Reklamı Kapat

Refah Partili Belediyede Alevi Bir Müdür Olur mu?

15 Temmuz darbe kalkışması, devlette görev alma kriterlerini belki de bu zamana kadar hiç olmadık derecede tartışmaya açtı. Herhangi cemaat, tarikat bağı olan bir kişi bürokraside görev almalı mı sorusu bugünlerde gündemin ana belirleyicisi haline geldi. Devletin şu kurumunda veya şu bakanlıkta şöyle bir yapılanma var gibi iddialar şimdilerde havalarda uçuşuyor. Öncelikle şunu ifade etmek isterim. Bir insanın bir gruba, yapıya, cemaate, tarikata aidiyet hissi duyması, onun devlette görev almasının önünde bir engel olamaz. Şayet o kişi, bu bağını, aidiyetini devletin kendi mekanizması içindeki olması gereken kurumsal işleyişin önüne geçirir ve karar alma süreçlerini buna göre yürütürse, işte asıl en önemli ve tehlikeli sorun budur. Darbe kalkışması da zaten bu sorunun zirve noktasıdır.

Daha önce birkaç kez ifade ettiğim inancımı bir kere daha vurgulamak isterim; devleti ele geçirme dürtüsü patolojik bir hastalıktır. Bu yola kim tevessül ederse etsin, hiçbir farkı yoktur. İster din bu noktada bir motivasyon aracı olsun, ister din karşıtı bir niyetle hareket edilsin, isterse de tamamen değişik bir gerekçe öne sürülsün fark etmez. Bu, sonu olmayan bir yoldur. Başarıya ulaşması mümkün olmayan bir adımdır. Çıkışı olmayan bir labirenttir. Şeytana uymayı değil, şeytanlaşmayı beraberinde getiren bir süreçtir.

Sağlıklı bir devlet yönetiminde görev alma kriterleri tartışmasız şekilde açıktır, bellidir; onlar da ehliyet ve liyakattir. Bir devlette bu iki unsura göre işler yürütülüyorsa, orada adaletli bir yöntem de uygulanıyor demektir. Benim partilim, benim adamım, benim arkadaşım, benim akrabam, yakınım gibi içinde “ben” taşıyan atamaların, görevlendirmelerin bir ülkeyi götüreceği tek bir yer vardır, o da uçurumun kenarıdır. Ehliyet ve liyakat görevlendirmelerde nasıl ana çıkış noktası ise başarılı bir yönetici de özellikle kendisi gibi düşünmeyen ehil insanlarla çalışmayı tercih eder. 54. Hükümet döneminde Başbakan Necmettin Erbakan Hocamızın, kendisi ile fikir birlikteliği olmadığı halde işinin ehli olduğu için Prof. Dr. Osman Altuğ Hoca ile çalışmak istemesi buna bir örnektir. Rahmetli Prof. Dr. Oya Akgönenç hanımefendi ile dava kardeşliğine dönüşen birlikteliğin altyapısı yine bu şekilde oluşmuştur. Şimdi gelelim, başlıkla, bu giriş arasındaki bağlantıyı açıklamaya.

2014 yılı yerel seçimleri öncesiydi. Saadet Partisi Kâğıthane belediye başkan adayı Zeynel Keskin Bey idi. Seçim kampanyasını oluşturmak, dinlemeler yapmak ve sonucunda yol haritasını belirlemek için görüşmeler yapıyorduk. Çeşitli akademisyenler, üniversiteler, siyasi şahsiyetler ve kanaat önderleri ile randevular alarak onların bize tavsiyelerini almaya çalışıyorduk. Bir seferinde, bu ziyaret programlarını sürdürürken gruptaki arkadaşlardan Nusret Uyanık ağabeyim bir görüşme ayarladıklarını söyledi ve “bir yere gideceğiz ama orada gördükleriniz sizi şaşırtmasın” dedi. Ben de bir çıkış yaparak “neden şaşıracakmışım” diye karşılık verdim. Görüşme için Beşiktaş’ta bir otelin lobisi seçilmişti. Planlanan saatte oradaydık. Büyük bir lobiye sahip olan otele girdik. Ben şahsı tanımadığım için geriden gidiyordum. Birden arkadaşlar arasında bir hareketlenme oldu. Bize yaklaşık 25-30 metre mesafede olan bir beyefendinin gruptaki arkadaşlarımıza doğru kollarını açarak yaklaştığını gördüm. Yanında bir de hanımefendi vardı. Daha sonra öğrendiğimize göre o beyefendinin eşiymiş. Bize ayrılan bölüme geçtik. Beni de görüşme yapacağımız kişinin yanına oturttular.

O bey “bana şaşırdınız değil mi” diye sordu. Ben de daha önce uyarıldığımı söylemeden biraz da mahcup bir edayla, “evet” diye cevap verdim. Bana kendisini tanıttı ve “Bendeniz 1991 yılında Refah Partisi Kâğıthane’de belediyeyi kazandığında, bir önceki dönemden kalan, Fen İşleri Müdürü Ali Ulusoy” dedi. Sonra, “Sivaslı bir Alevi’yim” diye devam etti. Ardından yanımızda oturan arkadaşlarımızı işaret ederek, “Bu adamlar göreve geldiklerinde, benimle ilgili belediyeye mektuplar geldi. Sanki bir insanın Sünni olması, Alevi olması görevlendirmede bir kritermiş gibi ‘Refah Partili bir belediyede Alevi müdür olur mu’ sorusu mektupların ana konusuydu. Fakat ben işimi seviyor ve gerçekten iyi yapıyordum. Emin olun bu insanlar o mektupları hiç dikkate almadılar. Sadece benim işimde ehil olup olmadığıma baktılar. Ben de madem onlar benim arkamda durmak için gereken her şeyi yaptılar, mahcup olmasınlar diye gece demedim, gündüz demedim koşturdum” diye sözlerini sürdürdü. Görüşmemizi yaptık. Tavsiyelerini aldık. Kanaatlerini dinledik ve sonra geldiğimizde gördüğümüz sıcaklığın aynısıyla oradan ayrıldık.

Yani sonuç olarak şunu ifade etmek isterim; adil olmak bir kişinin hakkını teslim etmektir. Adaletin olduğu yerde çatışma, kargaşa, kavga olmaz, barış, huzur, kardeşlik ve diğerkâmlık olur. Hazreti Ali’nin, “Devletin dini adalettir” sözündeki benim anladığım hikmet de budur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Ali - Devletin dini ve imanı adalet ve liyakat olmalı, aksi halde hangi sistemi getirirsen getir sonuç hüsrandır. Gelişmiş ülkeler kendi içlerinde büyük oranda bunu yapabildikleri için Allah bu dünyada onlara başarıyı veriyor...

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 13 Ekim 08:59


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?