Doğruları deve boynunda aramak

20 Eylül günü sayın İçişleri Bakanı’nın bir açıklaması düşmüştü sosyal medyaya; bizim de belge diye yukarıya aldığımız.

“Şaşkınlıkla ve üzülerek” de olsa yine takiplerindeymiş Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk.
“Yine” kelimesini mecburen kullandık; bir gazeteci ve bir bakanlık ilişkisinin boyutları doğru bilinsin istediğimizden. Zira açıklamanın ilk paragrafında kullanılan “Husumet” ve son paragraftaki “Hasmane tutum” vurgulaması, Bakanlığın, “Eğrileri düzeltmek” maksatlı açıklamalarının ilki olmadığına ispattır.
Sayın İçişleri Bakanı’nın “Deveye -boynun neden eğri- diye sormuşlar; -Nerem doğru ki- demiş. “Darb-ı meseliyle samimiyet havasında özel açıklamasına başlamasının sıcaklığı, siteminin sonunda, geçmişte bakanlığında görev almış iki ağabeyinden bahisle sürdürülmesi ve “Onayınıza başvuracağız” latifesi değildir, bizim yazımızın bahis mevzuu.

Sayın İçişleri Bakanı’nın “Düzeltme açıklaması”nın çağrıştırdığı sorulara cevap arayarak 2020 yılının bu Eylül ayını kayıtlara almak istiyoruz açıkçası.
Cevaplarına mazhar olmuş gazetecinin bilgilerinin, ki adını soyadını ve gazetesini yukarıda yazdık, “kulaktan dolma” olduğu ve bu yapaylığı da “Kopyala-yapıştır” yöntemiyle haberleştirdiği tespit edilmişse, sebebi araştırılmalı ve bulunmalı idi.
Bir gazetecinin haberleşmede kullanılan teknoloji bilgisi varsa, neden doğru bilgilere ulaşamıyor?
“Erişim engeli” etiketi takıldığından veya bilmediğimiz başka sebeplerden dolayı bilgiye ulaşımda problemler varsa, “Vesayet dönemi”nden kalmış olmak tanımı kimi, nereye ve ne zamana kadar tatmin edecektir?

Olay belli. Giresun’da yaşanan sel felaketi.
Açıklamanın 2’nci maddesindeki kaymakamın görevden alınmamışlığı ve başka bir ilçeye tayini rutin icraat iken, 3’üncü madde tartışmaların tam merkezine taşınmalı iddiasındayız.
“Sel felaketi sonrası” bir yetkili, “Müfettişlerin talebi doğrultusunda” görevden alınmıştır. Çünkü, “Kum ve çakıl ocaklarının derelerdeki kontrol edilemeyen faaliyetleri” vardı.

Sorular peş peşedir. Sel felaketi olmasa idi, kontrol edilemeyen faaliyetler sürecek mi idi? Müfettişler illa bir sel felaketinden sonra mı görevlendirilir? Giresun gibi bir vilayette, kum ve çakıl ocakları varsa, o ocaklarda teknik diplomalı elemanlar çalışmıyorsa, çalışanları ve ocak sahiplerini “sel” konusunda aydınlatacak kurumları da yoksa ülkemin, özel açıklamalardan bunları da öğrenmek isterdik.
2’nci ve 3’üncü maddeleri dedik ama, içimizin alev alev tutuştuğu yer 1’inci maddedir. Doğrusunu biz biliriz resmiyeti sindirilmiş giriş cümlesi sayın Süleyman Soylu twitinin aynen şöyledir: “Giresun’da şehid olan 5 jandarma personelimizin (Yazınızda 4 olan) şehid olduğu ilçe Dereli değil, Tirebolu Harşit çayıdır.”
1988 yılında bir türkü ünlenir Burhan Çaçan’ın sesiyle. Körpe yavrulu Asiye sele gittiğinde, Malatya topraklarında yakılan o ağıt-türkünün kulaklarımızdan yüreklerimize ve gözlerimize ulaştığı 80’lerin sonunda, sayın Süleyman Soylu 18 yaşlarının yiğit delikanlısı kaydıyla varken, twitinin yazılmasında emeği geçen danışmanları ise belki de dünyaya teşrif etmemişlerdi.

