Reklamı Kapat

Popülizm bir idare şekli değildir

İktidar makamının esprisi, özelliği, ayırt edici niteliği “idare etmek”le ilintili olmasıdır. İdare makamı olmasından ötürü, mazeret ileri sürmek, bahane üretmek, gerekçeler sıralamak gibi bir lüksü de yoktur. Hele ki eleştirmek veya durum tespiti yapmak değil, icraat üretmesi beklenen bir makamdır.

Son dönemlerdeki gelişmelere bakılırsa, siyasi iktidarın “idare etme” kabiliyetinin giderek azaldığı görülüyor. İdare etmek yani yönetmek yerine, “durumu idare etme” şeklinde bir tutum müşahede ediliyor. Özellikle ekonomi alanında yapılan yanlışları aklıselim şekilde düşünmek, kendini bunlarla ilgili olarak bir muhasebeye çekmek, herkesin dile getirdiği bu yanlış politikaları kabul edip düzeltmek yerine mevcut yanlışları savunmak ve üstüne yeni yanlışlar eklemek şeklinde bir yol izleniyor. Böyle olunca da “yönetememe” durumu iyice girift bir hal alıyor.

Her uyarıyı, eleştiriyi, tenkidi de gücün vermiş olduğu gereksiz özgüven ve şımarıklıkla tersledikçe de sorunlar daha da içinde çıkılmaz hale geliyor.

Sorunlar büyüdükçe ve eleştiriler de arttıkça hırçınlaşan siyasi iktidar, bir yandan da oyların düşüşe geçmesinin oluşturduğu baskı nedeniyle istemeden de olsa eski “burnundan kıl aldırmayan” tavrını terk etmek zorunda kaldı. Bu iyi bir şey olarak görülebilir, ancak yönetememe hali büyüdükçe giderek sosyal medya reaksiyonlarına göre hareket etmeye başlamasını iyiye yormak pek olası değil. İdare makamı, anlık reaksiyonlara, coşkulara göre hareket ediyorsa, ortada bir plansızlık, programsızlık, ne yapacağını bilmezlik var demektir.

Ki bu sosyal medya reaksiyonlarına göre hareket etme halinin, özellikle de hukuku ilgilendiren meselelerde görülmesi, memleketteki adalet kavramının sıhhatine dair soru işaretlerine neden olmaktadır. Hukuk, bir normlar bütünüdür ve devlet de bu normları her alanda, herkese, her şart ve durumda uygulamakla mükellef bir yapıdır. Bunun çeşitli sebeplerle esnetilmesi kabul edilemez.

Tam da bu yönetemem hali nedeniyle bir de şöyle bir durum ortaya çıkmış durumda. Artık iyiden iyiye kamuoyunun “algılarına oynama”, çeşitli vesilelerle hamaseti, popülizmi diri tutma, her meseleyi dini ve milli hassasiyetleri istismar vesilesi kılma gibi bir durum söz konusu. Twit atarak, fotoğraf paylaşarak, sosyal medyanın türlü çeşitli cambazlıklarını kullanarak verilmeye çalışılan mesajlarla bir devletin güçlü olamayacağını hatırlatmak gerekir. Devleti güçlü kılan adaletli olmasıdır, istikamet üzere bulunmasıdır, tezlerinde ısrarlı olmasıdır ve devlet ciddiyeti içinde hareket etmesidir. Kimse idare makamından sosyal medyada çeşitli algılara oynamasını beklemez zaten.

Ekonomi kırmızı alarm verdikçe, geçim sıkıntıları ve hayat pahalılığı gözle görülür şekilde ve dahi resmi rakamlara da yansıyarak artarken, işsiz sayısı Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesinde bulunurken ve milli gelir devletin verilerine göre 10 yıl önceki seviyenin altına gerilemişken, hala “bu ay önceki aydan, sonraki ay bu aydan iyi olacak” şeklinde masallar anlatılıyor mesela. Ortadaki korkunç gerçeği göstermemek için oynanan bir “cambaza bak” oyunu değil midir bu?

Aynı şekilde birkaç yıldır süren ekonomideki kriz/buhran hali vatandaşı net olarak fakirleştirdiği halde, “ekonominin pik yaptığı” veya “dünyanın en büyük 10 ekonomisi hedefine hiç olmadığımız kadar yakın olduğumuz” türünden söylemler kamuoyu algısını yanıltmaktan başka ne işe yaramaktadır? Türkiye’nin gerçeğinin bu olmadığını idare edenler de bilmekte ama “yönetememe” halinin derinleşmesi artık bu türden “algı oyunlarına” sebep olmaktadır. Çok acı!

Hamaset, amiyane ta birle “Türk’e Türk propagandası yapmak” öylesine geçerli bir yöntem halini aldı ki, en basit meselede bile ve en haklı eleştiriye bile mesela “ezanların susmayacağı”, “bayrağın inmeyeceği” gibi karşılıklar verilebiliyor. Ekonomik kriz nedeniyle fakirleşenlerden, işsiz kalanlardan, hayat pahalılığından dem vuranlara bu karşılıkları vermek ne kadar mantıklı acaba? Hamasetle, popülizmle gerçekleri eğip bükmekle gerçeğin niteliği değişmiyor halbuki. Yönetememe hali büyüdükçe aklıselim de, mantıki düşünmek de sahneden çekiliyor maalesef.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Eylül 10:56
01

Probaganda Ile Ayaktal - akp 2002 hükümet oldu bize yaptırmıyor ettirmiyor dedi halk oy verdi 2007 de tamam cumhurbaşkanlığıda ellerine geçti.bizi darbeciler şunlar bunlar hakimler dedi referandumda onada onay verdi yetmedi.fetö şubu bahane ettiler yine halkı inandırdılar başkanlık sistemi geldi en büyük en güçlü yetki ellerinde artık, bu saatten sonra bunlar başkasına suç atamazlar.millet bunlara daha ne versin zaten senede 1 trilyon vergi veriyor tasarruf yetkisini de vermiş bunlar hala sorunları çözemiyor bahane üretiyor bahane de üretmiyor milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyerek durumu idare ediyor gerçek bu.o makamda daha yerli daha milli daha akıllı daha adil biri oturacak bu yetkileri olacak kimse bu hükümet kadar eleştirmez inanın.dertleri halk değil dertleri kendi cebleri ve efendilerinin cebleri o kadar belli oluyorki kısa vade değil uzun vadeli hafızası olan bir insan bunların tutarsızlıklarını görür bir an önce uzaklaşır.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 22 Eylül 07:52


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?