İsrail’le ‘normalleşme’ olmaz

Bismillâhirrahmânirrahîm;

İSLÂM dünyası kendi evindeki yangına neden bu kadar ilgisiz kalıyor, dersiniz? Mekke, Medine, Kudüs, Filistin gibi kutsal toprakların bugünü ve yarını Müslümanlar için kendi evleri kadar önemlidir. Oralar günümüzü ve geleceğimizi doğrudan ilgilendirir. Kutsallarına sahip çıkamayanlar, kendilerine ve ülkelerine de sahip çıkamazlar.

Bölgede en büyük tehlike, İsrail çetesinin varlığıdır. İslâm toprakları üzerindeki haksızlıklara karşı mücadele etmek öncelikle Müslümanların görevidir. Vicdanlı Yahudiler ve Batılılar içinde, az da olsa İsrail’in işgal ve zulmünü kabul etmeyen insanlar da var.

Yahudi asıllı bilim insanı Evelyn Fox Keller, Tel Aviv Üniversitesi’nce verilen bilim ödülünü kabul etmemiş; “İsrail’in kabul edilemez politikaları yüzünden Yahudi olmaktan utanç duyuyorum” (07.05.2018) demişti.

Siyonizm karşıtı Yahudilerden Haham Yisroel Dovid Weiss, “Siyonizm antisemitist ve sapık bir ideolojidir. İsrail diye bir devlet yok ki, başkenti Kudüs olsun! Siyonistler doğruyu yanlış; yanlışı doğru göstermeye çalışıyorlar” (17.05.2018) der.

Geçtiğimiz günlerde, Filistin topraklarına Yahudi yerleşimci yerleştirmeye çalışan İsrail çetesine, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell şöyle tepki göstermişti: “Yerleşimler uluslararası hukukta gayrimeşrudur. AB, taraflarca mutabık kalınanlar dışında, Kudüs de dâhil olmak üzere, 1967 öncesi sınırlardaki herhangi bir değişikliği kabul etmeyecektir.” Bu örnekler, İslâm dünyasının kendi topraklarına sahip çıkma konusundaki görevlerinin önemini hatırlatmıyor mu?

‘NORMALLEŞME’ RÜZGÂRI

ABD’NİN öncülüğünde İsrail ile imzalanan Yüzyılın Anlaşması (dayatması)  planının hemen ardından, İsrail ile bazı Körfez ülkeleri arasında “normalleşme” rüzgârları esmeye başladı. Siyonist İsrail ile “normalleşme” kavramı birbirine o kadar yabancı ki! Her şeyden önce İsrail, bölgeye işgal ve hilelerle yerleşti. Oralar Filistinlilerin toprağı! İşin “normal” olanı, işgalci İsrail’in vakit geçirmeden Filistin topraklarını terk etmesidir.

İsrail’in en büyük destekçisi Amerika’dır. Eğer, Amerika İsrail’i çok seviyorsa 10 milyon km2’ye ulaşan geniş topraklarından yer ayırmalı. Mazlumların toprakları ile işgalciye iyilik(!) yapmak ABD’ye yakışıyor mu?

BAE ve Bahreyn’le başlayan; Umman, Sudan, Suudi Arabistan ve Mısır’ın sırada olduğu söylenen “normalleşme” rüzgârı ile başta Filistin olmak üzere, İslâm toprakları üzerinde ciddi hesaplar yapılmaktadır. İsrail, “normalleşme” diyerek, Filistin topraklarına yerleşmeyi amaçlamaktadır. İsrail Başbakanı Netanyahu, Etiyopya’daki 2 bin Yahudi’yi işgal ettiği Filistin topraklarına yerleştireceğini açıkladı. (19.10.2020)

BAE ve Bahreyn ile İsrail çetesi arasındaki “normalleşme” anlaşmasının Amerika’da imzalanması, planın asıl sahibinin kimliğini ortaya koymaktadır. ABD’deki anlaşma ile bu ülkeler ve İsrail arasındaki vizeler kalktı; İsrail Varlık Fonu oluşturdu. Buna göre, İsrail’e ait olan Asya-Avrupa Boru Hattı Şirketi (EAPC), BAE ve Bahreyn’e ait petrolleri Avrupa’ya taşıyacak. Bu anlaşma ile ABD ve İsrail’in İslâm dünyasını daha fazla sömürme yolu açılmış oldu.

OYUNU KİM BOZACAK?

‘NORMALLEŞME’NİN iç yüzü anlaşılmıştır. Bazı Ortadoğu ülkeleri planın “barış”a hizmet edeceğini sanıyorlar. “Normalleşme” diyerek, ABD ve İsrail’in İslâm topraklarını “sömürme planı” işlemektedir. İslâm dünyasına yönelmiş bu felâkete kim “dur” diyecektir? Bu görev Müslümanlara düşmektedir. Girdiği yolun yanlışlığını göremeyen ülkeler uyarılmalıdır. Tarihî devlet geleneği ve Selçuklu, Osmanlı ile İslâm dünyasının himayecisi olma tecrübesine sahip Türkiye, tehlikenin büyüklüğünü izah ve ikna görevini üstlenmelidir. Tarihte olduğu gibi, bugün de İslâm dünyasına “ağabeylik”  yapma pozisyonundayız. Yanlış yapanlara karşı, yalnız “hain”, “cahil” benzeri suçlamalar yapmakla yetinmek işin kolayına kaçmaktır.

Bir Erbakan Hoca örneğimiz var. 42 yıllık siyasi hayatında devlet, kabile, grup, ne olursa olsun, istisnasız İslâm dünyasının tamamı ile iyi ilişkiler geliştirmişti. Erbakan Hoca’nın soğuk baktığı tek Müslüman yoktur. Çünkü tek ferdini dışta bırakmamak üzere bütün Müslümanları kuşatan İslâm Birliği idealini benimsemişti.  Erbakan Hoca’nın İslâm dünyasının tamamında sevilmesinin sebebi budur.

Esad’ın yanlışları karşısında suçlayıp onunla konuşmamak çözüm değildir. İspat ve ikna metodu ile izahlar yapıp yanlışından döndürmek diplomasi zaferidir. Bu iş usta kaptanlara düşüyor. Türkiye bu görevi yapmak zorunda! Değilse, sıranın kendisine de geleceğini unutmamalıdır.  

Siyaset ve dış politika mutat işleyen bir mekanizma değil; çetin fırtınaların bulunduğu bir alandır. Usta kaptanlık, fırtınaların oluşturduğu azgın dalgalardan toplumu kurtarmaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?