Allah yeni acılar göstermesin!

Bismillâhirrahmânirrahîm;

30 Ekim günü, merkez üssü İzmir Seferihisar olan 6.6 şiddetindeki depremle sarsıldık. Trakya’dan Muğla’ya, Türkiye’nin dörtte birinde hissedilen depremde 114 kişi ölürken; 1035 kişi de yaralandı. 15 saniye süren depremin faturası ağır oldu. Sulak, sazlık arazi üzerine, kolonsuz yapılan binaların yıkıldığını öğrendik.

Deprem üzerine neler söylenmedi ki! Yerbilimci Prof. Dr. Ahmet Ercan, dayanıklı yapılaşmaya şöyle dikkat çekti: “Depremde yoksullar ölür; zenginler ölmez. Hiçbir zenginin veya ünlünün enkaz altından çıkarıldığını göremezsiniz!” (30.10.2020) Prof. Dr. Naci Görür ise, “Depremin bize vereceği zararın nasıl azaltılacağını biliyoruz. İstanbul ve Türkiye’yi 10-15 yılda depreme güvenli hale getirebiliriz.” (30.10.2020) diyordu.

Habertürk yazarı Fatih Altaylı, “Devlet sizi bile bile öldürecek” diyerek gerekçesini açıkladı: “Devlet, İstanbul başta olmak üzere pek çok kentte depremin röntgenini çekti. Depremin büyüklüğüne göre hangi binanın çökeceğini; hangi binanın, içinde yaşayanlara mezar olacağını biliyor.” (31.10.2020) Dayanıklı bina yapımında, 7.6 şiddetindeki depremde can zayiatı vermeyen Japonya’yı örnek almalıyız.

Depremde acılara, feryatlara, korkulara şahit olduk. Yüreğimiz yandı; içimiz burkuldu. İmarda kontrol ve denetim yetersizliği konuşuldu. Halk ve devletin depreme hazırlıklı olması istendi. Can emniyeti her şeyin önündeydi. Şeyh Edebali’nin, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” sözü gereği, insanı ve tedbiri önceleyen bu anlayış; deprem sonrası da sürdürülmeli.

TEDBİR İHMALE GELMEZ

İZMİR depremini yerinde inceleyen Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, ciddi teklifler sundu. Deprem kuşağında bulunduğumuzu hatırlatarak topyekûn hazırlık içinde bulunmanın önemini anlattı. Can tehlikesini önlemek için Kanal İstanbul bütçesinin depreme harcanmasını, deprem bakanlığı kurularak konunun gündemden düşürülmemesini önerdi:

“Rant merkezli zihniyet ile bu tür problemler çözülemez. Yaşananlar görmezlikten gelinirse, bu vebalin altından kimse kalkamaz. Toplanma alanlarının AVM’lerle doldurulması depreme hazır olmadığımızı gösteriyor. Deprem bakanlığı kurularak ülke karış karış depreme hazır hale getirilmeli. Şehirler deprem riskine göre yapılaşmalı.” (04.11.2020)

Yerbilimci Prof. Dr. Naci Görür de, depremin etkisinin geçmesinden sonra unutulduğundan, halk ve devletin bir şey olmamış gibi davrandığından yakındı: “Depreme inanmıyoruz galiba! Konuşuyoruz, korkuyoruz; bir zaman sonra insanlar hiçbir şey olmamış gibi yaşıyorlar. Üzülüyorum, gönül koyuyorum. Vatandaş çok şey yapabilir.” (03.11.2020)

Halkın canını öncelemeyen siyasilere oy verilmemeli. Yaşama, en başta gelen insan hakkı. Ciddi tedbir almayan yöneticiler uyarılmalı. Can konusu ihmale gelmez. Depremde; arama-kurtarma ve enkaz kaldırmada çok başarılıydık. Ya tedbirde! “Evet” diyebilmek çok zor! Niçin?

Arama-kurtarma, yardım dağıtmada “gönüllülük”, “katılımcılık” var. İnsanlar bu işe benliğini, samimiyetini, yüreğini, insan sevgisini koyuyor. Başarı bu yüzden! Yöneticiler işin bu yönünü dikkate almalı; “gönüllülük” ve “katılımcılık” ihmal edilmemeli.

DUYGU YÜKLÜ SAHNELER

ARAMA-kurtarma çalışmalarında gösterilen fedakârlıklar gözlerimizi yaşarttı.  Onları depremin kahramanları olarak gördük. Binlerce insan 6 gün boyunca cansiperane gayret gösterdi. Resmî ve gönüllü kuruluşlar, İBB’nin itfaiye erleri, Jandarma personeli, Mersin’den, Soma’dan katılanlar, nice isimsiz kahramanlar!.. Hepsine minnettarız. Vefakârlığın ne olduğunu gösterdiler!

Elazığ depreminde, parmakları körelinceye kadar enkaz altından depremzede çıkaran Suriyeli genç gönüllerimizi fethetmişti. İzmir depreminde de Filistinli Muhammed! Öğrenim için gelmişti İzmir’e. Bayraklı’da ikamet ediyordu. Deprem olunca, yıkılan binalara koştu. Taşların altındaki yardım isteyenlere ulaştı. Bir depremzedeyi taşları kırarak çıkardı. 3. katta bulunan bir aileye merdiven uzatarak yere indirdi. Bir muhabire, “Kendimi, deprem Filistin’de olmuş gibi hissettim” demişti.

Depremin maskotu Elif ve Ayda bebeklerdi. Facianın 65. saatinde kurtarılan Elif bebeğin, itfaiye erinin parmağına tutunarak uzun süre bırakmayışı “insana güvenin simgesi” oldu. 91. saatte kurtarılan Ayda bebek! İsteği sorulunca, “köfte, ayran” dedi. İnsanlar Ayda’ya köfte, ayran siparişinde yarıştı. Aydın’ın Efeler ilçesinden Cihat Alkan isimli 5 yaşındaki bir çocuk, kumbarasındaki 158 lira 85 kuruşu köfte, ayran alması için Kızılay aracılığıyla Ayda bebeğe gönderdi.

Siyasilerimize sesleniyorum: Bu fedaîlerin yöneticisi sizsiniz! Ne olur, birbirinizle kavga etmeyin! Yöneticilerimizin birbiri ile fikir alışverişi yapmaması korona ve depremden daha tehlikeli! Onlar sorun çözme mevkiinde! Kavga ile sorunları çözemediğiniz ortada!  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?