Kuşandığınız kokunun membaı ne ola ki?

Hikâye edilmiştir ki yeni gelin, yeni geldiği eve alışana kadar o evin koktuğundan, dolayısıyla temizlik eksiğinden şikâyet eder. Gelinliğinin ertesi gününde hemen işe koyulur; evi silip süpürür, eşyaları düzenler, kokunun kaynağını bulup giderme gailesine düşer. Yorgunluktan eli kolu düşünceye kadar çalışır, çabalar, habire temizlik yapar. Günler, belki haftalar sonra yorgunluktan bitkin düştüğünde müşahede eder ki koku gitmiştir. Gelin, çok çabalayarak, temizlikle uğraşarak kokuyu gidermiştir. Bunun gönenciyle evdekilere, gördünüz mü bak, ben geldim eve sinmiş olan o kadim kokuyu giderdim der gibidir. Hane halkı, özellikle ihtiyarlar, yani kaynana, kayınbaba ve dahi onların büyükleri böyle bir gayrete gülümseyerek bakarlar. Kimseyi eziklemezler ama bilirler ki alttaki ahır orada olduğu müddetçe o giderildi zannedilen koku hep evde olacaktır. Gelin, kokuyu giderdim diye avunadursun, onun burnu artık kokuya alışmıştır. Böylece dışardan gelen birinin fark edebileceği koku hane halkından kimsenin burnuna ulaşmaz.

Eskiler evlerini asırlık tecrübeyle sağlam zemine kurmaları gerektiğini bilirler. Sel ya da heyelan yahut aşırı rüzgâr gibi doğadan gelebilecek tehditler teker teker düşünülür; buna rağmen su ihtiyacını doğal yoldan halletmek için evler tepeye değil dağ eteklerine yapılır. Bu evlerin zemin katı ahır olarak inşa edilir yani önce hayvanların konforu düşünülür. Böylece o ahıra tez elden ulaşmak, gece-gündüz hayvanları kontrol etmek, bakımlarını yapmak çok daha kolay olur. Gelgelelim o ahırdan eve doğru kesif bir gübre kokusu yükselir, eve sineklerin üşüşmesine neden olur. Ne denli temiz olursa olsun her esintide oda parfümü kıvamında eve ılgıt ılgıt gübre kokusu yayılır. Alışmışlar için pek bir şey ifade etmeyen bu koku ve dahi kokuya üşüşen sinekler; süreli gelenler, misafir olanlar, eve yeni yerleşenleri rahatsız eder. He ayrıca, hane halkının hiç rahatsız olmaması, kokunun olmadığı anlamına gelmez!

Peki, neden böyle bir hikâyeyle giriş yapılmıştır? Eskiler yazılarını da böyle kurarlar. Sonra konuya gelir, orada karar kılarlar. Zira kokuya alışık okurlar, kokunun varlığını inkâr edecek değillerdir.

Şimdi, söz gelimi, söylenenlerin hitap ettiği kitle bellidir. Okuyanı, okumayanı, oranı, yaşlısı, genci bile bellidir. Dolayısıyla söylenenler akıl, izan, vicdan sahipleri tarafından gayet net anlaşılacak, okumaktan imtina eden ama ne hikmetse anladığını zannetmekten de çekinmeyen ergen yahut geç dönem ergenler tarafından hiç anlaşılmayacaktır. Açık ya da kapalı kime ne söylendiği de bellidir. Hayır, iktidar eleştirisi yapılmıyordur tam aksine bir şekilde iktidara getirilmiş ve insanlar üstünde tahakküm oluşturma gayretine düşmüş varlıkların karşısında geliştirilen, heyhat uzun zamandır ne yazık ki geliştirilemeyen tutumdan söz ediliyordur. Her ne kadar muhalif bir zeminde yol alınsa da muhalefet edilen iktidarın söylenenleri kaale aldığı iddia edilemez. Muhtemelen onların umurunda bile değildir. Onlar kendi kokuşmuşluklarının bağımlısı olmuş, kendilerinden menkul kokulara hayran, öylesine bir güruhtur. Buralarda ne söyleniyor, ne iddia ediliyor, hangi konuda uyarılmışlar, zerre umurlarında olmaz. Olması da beklenemez, zira yaşadıkları aşkın, transandantal boyutun neresi düzeltilsindir.

Buralara gelince… Burası diye söylediğimiz bizce kutlu zemin, kimsenin babasının malı değildir. Kimseye miras da kalmamıştır. Birilerinin birilerine ahkâm keseceği, tahakküm kuracağı, racon çekeceği, bir yer hiç değildir. Adam seçmek, adam kayırmak, klik oluşturmak namussuzların işidir. Bu türden bir kafa yapısı taşıyanlar plaket verilip yolcu edilmeliyken tam aksine her kıdemli alabildiğine şımartılır. Öte yandan her hareket sorgu götürür. Götürmelidir. Varlığını istişareyle ifade eden kitle ben yaptım oldu diyebilme lüksüne sahip değildir. Atananlar kutsal, seçilmiş, ayrıcalıklı olamaz. Her sorumsuzluğun hesabı elbette sorulur. Sorulmalıdır.

Virüsten etkilenip koku alma güdüsünün yitimiyle durumu açıklayamayız. Parfümle, tütsüyle, esansla, af edersiniz Cuma Rüzgârı’yla hiç halledemeyiz. Akif’in deyişiyle ‘garbın afakını saran çelik zırhlı duvar’dan daha beteri şarkın afakını saran ahır kokusudur. Bütün gayret o kokuyu gidermeye yönelmeli, alışmaktan ise Yaradan’a sığınılmalıdır. Evet, buralar fena halde şırdan kokmaktadır. Kokuyu gideren parfüm, parfümün koktuğunu herkes bilir, demekle de bir yere varılmaz. Doğru kötülerin tekelinde olamaz. Heyhat, bizler, doğru olanı yapmak zorundayızdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 22 Eylül 12:12


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?