Reklamı Kapat

Güneşi tutamadım

48- YOKSUZLUK

Yoksuzluk, yokluğun bile olmadığı bir haldir. Bozkırın tezenesi yoksuzluk diye haykırırken; onu yeniden yorumlayanlar genelde yoksulluk olarak ifade ederler oysa yoksulluk ile yoksuzluk arasında derin bir mesafe vardır. Bu yoksulluk ötesi hâl, insanı yakıp kavurur. Çünkü hazin bir şeydir yok değil yokluk olgusuna bile hasret olmak bir insan için belki de en ıstırap verici bir durumdur. Bu yoksuzluk durumu bazı zamanlar sadece bir bölgeye, bir topluma ait bir durum değildir ve genel bir durumdur. Dünyanın üç aşağı beş yukarı her yerinde yaşanmaktadır. Onun için yüreğe düşen feryadı da bir o kadar büyüktür.

Bu büyüklüğü daha çok hissediyor oluşun sebepleri arasında dünyanın artık gerçek manada küçülmüş olmasının payı büyüktür. Bugün dağ başında kendi kendine mırıldanan da bombalar altında çığlığını duyurmaya çalışan da aynı ekrana düşüyor. Elbette etkisi veya uyandırdığı tesir farklıdır ancak gerçek manada yüreğinde sızıyı taşıyanlar bu ekranların, bu büyük ortak kümenin dışında kalıyor. Her ekrana kafa çıkaran her mikrofona dörtnala koşan tiplerin içerisinde bu hudayinabitler elbette dünyanın bu sızısını, çığlığını daha derinden hissediyorlar ve o kadar azlar ki! Bu zamanın en büyük yoksuzluğu da insani değer olarak insanın yoksuzluğudur. Her manada her tolumda bu yoksuzluk derinden hissediliyor.

Çelik çomak oynamak veya maziye bağlanıp kalmak ya da gelecek hülyasına tutulmak dışında umut olacak herhangi bir şey yok çünkü artık hayatın zembereği kopmuş ve bilinmezlik sarmalında sürükletilmektedir. Öyle ki düşmanı bir yana bırak dostun bile akılsız, merhametsiz ve cahilinin eline düşmek, aynı zaman diliminde var olma mücadelesi vermek iste tam bu noktadan başlıyor her şey. İnsan kalite çıtasının düşüşe evirilmesi yepyeni bir dünya ortaya çıkartıyor. Ya olduğun hali kabul edeceksin ve uyumlu yasayacaksın ya da bu kalitesizlik içinde her yeni gün biraz daha törpüleniyor insan. Her şey aslından uzaklaşıyor, taklitlerin aslın yerini aldığı bir dünyaya eviriliyor. Elbette hâkim olan duygu huzursuzluk, hiçlik ve tahammülsüzlük olarak açığa çıkıyor. Bu hali yaşamak isteyen ahali ya sabit kalmayı ya da kuma kafayı gömmeyi öğütlüyor.

Onun için bugün saçı sakalı birbirine karışmış, dökülmüş tiplerin bir yanı özleme diğer yanı pişmanlıklara ve de planlarla faydasız mülahazalarla geçiyor. Onun için de yeni bir şey yapabilecek gücü bile bulamıyor. Adeta eski ezgilerin peşinden giden çağından umut kesmişlere diyor ki ‘güneşi tutamadım’. Zaman ya da talih ne diyorsanız deyin bunları da kayda geçirmektedir. Hesapsız genişlemenin bir neticesidir. “Umuttu sevinçti yârinin adı / ben dünlerde kaldım” diyor, haline bakarak. Perdenin ardını görebilmek adına hoşça bakın zatınıza.

49-GELİŞMEK İÇİN

Çoğu zor zamanlar, her şeyin giderek dip yaptığını düşündüğümüz zamanlardır. Aslında gelişmelerin, büyümelerin ve de yenilenmelerin imkânını da beraberinde, bu zor zamanlar getirir. Bunu doğru okunup doğru yönlendirildiğinde aslında yaşanılan zorlukların başka bir boyuta geçiş yaptırdığını görebiliriz. İster insanların bireysel hikâyelerine bakın isterseniz toplumların hikâyelerine bakın her atılım ardında dip diye görünen zorluk zamanları ve koşulları bulunabilir. Onun için bunu fırsata çevirmek de bu fırsatı tepmek de insanın/toplumun kendi elindedir.

Abraham J. Twerski’nin anlattığı bir ıstakoz hikâyesi vardır. Bu durumu en iyi özetleyen örnek kanaatimce bu olabilir. Üç aşağı beş yukarı durum şöyledir: “Narin ve yumuşak bir hayvan olan ıstakoz, sert ve genişlemeyen bir kabuğun içinde yaşar. Tabii ıstakoz büyüdükçe bu sert kabuk da onu sıkıştırmaya başlar. Bu sert kabuk, ıstakozun kendini fazlasıyla baskı altında ve rahatsız hissetmesine neden olur. Istakoz kendini avcı balıklardan korumak için bir kaya oluşumunun altına gizler. Gizlendiği kayanın altında kabuğunu çıkarıp atan ıstakoz, kendine yeni bir kabuk üretmeye başlar. Istakoz bir süreliğine kabuğun baskısından kurtulsa da zamanla büyüdükçe bu kabuk da ıstakozu sıkmaya başlar. Tekrar kayanın altına giden ıstakoz, bu kez kendine daha büyük bir kabuk üretir. Bu döngüyü devam ettiren ıstakoz, birçok kere kendine kabuk üreterek büyümeye devam eder. Istakozun büyümesine imkân sağlayan tetikleyicinin onun rahatsızlık duymasıdır. Eğer ıstakozların doktorları olsaydı hiçbir zaman büyüyemezlerdi. Çünkü ıstakoz rahatsız hisseder hissetmez doktora giderdi ve doktor ona antidepresan verirdi, ıstakoz iyi hissederdi. Ancak kabuğunu hiçbir zaman çıkarıp atamazdı.”

Elbette bu durum şu şekilde okunabilir: Zor zamanlar, dar geçitler aynı vakitte büyümenin, gelişmenin bir işaretidir. Bu bakımdan rahatlık keyfiliğe, laubaliliğe yol acar o zaman hayata karşı direnç kaybolur ve ister insan olsun ister toplum olsun kendi kendini imha edecek basit, saçma sapan işlerin altına girip hem de bunu çok büyük islermiş gibi algılanmaya da başlanır. Ondan dolayıdır ki bir işi bitirince yenisine başlamak ve şunu asla unutmamak gerekir ‘her zorlukla beraber bir kolaylık var’dır. Hoşça bakın zatınıza...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?