Reklamı Kapat

Işıklar yanıyor

Pandemi insanları dar alanlara sıkıştırmaya devam ededursun hayat kendi önlemini kendisi alarak bütün cazibesiyle varlığını sürdürüyor. Yaşamak öyle büyük bir salgın ki önüne ne gelirse sürüklüyor. Ölüm salgınlarla nüfusunu ve de nüfuzunu artırırken hayat otoritesini hiç aksatmadan muhafaza ediyor. Covid-19 dolaştığı yerlerde karanlık izlerini bıraksa da yaşamanın ışıklarını söndürüp evleri, ocakları karanlığa mahkûm etse de doludizgin hayat atını bağladığı yerden çözerek aynı aşk ve şevkle yoluna devam ediyor. Sırası gelen ağaç meyveye duruyor, hayatın eşiğinde bekleyen bebekler dünyaya geliyor. Anne-babaların bakışlarındaki ışığı ne söndürebilir ki?

Pandemi sürecinde kitap okuma oranı da artmış. Gel de sevinme! Evin yolunu bilmeyen insanlar sonunda eve dönüyorlarmış. Eve dönerek kendisiyle baş başa kalma korkusunu da aşmaya başlamış modern insan. Eve dönen kendine gelir, içine döner. Işık insanın içindedir. Hakikatle temas eden her kafa ve her kalp bir elektrik düğmesine dokunur gibi ışıkla buluşup kucaklaşıp. İnsanın kendisiyle oluşturduğu sosyal mesafe bu aydınlanma içerisinde yok olup gidiyor. Aydınlık karanlığı boğuyor. Baksanıza Osman Özbahçe Sağlam Şiir kitabıyla Ebabil Yayınları’nda bir ışık yaktı. M. Fatih Andı Ketebe Yayınları’ndan Akrebi Kuyruğundan Tutmak isimli edebi yazılarını okuyucuyla buluşturdu. Ünzile Akkan Telli Dastar ilk öykü kitabıyla merhaba dedi. Çıra Yayınları Müştehir Karakaya’nın “araf şiirleri”ni yayımlayarak bir hayırlı işe daha imza attı. Şule Yayınları’ndan Ahmet Akarsu’nun Astronot Gamzesi isimli şiir kitabı ve Yasemin Yıldız’ın İlmek Hatası adlı öykü kitabı çıktı. Erol Yılmaz’ın Pozitif Yayınları’ndan çıkan Varsıl Mutsuzlar Çağı kitabı has deneme okuyucuları için kaçırılmaması gereken bir eser. Usta yazar D. Mehmet Doğan Türkçe’nin Cenaze Töreni isimli kitabıyla meşum günleri aydınlatıp dile dair karanlık odalarımıza ışık tutuyor. Işıklar yanıyor! Fakat bu yanma bir milletin geleceğinin yanması değil, ufkunun aydınlanmasıdır.

“BİR ŞARKIYDI DÜNYA, NOTALARI ÇALINMADAN EVVEL”

Evet, “şiirle düşünmek” diye bir şey var. Düşünce ile bir yere kadar ulaşabilirsiniz, ondan sonrası kör noktadır. Düşünce ile şiir yazmaya kalkarsanız hem şiire hem de düzyazıya haksızlık etmiş olursunuz. Düşünce aklınıza düşünce şiir pılısını pırtısını alıp oradan uzaklaşır. Şiiri düşüncenin emrine değil, düşünceyi şiirin uhdesine vermek lazımdır.

Buraya nereden geldik? Ahmet Edip Başaran şu dizeleri yazmasaydı bu sokaktan geçmeye gerek duymazdım: “Omzunu bir dostunda unutan adam / Der ki: hatırlamak ne acı! / Şimdi / Bana adını bağışlar mısın yaşamak?” Düşüncelerime itimat etseydim son dizenin sonuna soru işareti koymakta hiçbir beis görmezdim. Duygularıma güvendiğim için o istifham işaretini oradan çoktan kaldırdım bile. (“Soru sorma, kıyısız bir yaradan sızdık biz.”) Ne de olsa bir rica ve istek vurgusu şairin hayattan istediği.

Yaşamanın nazımızı kolay kolay çekmeyeceğini kim bilmez ki? Kimi omzunu bir dostunda unutur kimisi de dostunu bir başına bırakıp omzunu alıp gider. Bu iki duruma göre yaşamak farklı isimler alır. Ahmet Edip Başaran iki şiir kitabıyla hayattan ricasını dillendirmeye çalışmış. Önce Oyunbozan (2010) sonra da İzinsiz Gösteri (2016) kitaplarıyla yaşadığı hayatın ağzından laf almak ister gibi. Günlük hayatın dilini ustalıkla şiire tahvil ediyor.

Yanılmıyorsam kendisiyle yıllar önce Bursa-Mustafa Kemal Paşa Su Uçtu mevkiinde bir şiir programında tanışmıştık. Orada okuduğu şiir de geleceği aydınlık bir şiirin muştusu gibiydi. İzinsiz Gösteri şairin hayat karşısında bir türlü bağdaşmayan uyumsuz duruşun şiirlerinden oluşuyor. Bir taraftan da gördüğü eğreti duruşu okuyucuya da göstermeye çalışarak içten içe sessiz bir çağrıya cevap verme heyecanı yaşatıyor. Şu dizelere dikkat: “Yaşamak dedim, döşümde kaderin saç kökleri”, “Müşteri kılığında içimize sokulurken hayat”, “Kâğıt üstünde dünya hep favori / Ama ölüm henüz son sözünü söylemedi.”, “Yaşamak bazen, filmin yarısında / Sebepleri kaybedip çıkıp gitmek gibi…”, “Bu dünya sevmek için çok mu küçük?”, “Çok şaşıyorum hepimize; sılası yok bir dünyada / Kaç dakika yaşar, sevmek bir insanı.”, “Burası diye bir yer yok / Hepimiz yanlış söylüyoruz dünyayı.”, “Ve ömür isimsiz bir kederle göçer dünyamızdan”, “Yanlış adreslerde başı dönen dünya.”, “Bir şarkıydı dünya, notaları çalınmadan evvel.”, “Dünya unutunca geçiyor ama insan öyle mi?”…

Bu dizelerde dünya ile bir alıp veremediği değil verip alamadığı olan şairin dilin sokağına çıkıp haykırışı var. Gösterinin izinsiz tarafı, yerini yadırgama duygusu ile meydanı tek başına işgal etme cesaretinin sözcükleri örgütlemesinden neşet ediyor. Hayatı, yaşamayı, ölümü ve dünya hallerini şiirle düşünmek böyle bir şey olsa gerek. İçinde düş olmayan bir düşünce bulunduğu yeri bile ısıtmaktan acizdir. (Ahmet Edip Başaran-İzinsiz Gösteri-Profil Yayınları)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?