aslında o cümlenin güllü sözleri güldürmek için midir, yoksa gülleyle yaralamak, üzmek, delirtmek için midir onu ancak kulak kanalıyla kalp ayırt eder.
Açılışı yapılan gül bahçesinde, kalabalığın arasından süzülerek yürüyen biri, etrafı da süzerek, havada süzülen kumrunun ötüşüne kulak vermeden, denizde süzülen geminin sessizce gidişine bakmadan, halkın söz ve davranışlarını süzüp hepsinden süzülen özü gerekli yere rapor ederken aldığı eğitim aslında onu ya yanlışa veya doğruya sürükler.

Sporcu rakibini şöööyle tepeden tırnağa bir süzer ve rakibinin en zayıf noktasını keşfederek oraya çalışır.
Siyasiler, halkı süzerken, oyu esas aldıklarından doğrularla yanlışları arabanın dört tekeri gibi kullanma tarafına giderler.

Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi profesörlerinden Saffet Solak (1926-2016) merhum, 1972 veya 73 yılında Karaman’da konferans vermişti.
Konferansında, “Gelen hastamın yüzüne baktığımda kan grubunu bile tahmin eder hale geldim.
Bir ilim adamı olarak her defasında tahlile gönderdim. Tahminlerimin yüzde doksan beşin üzerinde doğru çıkmasına rağmen kesin bilgi için yine de tahlile gönderirim” demişti.
Yani içimiz dışımızı, dışımız içimizi gösterir aslında.
Rabbimiz, Allah’tan başkalarının koyduğu kuralları tercih edip insanlara dayatanları açıklarken:
“Ey iman edenler, şüphesiz müşrikler neces (pislik)tirler. Onlar, (Bu şirk pisliğine bulanmış adamlar) bu yıldan sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, Allah dilerse yakında kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir. Hükmünde hikmet sahibi olandır.” (Tevbe Süresi ayet 9/28) buyurur.
Atalarımızın, “Dışından bakınca bir koca türbe, içine girince töbe Allah töbe” dedikleri tip işte ayette bahsedilen insan tipleridir.

Rabbimiz, güllü kelimeler arasından süzülen zehri kavramamız için kalbimizin yaratılış ayarlarına dönmemizi istiyor:
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, onun dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider ve kalbinde olana Allah›ı şahit tutar. Halbuki o, düşmanların en azılısıdır.
O işbaşına geçtiği zaman, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye koşar. Allah, bozgunculuk yapanı sevmez.
Ona, ‘Allah’tan sakın!’ denildiği zaman, kibri onu günaha alıp götürür. Ona Cehennem yeter. O ne kötü bir yataktır.” (Bakara Süresi, ayet 2/204-206)
Sevgili Peygamberimiz:

“Kulun kalbi düzelmeden imanı düzgün olmaz, dili düzelmeden de kalbi düzgün olmaz. Kişinin komşusu komşusunun zararından emin olmadıkça cennete giremez” buyurmuş. (Ahmet, Müsned, Enes hadisi)
Halil Nihat Bey, çağın cefa oklarının gönlü süzgeç gibi delik deşik ettiğini ve Rasülüllah’a kavuşmayla ancak düzeleceğini anlatırken:
“Delinmiştir gönül tir-i cefadan süzgeç olmuştur
Ziyandır içtiğim zehrab-ı firkat ya Rasülellah” der.
Midedeki uyuşturucunun etkisiyle, gözün biri iki göstermesi, doğruyu eğri, eğriyi doğru göstermesi ne ise inkârcının bozuk kalbi de insanları kendine ne kadar faydalı veya faydasız olarak ikiye ayırıverir.
Dışımızı ve içimizi temizleme konusunda da içimizi ve dışımızı yaratanın kurallarına uyalım.
Kur’an’ın, Tevbe Süresi’nin 28’inci ayetinde “neces” dediği kullara kul olan insanların koyduğu kurallarla temizlik olmadığını,

İnsanların iyiliği adına, ileri ülkelerin, suyu, havayı, denizi kirlettiği gibi, insanları kirletip vahşi hayvanlara bile parmak ısırtacak hale getirmesi,
Gökyüzüne çıkan çocuk feryatları,
Deniz kenarındaki bebe cesetleri,
Atmosfere dolan kan, kin, barut, kimyasal silah kokusu,
Medeni diye yutturulan devletlerin ajanları gözetiminde devletlerin soyulması,
Her saat ve saniyede internet üzerinden her insanın cebindeki parasının değerini Amerikan merkez bankasındaki tek adamın tek parmağıyla soyması yeterli delildir.
Onun için, içimizi ve dışımızı yaratanın kurallarına uyarsak iki dünyamız güzel olur.
Namazlarımızın son oturuşunda okuduğumuz “Rabbena atina fiddünya haseneten... Rabbimiz, bize dünyada güzellikler ver, ahirette güzellikler ver ve bizi ateşin azabından koru” diye duaya devam ederken biz de onun bize gönderdiği Kitab’a, Rasülü’nün uyduğu şekilde uymaya devam edeceğiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?