Ahlâk ve özgürlük

Geçen hafta ahlakın hayatımızdaki önemine değinmeye çalıştık. İlişkilerin temel belirleyicisinin ahlâk olması gerektiğinden bahsettik. Ahlakın ortaya çıkmasında öznenin değil fiilin temel teşkil ettiğini ifade ettik. Önemine binaen ahlakı konuşmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ahlaktan bahsetmeye başladığımız andan itibaren ahlakın temel unsurlarına da bakmamız gerekiyor. Ahlakın ortaya çıkmasında olmazsa olmaz bazı kavramların olduğunu unutmamak gerekir. Çünkü ahlakı tek başına bir kavram olarak üzerinde konuşmanın pratik hayatımızda bir karşılığı olmayacaktır.

Hangi kavramların varlığı ya da yokluğu ahlakla irtibatımızı kuruyorsa o kavramlarla birlikte ahlakın bağını kurmamız gerekiyor. Aslında bunları insan olmanın da ayırıcı özellikleri olarak görebiliriz. İnsan irade sahibi bir varlık olarak tercih edebilme, tercihini bilinçli bir şekilde amele dökebilme şansına sahip ve bunu bir toplumsallık içerisinde yapmak zorunda olan bir varlıktır. Bu üç kavramın varlığı ahlakın varlığını da beraberinde getiriyor.

İnsanın tek başına irade sahibi varlık olması onu eylemlerinden dolayı sorumlu tutmaz. İrade insanın yapabilme gücünü ifade eder. Asıl önemli olan iki farklı durumdan, eylemden ya da şeyden birisini tercih edebilmesidir. Ahlakın alanına ancak bu şekilde giriş yapabiliriz. Bu noktadan sonra insanı tercihinden dolayı ahlakla irtibatlandırabilmemiz için gerekli olan kavram özgürlüktür. İnsan özgür bir şekilde tercih etme şansına sahipse, ancak o zaman davranışlarının ahlaki olup olmadığını değerlendirebiliriz. Bundan dolayı hayvanların yapıp ettikleri ahlâk mevzusunun dışında tutulur.

Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı adlı kitabında beşer-insan ayrımını yapıyor. Bunu yaparken insan olmanın üç özelliğinden birisinin seçebilme kabiliyeti olduğunu söylüyor. Yani özgür iradenin varlığını beşerden insana tekâmül etmenin bir zorunluluğu olarak görüyor. Buradan yola çıkarak iki farklı durumdan birisini tercih etme özgürlüğüne sahip olmanın temel insani bir özellik olduğunu söyleyebiliriz.

Örneğin Cebriyeci kader anlayışının temel görüşü insanın yelin önünde bir yaprak gibi olduğu yönündedir. İnsan hiçbir şekilde olaylara müdahale edemez ve kaderinde olanı yaşamak zorundadır. Bu anlayışa getirilen haklı eleştirilerin başında kendi iradesi dışında yazılan kaderini yaşamak zorunda olan insanın fiillerinden de sorumlu olmayacağı gelir. O zaman dünyaya imtihan olarak gelmemizin ve nihayetinde bir hesaba tutulmamızın bir anlamı kalmayacaktır. Sonuçta hesap verilebilirlik de yine ahlaki bir zemine ihtiyaç duyar.

İnsanın imtihanı özgür iradesiyle başlar. Ahlâk ancak bu özgür iradenin dönüşeceği amelde kendine yer bulur. O zaman fert açısından özgür iradeyi, toplumsallık açısından özgürlüğü ahlakın temel unsurlarından birisi olarak kabul etmek zorundayız. Kısaca ahlakın varlık sebeplerinin başında tercih edebilme özgürlüğü geliyor.

Sonuç olarak; ahlaklı bir fert arzuluyorsak ve ahlaki referansları kuvvetli bir toplum oluşturmak istiyorsak özgürlüğün tesis edilmesini sağlamak zorundayız. Karşılaştığımız gerçekler bize gösteriyor ki, insanların tercihlerini özgürce yapamadıkları ortamlarda ahlaki zemin kaybolmaya mahkûmdur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?