Reklamı Kapat

Bize ne oldu?

“Bize ne oldu?” ya da “Biz ne olduk?” Bu soruları sıralamaktan maksadım, biraz içimize dönüp kendimizi sorgulamaya ihtiyacımız olduğuna vurgu yapmak. Yıllardan beri benzemek için çabaladığımız Avrupalı olabildik mi? Yani kendi kendimize içe dönük bir muhasebe yaptığımızda ne görüyoruz? Soruları daha fazla uzatmanın bir anlamı yok. Zaten kendimizi kontrole ihtiyaç duyduğumuzda hepimizin farklı sonuçlara varması doğaldır. Sözü uzatmadan öncelikli olarak, “Kendimiz  ve çevremizdekiler açısından son zamanlarda birbirinden özür diledik ya da af edersin dedik mi, bunun da ötesinde diyenlere rastladınız mı? Rastlandınız ise bunların sayısını hatırlayabiliyor musunuz? Hemen belirteyim ki, bir yanlış davranış ya da yanlış anlaşılan bir davranışımızın ardından özür dileyebilmek çok önemli. Bu, karşımızdakini ciddiye almak anlamına gelir. Bunun da ötesinde toplum halinde yaşıyor olmanın başta gelen kurallarından birisidir özür dilemek ya da af edersiniz diyebilmek.

Hemen belirteyim ki, birbirimizden özür dilemek ya da af edersiniz diyebilmek hayatımızda çok azaldı. Bunun elbette çeşitli sebepleri vardır. Yıllar önce özür dilerim ya da af edersiniz kelimelerinin yerini Avrupalıya özentinin bir sonucu olarak pardon kelimesi almıştı. Bu öylesine yaygınlaşmıştı ki artık özür dilemenin yerini tutmaktan çok bir alışkanlık halini almıştı. Böyle olunca halk arasında, “Pardon çıkalı eşekler çoğaldı” denmeye başlanmıştı. Sonunda artık hayatımızda özür ve af dilmek kalmadığı gibi pardon da uçup gitti. Birbirine patlamaya hazır bir topluluk oluştu. Artık trafikte bile yapılan bir yanlış davranış sebebiyle insanların birbirlerine tahammülü kalmadı. Hâlbuki yapılan hatalı davranışın ardından el hareketi ya da korna ile bir özür dilenebilse daha sabahtan işe giderken sinirler gerilmeyecek. Yok oldu kibarlık ve edeplilik. Yok olmanın ötesinde öyle bir noktaya geldi ki, özür dilemek dileyen açısından zayıflık olarak algılanmaya başlandı.

Hâlbuki şimdiki kadar Avrupalı olmadığımız yıllarda insanlar birbirlerine daha saygılıydılar. 1950’li yılarda kısa bir süre yaşadığım İstanbul’da efendilik hâkimdi. Taşradan İstanbul’a gelenler kısa sürede İstanbul kültüründen etkilenirlerdi. Geçen zaman zarfında dışarıdan göç öyle bir noktaya geldi ki, dışarıdan gelenleri etkileyecek, kendi potasında eritecek bir İstanbul kültürü kalmadı. Kalanlar ise azınlığa düştü. Sonuçta ne Batılı olabildik ne de kendimiz kalabildik. Sesi daha fazla çıkanların hakim olduğu bir toplum oluştu.

Bu değişime bir başka örnek daha vermek istiyorum. Çocukluğumda yemeğimizi yer sofrasında yerdik. Ekmek kırıkları sofra bezimize dökülür, onları tek tek toplayarak yerdik. Bunu yapmamız için büyüklerimizin uyarması gerekmezdi. Ekmek nimetti, nimetin dökülmesi, çiğnenmesi büyük günahtı. Hele hele ekmeklerin çöpe atılması hem günah hem israftı. Çünkü onlarda fakirlerin hakkı vardı. Dünya üzerinde aç yatan insanlar varken biz elimizdekini israf edemezdik. Ama şimdi öyle mi? Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, yaptığı açıklamada, yıllık gıda üretiminin 19 milyon tonunun israf edildiğine dikkat çekmiş. Açıklamasını şöyle sürdürmüş:

 “Türkiye’de gıda kaybı düzeyine baktığımızda neredeyse yüzde 40’lık bir oranla karşılaşıyoruz. Ülkemizde gıda israfını yüzde 2 oranında iyileştirebilsek yaklaşık 360 bin ailenin 1 yıllık geçim giderini karşılayabiliriz.”

Sözü uzatmaya gerek yok. Söz konusu israf bile bize ne olduğunu göstermeye yetiyor. Çünkü kötüyü örnek aldığımız için hayatın her alanında kimlik kaybına uğradığımızı görmek zor değil. Bir şeyler kaybettiğimiz ortada. Neler kaybettiğimizi görebilmek için zaman zaman kendimizi bir gözden geçirmemiz yetecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?