Bu hesabı, ikinci kıtasında “Bu vali de ağır vali / Kumandanı çağır vali / Gelinleri su götürmüş / Askerleri goyur vali” isyanının dillendirildiği ağıt-türkü ile yetkili ve mes’ullerimizin bir bağlarını kuramadığımızdan yaptık.

“Milli Şef”li yılların son ayında vuk’u bulan Malatya/Polat beldesi sel felaketinde yardımları istenen vali, kumandan ve askerlerin, aradan geçen 70 yılda, sayın İçişleri Bakanı’nın twitinde yazıldığı üzere kaymakam, ilçe ve jandarma personeli olmasının manasını onlar gibi anlayamadığımızdan o bağı kuramamış değiliz sadece.

İl Genel Meclisi toplantısında menfezleri yıkılacağı bir yıl önceden kayıtlara geçirilen Giresun derelerinde şehid olan jandarma personelimizin 5 olduğu, 1’de kepçe operatörümüz var, İçişleri Bakanlığı’nca resmi bir twit yazısında ilan edilirken, artık ülkemizde yaşatılmayan bir hayvanın anıldığı bir darb-ı mesel ise hatırlatılan, bağ kuramamamız ülke sevgimizden kaynaklıdır ve maddenin sakımı kanununa aykırı düşmez.

Çayeli’nden kimin elinden

Ötesine yali yali gidilen Çayeli ilçesi AKP’lilerinin ilanından haberdar olan ve özellikle geçtiğimiz yüzyılda çocukluğunu ve gençliğini yaşamış insanlarımızın aklına ki bunlardan biri de bugün Cumhurbaşkanı’mızdır, her duyduklarında canlarını sıkan bir şiirin iki mısraı mutlaka düşmüştür.
“Hemen üye olun, Külliye’de 1 gün geçirme fırsatını siz yakalayın!”
Tartışmaya açık ilanın, tartışılan cümlesidir bu. Tartışılan olması, AKP’lilerin Külliye’yi sahiplenmede kendilerini rakipsiz görmelerinden kaynaklansa gerek. Davet edilenlere yalın olarak “siz” denmiş. Bu aslında yetersiz kalan bir ifade şeklidir. Fırsatı siz yakalayın! Hiç yakalayan olmadı; gibi bir tedai üstlenen bu çağırma, “siz de” şekline sokulup kibarlaştırılsaydı maksat hasıl olur muydu? Elbette hayır! Çünkü ilk itiraz, Muharrem İnce’yi hedefe oturtuyorlar, demeye hazır muhaliflerden gelirdi.

“O fırsatı siz de yakalayın Muharrem İnce gibi” yahut “Fırsatı Muharrem İnce gibi siz de yakalayın.”
AYM başkanımız sayın Zühtü Arslan’ın da buyurduğu üzere, herkes dilediği üslubu tercih etmekte serbest olduğundan, biz de can sıkan şiirin o iki masraına dönmek istiyoruz. Yoksa bizi ne ilgilendirir Çayeli’lilerin açtığı yoldan “Devre mülk” meraklısı AKP’lilerin zaman kaybetmeden yürüyüşe geçmeye hazırlanmaları.
Millî Gazete’ye muhaliflikleri kollandıkları yahut aldıkları ilan hacmine ayarlanmış yandaş gazete katiplerinin “Külliyeyi Erdoğan’la özdeşleştiremezsiniz” ikazlarına rağmen, üyelerine Külliye’de bir günlük yaşamayı ulaşılması şartlara bağlı hayal yapması parti güçlülerinin, bir başka hesabın olduğu ihtimalini düşürüyor akıllara. (11.02.2020 tarihli “Akit’in iddiaları külliyen yalan” yazımızdan sonra bakınız. 18.04.2020 tarihli “Bir atasözümüz var: At sahibine göre kişner” yazımız.)

