Reklamı Kapat

Bina ve eşya

Dünkü yazımda “şehir beğenmiyoruz” dedim.

Fakat işin acı kısmı o şehrin sakinleri de; içinde doğup büyüdükleri şehirden fazla haz etmemekteler.

Bir an önce başka diyarlara, daha büyük kentlere kaçmaya çalışmaktalar.

İstanbul’da nasıl olsa evlere kapattık kendimizi.

Bari tertemiz Anadolu’da bir şehir seçeyim kendime, dedim.

Dostlarımı aradım.

Sevindiler lakin çok şaşırdılar.

Sıkılırsın, buralarda dediler.

Bazı Orta Anadolu şehirlerini gezdim.

Eski yerleşim yerlerini, tarihi cami ve kiliseleri, çeşmeleri, konakları, viran kerpiç evleri gözlemledim.

Cezbedici bir tablo gibi ne kadar güzeller.

Fakat acı bir gerçek ile yüzleştim.

Anadolu’da da her yan, yüksek binalarla işgal edilmiş.

O çirkin beton yığınlarını görmemek için kafamı hangi yana çevirsem yine karşıma çıkmaktalar.

Allah’ım tek katlı gecekondudan, çok katlı gecekonduya geçerek, zengin millet olacağımızı mı sandık acaba?

Her yan mobilya mağazası.

Sanki tek üretim sektörümüz.

Bina ve eşya tamam olunca işimiz bitti ıslığı.

Dostlarıma, kendime bir yer arıyorum, trafikten, kalabalıktan azade diyorum.

Şehir merkezinde ev gösteriyorlar.

Tıpkı İstanbul gibi kalabalık, ses, kornalar, binalar.

Neden burayı seçtiniz diyorum.

Bir şeye ihtiyacınız olursa, çarşı yakın gece çıkıp alabilesiniz, canınız sıkılırsa gezebilesiniz, diyorlar.

Kalsın diyorum.

Evim dağa bakmalı.

Şehirden kaçmalı.

Mümkünse hiç bina, market, AVM olmamalı.

Çok rüzgârlar olur dağ tarafında, diyorlar.

“Sert, haşin, uğuldar kulaklarınızda.

Buraların soğuğu çetindir.

Bu yüzden herkes kaçar bu şehirden.

Dışarıdan gelenleri bırakın, şehrin kendi sakinleri de gider ve bir daha dönmez.”

Kadınların daha başka korkuları da vardı, “İnsanın yüzünü iyice kırıştırır bu sert rüzgârlar…”

Kendi şehirleri için bu denli olumsuzlamaya itibar etmedim.

Gördüğüm güzellikleri, güvercinlikleri, ahşap kapı kanatlarını, eski caminin alınlıklarını sıraladım.

En fazla çeşmelerini sevdim mübarek beldenin.

Kırk çeşme başına bir çocuk gibi koşasım var, dedim.

Lakin.

Batasıca virüs, o pis cüssesiyle burada da karşıma çıktı.

“İçme” dediler.

Belki suya da sızmıştır.

Allah’ım kaçacak yer kalmamış.

Nasıl bir dünya bırakmaktayız böyle, yeni kuşaklara.

Nasıl bir kirli dünyaya doğacaklar.

Masallarımız da tükenmekte hızla.

Dağlarımızı, çeşmelerimizi, mor sümbüllü bağlarımızı, umutlarımızı, hayallerimizi de sanki toptan ortadan kaldıracaklarmış gibi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?