Deprem

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini bir kez daha “hatırlamak” zorunda kaldık. Aklımızdan çıkarmamamız ve tedbir almamız gereken bu gerçeği, yine yitip giden insan hayatları hatırlattı bize. Bir süre daha bu “gerçek” hatırımızda olacak ve gündemimizde yer alacak. Bolca konuşulacak, tartışılacak ve bir süre sonra yine unutulacak! Ta ki yeni bir afet gerçekleşene kadar…

Bir “deprem ülkesi” olduğumuzu biliyoruz ama bunu tam manasıyla kabullenmiş değiliz. Hayatımıza bunun neticelerini tatbik etmeye yanaşmıyoruz bir türlü. Bina yaparken, yerleşim alanlarını belirlerken bu gerçeği, sadece “uyulması zorunlu olan bir yönetmelik” olarak görüyoruz.

Uzaklardaki bir depremin bile koskoca bir şehirde can kayıplarına, yıkılan binalara neden olması az şey midir? İnsanların yakınlarını kaybetmesi, evlerinden barklarından olmaları, yaşanan korku ve dehşet küçümsenebilir mi? 3 kuruş kâr edeceğim diyen kuralına uygun yapılmayan, malzemeden çalınan, yanlış uygulamalarla güçsüzleştirilen binaların, yetersiz denetim de işin içine eklenince insanların mezarlarına dönüşmesini sineye mi çekelim yine?

Çarpık kentleşme diyerek özetlediğimiz durumun merkezinde aslında çarpık zihniyetimizin yattığını hala anlayamıyoruz. Anlayabilsek bu inşaat ve rant zihniyetinden kurtaracağız kendimizi. Beton aşkının, rant sevdasıyla birleşmesinin şehirlerimizi getirdiği noktayı kentleşme veya gelişme sanıyoruz ama öyle değil maalesef. Bunun böyle olmadığını insanlar ölünce anlasak bari.

Tarım arazilerinin, verimli alanların veya yerleşime uygun olmayan kötü zeminli yerlerin imar rantı gerekçesiyle binalarla doldurulması, binlerce insanın hayatını tehlikeye atmaktır. Bu durum, deprem kuşağındaki bir ülke için kabul edilebilir bir şey midir? Depreme karşı hazırlık olarak takdim edilen kentsel dönüşümün tamamen rant odaklı bir eyleme dönüşmesine şahit olmadık mı, olmuyoruz mu? 5 katlı binanın yıkılıp 25 katlı binanın yapılması depreme hazırlık mı oluyor yani? Küçücük alanlara bir sürü insanı doldurmanın şehir kurmak demek olmadığını en başta devletin kurumu olan TOKİ’nin anlaması gerekmez mi? “Yatay mimari” diye ortaya atılan ama ne mana içerdiği bilinmeyen bir şeyle mi adamakıllı şehirler kurulacak?

Hakkını vermek gerek, Türkiye arama kurtarma faaliyetlerinde takdire şayan bir durumda bulunuyor. Çok sayıda ekip, gayet profesyonelce ve cansiperane şekilde, işini bilerek çalışıyor, insanlar kurtarıyor. STK’lar, belediyeler, ilgili kurumlar ve genel olarak insanımız yardımını esirgemiyor, yaraların sarılması için uğraşıyor. Ancak afet olup bittikten sonra gösterdiğimiz çabayı, afet öncesinde göstersek bütün bu zahmetlere de gerek kalmayacak belki.

Ancak mevcut kötü yapıları ortadan kaldırmak yerine onları “İmar Barışı” adı altında meşrulaştırırsak, insan hayatını nasıl koruyabiliriz? Kaçak yapıları caydırıcı olmak yerine teşvik eden bir niteliği yok mu bu “barış”ın? Bu nasıl bir” barış” ki, açık veren bütçeye bir miktar gelir olsun diye hem kanun dışı hem de çürük olan yapılar “aklanabiliyor”? Bu en başta “kul hakkı”dır.

Bu atmosferde halkın toplanan deprem vergilerini sorması gayet doğalken, ilgililerin de bunun hesabını vermesi gerekli değil midir? Türkiye’nin önemli bir kısmıyla birlikte en büyük şehri, ekonominin can damarı İstanbul deprem riski taşırken, buna yönelik çalışmalara kaynak ayırmak yerine Kanal İstanbul diye tartışmalı bir projeyi söz konusu etmek de kabul edilebilir değildir.

Devlet, vatandaşın birkaç adım önünde gidecek ki, o yanlış yaparsa, tökezlerse ona yardım edecek. Vatandaş kötü bina yapıyor, kolon kesiyor, malzemeden çalıyor diye bir bahane duymayalım artık. Önümüzde büyük bir tehdit ve tehlike var ve biz hala tedbir almak yerine geçmişe dair saçma sapan kıyaslarla kitleleri oyalama peşindeyiz.

Allah beterinden saklasın, vefat edenlere rahmet, geride kalanlara sabır ihsan eylesin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?