Ar damarı çatlayanların alçaldıkça alçalmaları

İslam’ın koruma altına aldığı beş temel hak vardır. Bunlar; canın korunması, dinin korunması, neslin korunması, malın koruması ve aklın korunmasıdır. İslam bu beş hakkı bütün insanlık için temel hak olarak kabul etmiş, koruma altına almış ve bu hakları ihlal edenlere karşı ceza-i müeyyideler koymuştur.

Canı korumak için adam öldürmeyi ve intihar etmeyi yasaklamış ve kısas hükmünü getirmiştir. Dinin korunması için ibadet hürriyetinin önündeki engelleri kaldırmış, küfrün egemenliğine son vermek için kâfirlerle savaşı kıyamet gününe kadar farz kılmıştır. Neslin korunması için zinayı yasaklamıştır. Aklın korunması için sarhoşluk veren içki ve uyuşturucuları yasaklamıştır. Malın korunması için de hırsızlığı, kumarı, rüşveti ve her türden haksız kazancı yasaklamıştır.

İslam’ın koyduğu bu evrensel ilkeler aynı zamanda milletinin hayrını düşünen bütün devletler için de sahip çıkmaları gereken varoluşun ve varlığı korumanın temel taşlarıdır. Bunun zıddına davranma ise kargaşayı, anarşiyi ve nihayet yok oluşu doğurur. Bugün madden geri kalmış memleketlere bakıldığında buralarda mal ve can güvenliğinin olmadığı görülür. Maddi yönden ilerlemiş Batılı ülkelere bakıldığında ise namus kavramı iğdiş edildiği için nesil emniyetinin ortadan kalktığını, bunun neticesi olarak doğum oranlarının düştüğünü,  giderek yaşlanan ve azalan nüfus yapısının buralarda en büyük problemi oluşturmaya başladığını görürüz. Öyle ki bugün Amerika ve Almanya gibi ülkelerde nerede ise 10 gençten 8’i askere alınmaya uygun bulunmamaktadır.

 Nesle sahip çıkmanın birinci ve olmazsa olmaz şartı aile yapısının muhafaza edilmesidir. Aile yuvasının en büyük düşmanı ise zina yani gayr-i meşru ilişkilerdir. Bir ülkede zinanın serbest olması demek o ülkede aile yuvasının altına dinamit koyulması demektir. Esasen zinayı savunmak aynı zamanda vatan hainliği yapmak manasına da gelir.  Nitekim şöyle bir söz meşhur olmuştur: “Bir medeniyeti/devleti yıkmak için topa tüfeğe ihtiyaç yoktur. Yalnızca üç şeyi yok etmek yeter: 1-Aileyi yok etmek. 2-Eğitimi bozmak. 3-Âlimleri, örnek şahsiyetleri itibarsızlaştırmak.”

Geçtiğimiz günlerde rezalet programlar yayımlamada birinciliği kimselere kaptırmayan bir televizyon programında -hem de canlı yayında- evli bir çiftin çocuklarının DNA testi sonuçları yayınlanıyor ve doğan çocuğun kadının kocasından değil de, zina yaptığı kişiden peyda ettiğini gösteren DNA test sonuçları canlı yayında alçakça açıklanıyor. Bu başlı başına bir rezalet. Ama ondan daha rezaleti bu sonucu -güya orada öğrendiği izlenimi verilen- çocuğu doğuran kadın -ki ben ona anne diyemiyorum- sevinç çığlıkları atarak karşılıyor! Bu artık alçaklığın, çirkefliğin kelimelerle izah edilemeyecek boyutu.

Bu olay sıradan bir hadise değildir. Aksine her yönüyle kurgulanmış, milletimizin ırz ve namus anlayışını yok etmeye yönelik bilinçli ve özel tezgâhlanmış bir yayındır. Bu yayına katkı sağlayan -kanalın sahibinden sunucusuna kadar- herkesi tel’in ediyorum. 

Böyle bir rezaletin adı “izdivaç” yani  “evlilik” olan bir programda sunulması ayrıca ihanetin ne kadar karanlık mahfillerde tezgâhlanıp sahnelendiğinin de bir göstergesidir. Bu programın halen yayında olması, yapımcısının ve sunucusunun utanmadan milletin önüne çıkmaları da ayrı bir utanmazlık ve cüretkârlıktır. Tabii bu cüretkârlık yapımcısının ve sunucusunun din ve ahlak anlayışının kıtlığının yanında zinanın mevcut iktidar tarafından tamamen serbest bırakılmış olmasından ve söz konusu televizyon kanalının iktidar partisinin kanatları altında olmasından da kaynaklandığını göz ardı etmeyelim.

Şu garabete bakın ki 16-17 yaşında birbirini severek evlenen ve çocuk sahibi olan genç damatlar ve onların evlenmelerini onaylayan anne ve babaları ve hatta seksen yaşındaki dedeleri suçlu sayılıp hapse atılarak baba hapiste çürümeye, anne ve çocuk ise dışarıda bir parça ekmeğe muhtaç kalmaya zorlanırken, küresel çapta yayın yapan bir televizyon kanalında zina yaptığını güle oynaya itiraf eden evli bir kadın hakkında hiçbir adli cezai işlem yapılamıyor. Türkiye’yi yöneten siyasetçilerin -ister sağcı ve ister solcu olsun- Avrupa Birliği aşkına getirdikleri nokta burasıdır. Dolayısıyla bu konu bir parti meselesi değil bir zihniyet meselesidir. 

Sayın Cumhurbaşkanı 20 Şubat 2018 yılında yaptığı bir konuşmada şunları söyledi: “Zina konusunun yeniden ele alınmasının çok çok isabetli olacağı düşüncesindeyim. Çünkü bu toplumun manevi değerler noktasında farklı bir konumu var. Biz AB sürecinde, -bu bir özeleştiridir onu söylemek zorundayım- bu konuda bir yanlışımız oldu.” Yine Sayın Cumhurbaşkanı 21 Temmuz 2019’da, “ İstanbul Sözleşmesi bizim için nas değildir (değişebilir)” demişti.

Birinci açıklamanın üzerinden iki buçuk yıl, ikinci açıklamanın üzerinden bir yıl geçti ama henüz ses seda yok. Hâlbuki iktidar makamı laf üretme değil iş üretme yani icra makamıdır. İktidar koltuğunda oturup da milletin gazını almak için muhalefet partisi gibi söz söyleyip sonra da üzerine yatmak samimiyetle bağdaşmaz. Ama biz yine de ısrarla zinanın tümden yasak olmasını istiyor ve beliyoruz. Bu, var oluşumuz için de almazsa olmaz bir şarttır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?