Siyaset yazamamak

Siyasetle siyaset dışını birbirinden nasıl ayırabilirsiniz? Durun, ben söyleyeyim: Yaptığınız eleştiri, şikâyet ve iltifatları bağlamından koparıp bir yapı ya da mekanizmaya izafe etmeye kalkmıyorsanız hiç endişe etmeyin siyasi bir söyleme girmiş olmuyorsunuz. Alkış ile kargış arası yaşayanlar siyasi bir söyleme ihtiyaç duyarlar. “Yaşasın” diye bir şey varsa onun hemen karşısında konuşlanmış bir “kahrolsun” mutlaka vardır.

Siyaset yapmak ya da siyasi davranmak içerisinde strateji ve taktiği barındıran bir yaklaşım biçimidir. Yaklaşım dediğime bakmayın aslında ne ona ne buna hiç kimseye doğru düzgün yaklaşamazlar. Siyaset hiç kimseyi memnun edememe sanatı(!)dır. Şartlar, durumlar ve tavırlar sürekli değişir. Koşullar değiştikçe vaziyetler de bu değişime kendisini uydurmaya çalışır.

Siyaset noktasında çok idmanlı sayılmasam da dünya benim görüşümü gayet iyi biliyor. Zaten bu yüzden onun bildiğine “dünya görüşü” diyoruz. Dünyanızı neye göre bayındır hale getirmeye çalışıyorsunuz? Dünya saatiyle üç gün yaşayacak bir insanın dünya görüşü misafir olarak geldiği yerde eğreti olarak oturan insanın halinden pek farklı değildir.

Dünya görüşünüzü dünya ile kurduğunuz zamana dönük ilişkiniz belirler. Kapitalistler dünyada kendilerini ölümü unutacak derecede ölümsüz hissederler. İnsan ürettiği ve tükettiği nispetince ölümsüzdür. Diğer bir tabirle “ölümü düşünmediğin sürece ölümsüzsün” felsefesine tavizsiz bağlıdırlar. Bu yüzden dünyayı alabildiğine şımartırlar.

Sosyalistler özel mülkiyete karşı duruşlarıyla dünya kanunlarının tesis edemediği eşitliği herkesi aynı oranda yoksullaştırarak sağlamaya çalışırlar. Bir Marksist ya da sosyalistin dünya ile ilişkisi “metazori kanaat” göksüz bir gökyüzü ve köksüz bir sosyal adalet düzenini sağlamaktan ibarettir.

İslami dünya görüşüne gelince, o kaygan bir zemin üzere her kritik durumda dengesini koruma sıkıntısı yaşayan bir sistem değildir. Önce insanı tanımlayan ve insanı merkeze alan ihtiyacı biyolojik olanla sınırlamayan, kayıpta da kazanç, kazançta da kayıp olabileceğini dikkatten kaçırmayan iki dünyalı bir sistemin adıdır o.

Siyaset dünya görüşleri üzerinde kendisine müsait dolaşım alanı bulmak ister. Kimi zaman bu dünya görüşlerinin üzerinde tepinir. İzafi düşünceyi dünya görüşleri üzerine egemen kılmak ister. “Dün dündür bugün bugündür” ifadesiyle anlatılmak istenen siyasete dair en açık bir itiraftır. Hakikat ve doğrular günün şartlarına göre değişebilir, yani pragmatizm ve oportünizm siyasetin her döneme uygun en kullanışlı kılavuzudur.

Siyasetin dışında kaldığınızda sanki fikir ve düşünce dünyasının dışında kalmışsınız gibi empoze bir duygu içerisine girebilirsiniz. Çünkü düşünce dünyası siyasi platformlar tarafından yönetilmeye çalışılır hep. Siyasi atıflar yapmadığınızda kalabalıklar nezdinde dünya görüşü olmayan kuru bir yazar olarak görülürsünüz. Siz siyasi angajmanlardan kaçmaya çalıştıkça birileri hayal ve kurgu dünyalarında satırlarınız arasına gizlice siyasi telkin ve propagandalar serpiştirmeye çalışır. “Sen bununla şunu mu kastettin?” ya da “bununla kimi ve neyi anlatmak istediğini gayet iyi biliyorum” diyerek sizi o tozlu topraklı kavga meydanına çekmeye çalışır.

Ne zaman siyaset yazmaya kalksam kendimi kocaman bir dünyanın içerisinde bulurum. Şu bardağını yazmaya çalışırken aklım göle takılır. Göl derken deniz olur satırlarım. Ne vakit denizden bahsetmeye kalksam okyanusun derdine kapılmış gidiyorum. Yazmak büyük nefesler ve nefeslerle uyumlu sesler gerektiriyor dostlarım.

İŞTAHSIZLIK

İnsana acıkmak gibi büyük bir nimet verilmiştir. Öyle bir nimet ki gider, ama birkaç saat sonra yine gelir. Ne kadar kapımızdan kovsak da küsmez, bir süre sonra yine kendini size beğendirmeye, affettirmeye çalışır. Her öğün ekmek yemek, tatları ve çeşitleri sınırlı yemekleri midenize inmeye ikna etmek kolay değil. Yedikten sonra “doymak” denilen duygu önünüze dikilir ve bir lokma daha yemenize müsaade etmez. Her şey ne kadar dünyanın karakterine benziyor. Geçici olana hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanmak, onu hayatımızın ana gayesi haline getirmek hiç de az bir aymazlık değildir. İnsan böyledir, dünya ile yaşamsal bağı acıkınca ve susayınca yerli yerine oturuyor. Buna uyumak ve diğer fizyolojik ihtiyaçları da ilave edebiliriz. İştahsızlık dediğimiz şey doymaktan çok daha farklı bir kaçınma durumu. Daha önce peşinde koştuğunuz, yolunu beklediğiniz lezzetler bir anda gözünüzde küçülür, onlardan uzak durmak için kendinizi olabildiğince geriye çekersiniz. Beyninizle mideniz arasında nasıl bir konuşma geçmiştir bilinmez. İştahsız insanın hayatı ve dünyayı algılaması önceki günlerine nazaran büsbütün değişir.

Hayatı öğünlere yüklediğimiz sürprizlerle renklendiririz. Acıktığınız takdirde iş sonrası öğle yemeği neşeli bir etkinliğe dönüşür. Fakat o beklediğiniz açlık bir türlü yolunu beklediğiniz saatte gelmiyorsa hayatın yemek saatleri monoton, durağan ve sıradan vakitlere dönüşür. İştahı olmayanın neşesi de yoktur. Susamak suyu çağırmak ve ona ulaşmak için sessiz bir duadır. Bu duanın gerçekleşmesi ona kavuşmakla sadır olur. Susamış iken suyun size sağlayacağı keyif ve mutluluğun yerini başka ne alabilir ki? Ah açlık, ah susuzluk, ah uykudan nerede ise kapanan gözler hayat ne sizinle kaim ne de sizsiz bir şeye benziyor. İyi ki bizleri başınızdan savmıyorsunuz. Siz olmasanız fırıncının ekmeği, çeşmenin suyu, kuş tüyü yatak neye yarar? Suya kanamamak, yemeğe doymamak, uykudan başını kaldıramamak da insanın bu dünyada başına gelebilecek en büyük felaketler arasında.

İyisi mi açlıkla, susuzlukla ve uyku ile her zaman anlaşıp sözleştiğimiz yerde buluşalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Eylül 20:20


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?