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu “Onur istifalı” günlerinde anlatırken, kim olduğunun bilinmemesinden de şikayete duran Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya, dedesinin Hamidiye zırhlısı askerlerinden olduğunu özellikle vurgulamıştı. Hamidiye’de olmak, Hamidiye’nin top attığı yerde olmak mukayesesini mi canlandırmak amacındaydı bilmiyoruz.
Acaba denebilir şimdi: Çayeli’nin AKP’lileri de üyelerinin torunlarına bir vesika mı hazırlamak istiyorlar bu tavırlarıyla. Dedesi Külliye’de bir gün yaşayan kahramanımız, dedirtmek gibi... Olabilir de, olmayabilir de... Lakin bizim üzerinde duracağımız konu, burada bir kere daha tekrar edelim, AKP iktidarının yaşayışlarını sürekli yasak kapsamına aldığı 65, biraz üstü ve biraz altı yaşların sahiplerinin canlarını sıkan teneke şairlerimizden birinin şiirinde geçen o iki mısra olacaktır.
Bir AKP teşkilatının, partilerine üye davetiyle, Cumhurbaşkanlığı makamının ve ikametinin olduğu bir binayı varılacak son yer cazibesine sokmayı günümüzde hedeflemesi paraleldir, 1929’da yazılmış “Çankaya” şiirine.
“Kabe arabın olsun, / Bize Çankaya yeter!”

Milli bisiklete öncelik

Toplumu meşgul etmek amaçlı iki politik eylem sosyal medyada “cirmi”nden fazla yer ve zaman bulur oldu, yaşadığımız şu son günlerde. Biri, yeni partiler kurup durmak. Diğeri ise iktidar insanlarının her yeni günde, yeni bir demeç üretme yarışında olmalarıdır.
Yerli otomobil, milli otomobil gibi projeler ha bitti, ha bitecek heyecanıyla yandaşcı medyamızda paylaşılırken, sayın İçişleri Bakanı çıkıyor ve diyor ki:
“Polis koruması almana gerek yok. Bisikletinle işe git gel bakalım.” Kime dediğini de açıklayıp, farklılığına da not düşürüyor.
“Anayasa Mahkemesi Başkanı’na söylüyorum, kendi arabamla tek başıma gitmeye ben varım, sen var mısın?” Sayın Soylu’nun bu demeci daha sıcakken, ben bisiklet sanayicileri derneğinden doğrusu şöyle bir itiraz beklemiştim. “Ülkemizde insanlarımızın bisiklet kullanmalarında ve bisikletle işe gidip gelmelerinde devletimizin rahatsız olacağı ve huzursuzluk duyacağı hiç bir durum söz konusu değildir. Ülkemizde yaşanan ekonomik şartların zorlamasıyla, insanımızın özel otomobillerden bisiklete yönelmesi ne gibi bir asayiş sorunu oluşturmuştur ki ilgili bakan, fişleme yapılacak vezninde konuşarak, muhatabını cesaret sınavına zorlamaktadır.”

Bisiklet ithalatçılarımız var, bisiklet sanayicilerimiz yok bilgisi bende olmadığından böyle düşünmüşlüğümün hoş görüleceğini umarak, sayın Soylu’nun söz konusu ettiğimiz demecinin, ki demeç konusunda maşallahı olan bir bakandır, son cümlesine de dokunmak istiyoruz.
Kendi arabamla tek başına gitmeye ben varım” derken açıklamak lüzumunu hissettiği mal varlığı parçası o özel otomobili caddelerde görenler, dönüp bakarlar, bir daha bakarlar ve sonra “Aaa! İçişleri Bakanı geçiyor. Koruma arabaları nerde kalmış” mı derler; yoksa ikinci el piyasasından işte diye mi düşünürler?
Bisikletli demeçten sonra bizim aklımıza böyle demokratik düşünceler üşüşürken, soruların ardı arkası mecburen gelmeyecektir.

Neden bisiklet örnek oldu mesela? Ben memurken çok kere yaya gittim geldim. Ama o günler otobüslerde bilet kesilen günlerdi. Yani insanımızın, İçişleri Bakanı Sayın Soylu’nun demeçlerine muhatap yaptığı AYM başkanı, bisiklet alacak maaşla çalışıyor, diye düşünmeleri mi istenmişti?

Sayın Soylu’nun sosyal medyada tefrika edilen son mesajında, “Aldığı komiser yardımcılarının yüzde 41’ini FETÖ’den ben ihraç ettim” demesini de dikkate alırsak... Neyse biz almayalım. İstihbaratının gücüne hep inanmışızdır devletimizin; 15 Temmuz’u üç ay önceden bu sayfada yazmış bir fakir olarak yani...
Bakalım, yarın hangi demeçlerini duyacak kulaklarımız yetkili yöneticilerimizin...
Rahmetli babam “Kulak asma” der geçerdi!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?