Reklamı Kapat

Mutlu bir masal anlat

Çekici bir fotoğraf gibi bakışlara değmekte İstanbul.
İstinye, Tarabya, Yeniköy…
Mavinin tonları ile birbirine serenatta, bulutlar ve deniz.
Balıkçılar, gemiler, martılar aynı filmin figüranları.
Oltalar, kovalar, balıklar…
İskemlesinde denizden çıkacak kısmetinin beklentisinde yaşlı adam.
Valizine yaslanmış genç.
Bisikletinde bir kumandan edasında çocuklar.
Değil mavi denizi, bulutları pembeye boyamış çiftler.
Mecidiye mi denizi izlemekte, deniz mi sarayı gözlemekte.
İnsanların kendisinden ürktüğünün farkında değil garip giysili kadın.
“Size ne, seviyorum, geçen yüzyılın elbiselerini.
Farz edin ki tiyatrocuyum.”

Başka bir köşede biraz saklanarak, hayatında hiçbir sahnenin artık kendisine açılmayacağını anlayan sesini güzel sanan adam, eski İstanbul şarkılarını söylemekte kırık bir mikrofona.
Genç kızlar şüpheyle bakmakta, insanlardan kaçıp, deniz kenarında koyu bir sohbete dalmış iki delikanlıya.
Ancak yaş almış kadınlar anlıyor, kötü niyetleri olmadığını, kâinatın yaratıcısına olan aşklarını, birbirlerine naklettiklerini.

Kediler ne kadar dost buranın amatör balıkçıları ile.
Bilmekteler kendilerinin hakkının esirgenmeyeceğini.
Teybin sesini yüksek açıp, gaza basıp son sürat giden gençler anılarına da yer açmak için uğraşmakta.
17 yaşında biz o akşam… Diye başlayan bir fotoğraf çekmek, bir günlüğe çiçek bırakmak ya da karakolda sabahlayacaklarını tahmin etmeden avazları çıktığı kadar bağırmaktalar.
Tiyatrocu gibi giyinmiş kadın kalkıyor, bordo kadife elbisesi ve tango pabuçları ile birkaç adım atıyor.
Gözlerindeki rastıkları silip, kendisinden uzaklaşanlara “deli” diye bağırıp yürüme egzersizleri yapıyor.
“Beykoz’un delisi” diyor onu tanıyanlar.
Kamyoncular…

Kasalarına yazdıkları dizelerin modası hiç geçmemiş gibi.
“Beni kamyoncu yapan bu hayat,
Sana neler etmez ki güzelim.”
İsyan, sitem, elem birbirine karışıyor.
Lakin ben bu modadan uzağım, diyen de yok değil.
Bir uzay aracı gibi süslediği kamyonunu, gecenin karanlığında neonlarla, ampullerle, ışıklarla parlaklaştırıp adeta, “alın işte o kaba saba bulduğunuz, o evlenirken bile yokuşa sürdüğünüz merhametinizi, biraz yumuşatabilir miyim” telaşı.
Banklarda her oturanın, başını hayranlıkla denizden geri çevirip, izlediği beyaz yalı.
Bir gelin gibi süzülen boğazın bu en görkemli konutunda yaşayanlara özlem.
Önünde çekilen selfilere bakıp, iç geçiren Mefharet Hanım.
“Ah bir de içeri gelseniz.

Muhtemelen kaçmak isteyeceksiniz.
Şu kıpırdayamayan dizlerin, yürüyemeyen ayakların, kaşığı tutamayan ellerin, tuvalet ihtiyacını göremeyen bedenin, sizlerin yerinde olmak için bütün servetini vermeye hazır olduğunu nasıl anlatsam acaba.”

Bezlerini değiştirip, açılan yaralarının pansumanını yapıp, banyosunu tamamlayan bakıcısına dönüp:
“Hadi anlat bakalım, şimdi çıkıp, dünyanın en zengin kişisi olarak milyon dolarlık ayaklarınla otobüse binip, evinin durağında inip; bugünkü bez değişim ve banyo yaptırma paranla mahallendeki marketten çocuklarına alacağın meyveleri bir daha say bana. Mutfağında hane halkına pişireceğin yemeğin tarifini ver. Mükellef bir sofra, mutlu bir hayat buradan çıkınca seni beklemekte. Bu güzel masalı bir daha anlat bana.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?