Doğu Türkistan’a Çin tacizi

Bismillâhirrahmânirrahîm;

DOĞU Türkistan’a yapılan insafsızlık ve zulmün hangi boyuta ulaştığının farkında mısınız? Çin yönetimi zulmün boyutunu mahremiyete tecavüz noktasına ulaştırdı. Türkistanlı kardeşlerimizin evlerine “kuzenler” adı verilen Çinli memurlar zorla misafir(!) oluyorlar. İnsan haklarını yok sayıyorlar. Zorla misafirlikler, ailelerin yatak odalarına kadar uzandı. Eşi ve çocukları toplama kamplarına alınan yalnız hanımların evlerinde memur statüsündeki Çinliler gecelemeye başladı.

Dünya “ürpertici” zulme seyirci kalmamalı. Hele İslâm dünyası… Onların kardeşlerinin inanç ve gönülleri bu zulme seyirci olmayı kaldırmaz. Hasan el-Benna’nın “Risaleler”inde şu fıkhî hükmü okumuştum: “Batı’daki bir Müslüman kadın tecavüze uğrarsa, Doğu’daki Müslümanlara, bütün servetlerini harcamak pahasına da olsa, o kadını kurtarmaları üzerlerine vacip olur.” Evet, Müslümanların namus ve şereflerinin korunması bu derece önemlidir.

İslâm dünyasının ciddi bir empatiye ihtiyacı var. Bu manzaranın bizim başımıza geldiğini düşünebiliyor musunuz? İslâm dünyasının ağabeyi durumundaki Türkiye, bu ürpertici manzaralara ilgisiz kalamaz. Hani, Müslümanlar kardeşti? Kardeşlerimizin problemlerini giderme görevimiz vardı. “Müslüman, kardeşini yardımsız bırakmaz, onu düşmana teslim etmez” (Buharî) ölçüsünü nereye koyacağız?

Senelerdir Doğu Türkistan’a yapılan zulümler çekilmez noktaya ulaştı. Çin yönetimi, asıl Doğu Türkistan’ın “İslâmî kimliği”nden rahatsız. Hedeflerinde İslâm var. Bu sebepten evlerde Allah’ın konuşulmasını; İslâm’ın öğrettiği selâmın verilmesini; sakal, tesettür, namaz gibi ibadetlerin yerine getirilmesini istemiyorlar.

DOĞU TÜRKİSTAN NERESİ?                                                                            

DOĞU Türkistan Asya kıtası ve Orta Asya bölgesinin orta kısmında yer alıyor. Çin, Moğolistan, Afganistan, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan gibi ülkelerin komşusu… En uzun sınır komşusu Çin! Problem hep Çinlilerle yaşanıyor. 1.6 milyon kilometrekare toprak bütünlüğüne sahip. Üçte biri çöl! Zengin yeraltı kaynakları ve tarım alanlarını bünyesinde barındırıyor. Net olmamakla birlikte nüfusu 40 milyon civarında.

Tarihi 6. yüzyıla kadar uzanıyor. Başlangıçta Budizm ve Maniheizm dinine mensup idiler. 14. yüzyılda İslâm’ı seçtiler. 8-9. yüzyıllarda Karluklar ve Karahanlılar ile iyi ilişkiler geliştirdiler. 9. yüzyıldan itibaren Çin İmparatorluğu ile siyasî ve kültürel ilişkiler kurdular. 1759’dan sonra ayaklanmalar ile mücadele ettiler. 1863’te bağımsızlıklarına kavuştular.

Doğu Türkistan 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nce siyasî ve ekonomik olarak işgal edildi. Çin’in kontrolüne girdi. Büyümekte olan Çin yönetimine kaynak sağlamaya başladı. Giderek artan problemler bu dönemde başladı. Çin, Doğu Türkistan’ın Müslüman kimliğini hazmedemedi. Ülkeyi asimile etmek, kimliğinden uzaklaştırmak için çareler aradı.

Çin, 1960’tan itibaren Doğu Türkistan’da kültürel tek tipleştirme politikası başlattı. Doğum oranlarını düşürdü. Gebeliği önleyici aparatlar kullandı. Nüfusu kontrol etti. Çinli nüfus yerleştirdi. Uygurların İslâmî yaşantılarına kısıtlamalar getirdi.

Son senelerde Çin zulmü şiddetini artırdı. Fizikî ve psikolojik saldırılar hız kesmedi. Önceden müdahaleler dıştan yapılırken, şimdi evlerin içlerine kadar ulaştı. Özel hayat yok sayıldı.

“ÖLÜM DAHA GÜZELDİ”

DOĞU Türkistanlı kardeşlerimize yapılan zulmü öğrendikçe, son Osmanlı ulemasından, ehl-i sünnet anlayışının yılmaz savunucusu merhum Ahmet Davudoğlu hocanın, Bulgar zindanlarında uğradığı zulümleri anlatan, “Ölüm Daha Güzeldi” adlı hatıra kitabı aklıma geliyor. Türkistanlı kardeşlerimize yapılanlar da dayanılır gibi değil. Çin, Doğu Türkistanlı ailelerin evlerinde misafir(!) olmak üzere 1 milyondan fazla kadın ve erkek memur görevlendirmiş durumda.

Çinliler, kültürel asimilasyon için koydukları kuralları uymaya zorluyorlar. Memurlar ailelere not veriyor. Kurallara uymayanlar aile kamplarına gönderiliyor. Evlerde, “Selâmünaleyküm” demek bile yasak.

Evlerde kendi kültürlerini yansıtan kitap ve filmler de yasaklar arasında. Çin Komünist Partisi ile bağlantılı kitaplara yönlendiriliyorlar. Hollanda’da faaliyet gösteren “Uygur İnsan Hakları Vakfı” şu açıklamayı yaptı: “Bize ulaşan bilgilere göre, eşleri, erkek çocukları gözaltına alınan kadınların evlerine erkek memurlar gönderiliyor. Tek başına yaşayan kadınlar taciz ve tecavüze uğruyor.”

İslâm ülkeleri kendi problemlerine ne zaman sahip çıkacak? Sıra kendilerine gelince mi? Tek başımıza yeterli olamadığımız ortada. Dünyada yaşananları görmüyor muyuz? Aynı inanca sahip topluluklar “birliktelikler” oluşturuyor, güçleniyor, kurumsallaşıyorlar. Ya İslâm dünyası! Bölgesel ve evrensel güç oluşturma gayreti göstermeyecekler mi?

Türkiye öncülüğünde İslâm dünyası geleceğine sahip çıkmalı. Dünyada “etkin unsur” haline gelmeliler. Bize bizden başkasından fayda yok. D-8’ler faaliyete geçirilmeli. Artık, “İslâm Birliği”ni kurmanın “zorunluluk” olduğu görülebilmeli.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 47Beğen . 47Beğenme 29 Eylül 18:12


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?