Bundan Böyle “Bölünme” Görmek İstemiyorum (1)

Hz. Ömer (ra) zamanında İslâm devletinin yüzölçümü, ülkemizin yaklaşık 20 misli idi. Kanûnî Sultan Süleyman zamanında Osmanlı Devleti’nin yüzölçümü 14 milyon 983 bin kilometrekareydi. Daha sonraki 60 yılda Osmanlı Devleti’nin toprakları daha da genişleyecek ve yaklaşık 20 milyon kilometrekare civarında olacaktı. Osmanlı Devleti’nin ihtişamını anlatmak için şu kadarını söyleyelim: Devlet vefat ettiğinde terekesinden 40 küsur devlet çıkmıştı… İşte o muhteşem tablo “BİRLİĞİN” neticesi idi. Ümmet birlikti. Başında da “Halife-i Müslimin” vardı. İslâm düşmanları bunu gördü ve kendilerine bir hedef belirledi: Müslümanların birliğini parçalayacak, halifeliği ortadan kaldıracaklardı. Bunu becerdiler de… Bir tek devleti 60’a böldüler. 60 devleti 6 milyon cemaate böldüler. Cemaatlerden de büyüyenleri, üçe, beşe, ona, hatta kırka böldüler. Böldüler ha böldüler. Ben bu bölünmenin en mühimlerini yaşayanlardanım. Tarihe kayıt düşmek için, hülasa ederek anlatmak istiyorum:

Gencecik bir delikanlı olarak Risale-i Nur Camiâsı içerisinde yer almıştım. Derken o camianın en mühim temsilcisi Yeni Asya Gazetesi’nde çalışmaya başladım. Yazı işlerinde idim. Röportaj yazarıydım, sonraları köşe yazısı da yazmaya başladım. Benim gazetede çalışmaya başladığım sıralarda, Bediüzzaman’ın talebeleri de aynı camiâ içerisindeydi. 1979 Eylül’ünde çalışmaya başlamıştım. 1980 Eylül’ünde darbe oldu. Derken “bizim camiâ” içten içe kaynamaya başladı. “Ağabeyler”den mühim kısmı darbeyi destekliyor, bizim gibi gazetede olanlar da darbeye karşı çıkıyordu. Zâhiren ihtilafın kaynağı buydu. 1982 yılı Temmuz ayında askere gittim. Üniversite mezunlarına tanınan 4 aylık kısa devre askerlik vazifemi tamamladım. Geldiğimde bir baktım, bizim o koca camiâ karpuz gibi ikiye bölünmüştü. Hani “karşı taraf” ihtilâl destekçisi ya, ben de ihtilâl karşıtı tarafta kalmıştım. Yani gazetede…

Gele gele 1987 yılına geldik. Biz, bir grup arkadaşla, ülkenin temel sıkıntısının “yakın tarihteki hâdiseler” olduğu görüşünde birleştik ve bu hâdiselerin içyüzünü sağlıklı bilgilerle ve belgelerle kamuoyuna deklare etmeye karar verdik. Bunun için kolları sıvadık ve 12 ciltlik “Yakın Tarih Ansiklopedisi”ni neşretmeye başladık. İşte bu faaliyetimiz “dananın kuyruğunun kopmasına” yol açan bir teşebbüs oldu. Bünyemizdeki bir grup, bu faaliyetimize karşı çıktı. Sonradan anlayacaktık ki bu, derinlerde yatan kavganın bir bahanesi imiş. Camiâda “Üç Mehmetler” diye bilinen ağabeylerden ikisi anlaşmış. Matbaa, bina ve bütün mal varlıklarını kendi üzerlerine yapmışlar. Oysa bütün o mal varlıkları o camiânın insanlarının ortak gayretiyle, maddî katkılarıyla vücuda gelmişti. Görünüşe göre üç-beş kişi, “burası bizim” diyordu. Filler tepişir, çimenler ezilirmiş. Filler tepişti, biz arada kaldık, ezildik. 3 Ocak 1990 günü, karda, kışta kendimizi kapı önünde buluverdik. Mal varlıklarını ellerinde bulunduranlar, iktidarla da anlaşmıştı. Koskoca İçişleri Bakanı (Abdülkadir Aksu) talimat vermiş, o camianın yüzde 98’ini temsil eden kimseleri kapı dışarı ettirmişti. O mal varlığına “Burası bizim” diye el koyanlar, bizim gibi 10-15 sene mesaisi olan kimseleri tazminatsız ve tek kuruş vermeden kapı önüne koymuşlardı. Zâhiren dinden, imandan, vicdandan bahseden insanlar, “Bu insanların da çoluk çocuğu var, ne yapacaklar!” diye düşünmemişlerdi. Haydi biz neyse ne de (kaldı ki bizler de ciddî maddî katkılarda bulunmuştuk. 12 kitabımın telif gelirini matbaa alınacak diye vermiştim. Ayrıca maaşlarımızdan kestirerek hisse senetleri de almıştık) o müessesenin mal varlığına katkıda bulunan yüzlerce, binlerce insanın hukuku ne olacaktı? (Biz arkadaşlarımızla birlikte sonradan “gâsıp” dediğimiz o insanlara şahsî haklarımızı bağışladık ve helalleştik. Zira bizler, haşir meydanında dünya metâı için muhakeme olmak ve beklemek istemiyorduk.)

Bir hafta karda kışta kapının önünde bekledikten, hak arayışımızı böylece sürdürdükten sonra, gidip yeni bir gazete çıkardık. Cağaloğlu’nda kiralanan bir binada 15 günde, ihtilalciler tarafından kapatılan Yeni Asya gazetesini tekrar neşretmeye başladık. Böylece 10 senede aynı camiâda ikinci büyük bölünmeyi görmüş ve yaşamış oldum. (Bu konuya devam edeceğiz)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Iyildiz - Üstad, bu konuyu daha da detaylandırarak, hatta Nurculuk tarihinin siyasetle ilişkisini, özellikle de MİLLİ GÖRÜŞ ve RAHMETLİ ERBAKAN HOCAMIZla ilişkisini seri halinde yazarsanız çok önemli bir hizmet yapmış olur, bizi de bilmediklerimiz konusunda aydınlatırsınız...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 09 Kasım 16:14


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?