Reklamı Kapat

Sistematik sömürü karşısında selam deyip geçilmez

İnsan, maruz kaldığı zulmün mahiyetine göre karşı koyuş teknikleri geliştirebilen bir varlıktır. Söylem, eylem, yaşam bütünlüğü, geliştirilen karşı koyuş tekniğini güçlendirir. Başarmak için ille de güçlü bir söylemle yola çıkmak gerekmez. Kimi zaman yapılan bir tek eylem yığınların uyanışına, dolayısıyla yığın olmaktan çıkıp insan olduklarının ve tepelerinde dönen çarkın farkına varmalarına, hatta o çarka küçük de olsa bir çomak sokup durdurmalarına neden olabilir.

İnanıp doğru eylemlerde bulunmak derdinde olanlar, yeryüzünün yanlış giden her işine karışmak zorundadır. Bu durum onlar için önemli bir görev, bir mecburiyetken; iyiliğe yönelik eylemde bulunmak elbette inananlarla sınırlı değildir. Bir yandan inananlar yahut inandıklarını zannedenler, iyiliği ve iyiliğin egemen olması için çaba sarf etmeyi kendileriyle sınırlarlar. Netice ancak kendi içlerinde bitmek tükenmek bilmeyen it dalaşıdır. Ortaya atılan, kim tarafından fırlatıldığı bilinmeyen, ne idiğü belirsiz kemik kimselere yâr olmaz. Zamanla kavgaların sebebi de unutulur; tanımsız bir dava mahiyetine bürünür. Gayrı kavganın bizzat kendisi kutsallaşmış, simgeler semboller amacı aşmış, savaşım hayatın kendisi olmuştur. Elbet bir düşman bulunur; yoksa olağanüstü gayret gösterilerek bilirkişilerce icat edilir. Yazıktır ki bilirkişiler kendini bilmekten, haddini bilmekten dahi bihaberdir. Bilirkişiler genel olarak bir şey bilmezler. Bilmediklerini de bilmedikleri gibi, onlara bunu hatırlatma cüretinde bulunacak babayiğitlikte biri çıkmaz. Kazara bir kendini bilen buna yeltense kitlesel linçe maruz kalır. Hiç olmadı her birimiz gibi görmezden gelinir.

Dünyanın hemen her memleketinde haksızlık eden insanlar olduğu gibi, maruz kaldığı haksızlığa karşı mücadele eden insanlar da bulunur. Herhalde tutarlı bir karşı koyuş için yapılan haksızlığın mahiyetini kavramak gereklidir. Nitekim haksızlığa karşı koyuş için bir araya gelmek mecburiyeti hisseden insanların her biri, sorunu farklı tarafından okumuştur. Hatta çoğu zaman şikâyetler bile muhteliftir. Kimi rakısının bir türlü beyazlamadığından şikâyetçidir, kimisi namazda huşuyu tam anlamıyla yakalayamadığından… Ama işte küçük-büyük ve bazen kişisel sorunlar bile mağdur edildiğinin farkına varabilme başarısı gösteren insanları bir araya getirir.

Eylemin ve organize olabilmenin farklı bir örneğini İzlandalı yönetmen Benedikt Erlingsson’un ikinci uzun metrajı Woman at War’da (Kona Fer í Stríð) görmek mümkündür. Woman at War filmi, yerli alüminyum sanayisine savaş açan çevreci aktivist Halla’nın hikâyesini anlatır. Görünüşte koro şefi olarak sessiz sakin bir yaşam sürdüren Halla, bu kimliğin arkasına gizlenerek çeşitli gerilla yöntemlerle sabotaj eylemleri düzenlemektedir. Bir nevi tek başına organize olmanın imkânını gösterir ancak bir başkasının yardımı olmaksızın bunun pek de mümkün olmadığını söylemek mümkündür. Zira eylemlerin nihayetinde kitlesel bir hareket gelişmemiş olsa da en azından yakınlarından destek gördüğü söylenebilir. Halla, ok atarken, kamp kurarken, kaçarken, saklanırken, plan yaparken, eyleme geçerken, iktidarı alt ederken profesyonel bir aktivisttir. Görünüşte hedef aldığı unsur ise bu toprakların insanı için fena halde sıradanlaşan, hatta neredeyse hiç dikkat çekmeyen yüksek gerilim hatlarıdır. Ki bilindiği üzere elektro manyetik alandan ibaret olan hayatlar, yararından çok zararı dokunan kabloların, trafoların, çirkin direklerin işgali altındadır. Birilerinin kazandığı yerde genel olarak insan hayatının, nesillerin akıbetinin, toprağın işlevsizleşmesinin ve verimsizleşmesinin ne önemi olabilir? Daha ilginci, İzlanda topraklarında geçen yaşam ihlallerinin arkasındaki gücün İsrail olduğunun bilinmesidir. Film, tek cümleyle İsrail denen şeyin tüm dünyanın baş belası olduğu tezini doğrular. Elbette İsrail denen şey ve diğer baş belaları, eylemlerini yerel yöneticiler marifetiyle gerçekleştirir.

Yine farklı bir örnek olarak Fatsa’da siyanüre bulanan topraklar, ormanlar, akarsular için çıplak ayakla kitap okumak eylemi, farkına varamamanın haksız gururunu yaşayan memleket insanına organizasyonun ve direnişin gerekliliğini öğretmek açısından önemlidir. Zira direnmedikçe nefes alıp verebilmek dâhil yaşam hakkının tüm unsurlarına el koyulabildiği görülmüştür. Yaşadığımız topraklarda egemenler yeraltı, yerüstü, denizaltı tüm kaynakları sömürürken seyrettirmekle kalmaz, sevindirirler. Yeni bir gaz rezervi bulununcaya değin sömürülen bilinçaltımızla idare ederiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?